Aras Yayıncılık tarafından yayınlanan Manuşyan: Bir Özgürlük Tutsağı, Tehcir’den göçmenliğe, II. Dünya Savaşı’ndan faşizme, tarih çarkının bireyi öğüten onca sivri dişlisi üzerinde yükselen bir yoldaşlık öyküsü…
Aras Yayıncılık tarafından yayınlanan Manuşyan: Bir Özgürlük Tutsağı, Tehcir’den göçmenliğe, II. Dünya Savaşı’ndan faşizme, tarih çarkının bireyi öğüten onca sivri dişlisi üzerinde yükselen bir yoldaşlık öyküsü… II. Dünya Savaşı yıllarında, işgal altındaki Paris’te, faşizme karşı verilen direniş mücadelesinin liderlerinden Misak Manuşyan’ın yaşamı… Aşkı özgürlükten, inancı mücadeleden ayırmayan bir partizanın ölüm mangası karşısında sonlanan kavgası… Umutların, hayal kırıklıklarının, şüphelerin ve korkuların da olanca çıplaklığıyla gözler önüne serildiği bir anlatı….
Dostu, sevgilisi ve yoldaşı Meline Manuşyan’ın kaleminden…
Misak Manuşyan’ın 1906’da Adıyaman’da başlayan hayatı, I. Dünya Savaşı’nın, İspanyol İç Savaşı’nın, komünizm düşmanlığının ve otoriter rejimlerin Fransa’ya savurduğu binlerce “yabancı”nınkiyle, Paris’te kesişiyor. Dilini bilmediği, sokaklarını tanımadığı bu şehirde, Manuş’un şiiri, müziği, edebiyatı elden bırakmadan kültürünü yaşatma çabası, zamanla tüm halkların özgürlüğünü koruma mücadelesine, insanları yaşatma mücadelesine dönüşüyor.
Nazilerin Fransa’yı işgâl etmesi sonrasında yeraltındaki komünist örgütlenmeye katılan Manuşyan bir süre tutuklu kalır, serbest bırakılması ertesinde militan çalışmalarına devam eder. Komünist Partisi’nin Nazi işgâline karşı silahlı mücadele vermek için oluşturduğu Partizan birliklerinin (FTP) Fransa’daki yabancılardan kurulan yan örgütü Göçmenlerin El Emeği’ne (MOI) katılan Manuşyan, bir süre sonra Paris direnişinin önderleri arasına girer.
FTP-MOI üyelerinin önemli bir kısmı Doğu Avrupa’daki toplama kamplarından kaçan Yahudiler ile Franco faşizminden kaçan İspanyollardan oluşuyordu. Üyelerinin çoğunun Yahudi olması, FTP-MOI’nın diğer direniş topluluklarından çok daha yüksek bir gizlilikte çalışmasını gerektiriyordu. Üyelerinin çok önemli bir kısmının Fransa’ya gelmeden önce İspanya iç savaşına katılmış veya Doğu Avrupa’daki Nazilerin elinden kaçmayı başarmış kişiler olması da, FTP-MOI’nın yeraltı çalışmasını bilen, direniş tecrübesi yüksek, askerî eğitimleri yeterli bir kadro birikimine dayanmasını sağlamıştı.
Fransız Komünist Partisi tarafından örgütleniyorsa da doğrudan doğruya Komünist Enternasyonal’e bağlı çalışan ve direktifleri oradan alan FTP-MOI, bu özellikleri sayesinde direnişin askerî cephesinin bel kemiğini oluşturmuştu.
Paris’deki silahlı eylemlerin, Nazilere karşı bombalı saldırıların, sabotajların önemli bir kısmını Manuşyan’ın ufak komandosu gerçekleştirmiştir.
Bir Fransız işbirlikçisinin ihbar etmesi sonucunda 23 yoldaşıyla birlikte yakalanırlar.
Ağır işkenceler uğrar. Ser verir, sır vermez.
Nazi işgal ordularına verdirdiği kayıplardan dolayı Hitler, mahkemesini özel olarak takip etmekte, bilgi almaktadır..
Uyduruk işgal mahkemesine çıkar.
Önce Almanlara doğru dönerek:
“Size söyleyecek hiç bir şeyim yok. Ben size karşı koyup savaşarak görevimi yaptım. Yaptığım hiç bir şeyden pişman değilim. Şimdi, rolünü oynama sırası sizde: Elinizdeyim!”
Sonra, Fransızlara dönerek:
“Fakat size gelince, sizler Fransızsınız. Biz Fransa için, bu ülkenin kurtuluşu için savaştık. Sizse vicdanınızı ve ruhunuzu düşmana sattınız. Siz Fransız uyruğunu miras aldınız, bizse bu uyruğu hak ettik!”
diyerek Cezayir ve Londra Radyolarında da yayınlanan o müthiş konuşmasını yapar.
Hepsi farklı milletlerden olan 23’ler ölüme mahkum edilirler.
Mahkeme başkanı, onlara af dilemeyi düşünüp düşünmediklerini sorar. Bunun üzerine bütün yoldaşları Manuşyan’a dönerek hep birlikte “HAYIR!” derler.
21 Şubat 1944 tarihinde kurşuna dizilirler.

KIZIL AFİŞ
İstediğiniz ne zaferdi ne gözyaşı,
Ne hüzünlü org ne papazın son duası.
On bir yıl nedir ki on bir yıl…
Yaptığınız kullanmaktı silahlarınızı:
Ölüm gözünü kamaştırmaz Partizanın.
Asıldı yüzleriniz kentlerimizin duvarlarına,
Gece ve sabah karasıydınız, korkutucu, süzgün.
Bir afiştiniz, kızıl bir kan lekesi gibi,
Adlarınızı bile söylemek öylesine güçtü ki,
Gelip geçende dehşet etkisi yaratın istediler.
Sizi kimse Fransız olarak görmez gibiydi,
Gün boyu bakmadan geçti gitti insanlar.
Kimi parmaklar durmadı ama karartmada
‘FRANSA İÇİN ÖLDÜLER’ yazdı resimlerinizin altına
Bambaşka bir sabaha o gün başlayan
Tekdüze rengi vardı bir şeyde kırağının,
Şubat sonuydu, son anlarınızdı,
Sizlerden biri konuştu sessiz sakin:
Herkese mutluluklar,
Geride kalan herkese mutluluklar!
Ölürken kin yok içimde ey Alman halkı
Elveda zevk ve acı.
Elveda güller, elveda hayat, elveda rüzgar ve aydınlık!
Ve sen evlen mutlu ol sık sık düşün beni,
Bir gün bütün güzelliklerin arasında olacaksın,
Herşey sona erdiğinde Erivan’da.
Görkemli kış güneşi tepeyi aydınlatıyor :
Doğa o denli güzel ve yüreğim öyle yanıyor ki!
Zafer dolu adımlarımızı izleyecek adalet…
Melinee’m, ey aşkım, ey yetimim benim!
Sana yaşamanı, çocuk doğurmanı söylemek isterdim…
Tüfekler çiçek açtığında yirmi üç kişiydiler
Vaktinden önce canını veren yirmi üç kişi
Yirmi üç yabancı, ama yirmi üç kardeş
Yaşamı uğruna ölecek kadar seven yirmi üç kişi
Düşerken toprağa “FRANSA” diye haykıran yirmi üç KİŞİ..
LUIS ARAGON