1969’da anneme, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nin (PFLP) askerî üsleri ve eğitim kamplarında çalışmak için Ürdün’e gideceğimi söyledim
Gündelik bir deneyim olarak direniş ve devrim
(Ziad Abu-Rish'in Leyla Halid'le yaptığı söyleşinin 3. bölümü)
1968 yılının sonunda ben Kuveyt’teyken Shadya Abu-Ghazaleh, 1967 işgalinden sonra işgal altındaki Filistin’deki ilk şehit kadın oldu. Bu beni harekete geçirici önemli bir olaydı. O dönem birkaç kadın tutuklandı. Aisha ve Rasmiyya Ouda, Aida Suad, Fatma Barnavi; bunlar tutuklanan ilk kadınların adlarıydı.Onların mahkemelerini izledim; gördükleri bedensel ve cinsel işkencelere rağmen, “Onurumuz bedenlerimiz değil toprağmızdır” diyorlardı.
1963’te yüksek okula gitmeye artık maddi gücüm yetmediği için, çölde bir yatılı okulda bir orta seviye İngilizce öğretmeni olmak için yaptığım başvuruyu takiben Kuveyt’e gittim. 1964’te İsrail; Suriye ve Ürdün hükümetlerinin işbirliğine dayalı ortak proje olan bir barajı bombaladı. Bu meseleyi öğretmen arkadaşlarımla tartışmam onları hayrete düşürmüştü. Konuyla ilgilenmiyorlardı. Okul müdürü diğer öğretmenlerle yaptığım tartışmanın niteliğini soruşturmak için beni çağırdı. Soruşturma tarzı, AUB’de Rektör’ün ofisinde yaşadığım soruşturmanın bir benzeriydi.
1966’da üyelerinin birçoğu Kuveyt gibi ülkelerden sürüldüğünde Arap rejimleri ANM’ye politik bir felaket muamelesi yaptı. Erkek kardeşim Kuveyt’ten kovuldu. O dönem alileme destek olan bir tek ben vardım. Fakat politik olarak angaje olacak birşeyler yapmak zorundaydım. 1967’deki İsrail saldırısı ve işgali yeni bir gerçeklik yarattı. Birkaç kişiyi örgütleyerek, politik tabiiyetine bakmaksızın savaşçılar için bağış toplamaya başladım. Sınıftaki öğrencilerime, bir başka felaketin ortaya çıktığını ve birşeyler yapma sorumluluğumuz olduğunu anlattım.Öğrencileri ve öğretmenleri sürekli harekete geçirmeye çalışıyordum. Okulda bir radyo istasyonu vardı. Filistin konusunda bir radyo programı yapmaya başlamak amacıyla öğrencileri örgütledim. Filistin meselesini destekleyici bir atmosfer vardı ve sürekli bağışlar geliyordu.

1968 yılının sonunda ben Kuveyt’teyken Shadya Abu-Ghazaleh, 1967 işgalinden sonra işgal altındaki Filistin’deki ilk şehit kadın oldu. Bu beni harekete geçirici önemli bir olaydı. O dönem birkaç kadın tutuklandı. Aisha ve Rasmiyya Ouda, Aida Suad, Fatma Barnavi; bunlar tutuklanan ilk kadınların adlarıydı.Onların mahkemelerini izledim; gördükleri bedensel ve cinsel işkencelere rağmen, “Onurumuz bedenlerimiz değil toprağmızdır” diyorlardı. Amina Dahbour, 1969’da Zurih’teki bir El Al uçağına karşı bir grupla birlikte askerî operasyona gitti. Kadınlar tam anlamıyla mücadeleye katımıştı: Bazıları tutuklandı, bazıları şehit oldu, bazıları da operasyonlara katıldı. Onlardan biri olmayı çok istedim. Bu istek beni öğretmenliği bırakmaya sevk etti. Filistin’e gitmeyi istiyordum.
1969’da anneme, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (PFLP) askerî üsleri ve eğitim kamplarında çalışmak için Ürdün’e gideceğimi söyledim. Bana, “Erkekler öldürüldüğünde gidebilirsin” dedi. Ona, “Sen Filistin’den sürülürken, kadınlardan önce erkekler kapı dışarı edilmemişti” yanıtını verdim. O zamanlar annem bizlere, Filistin’e dönmek ve bunun için çaba harcamak zorunda olduğumuzu anlatmıştı. O ana kadar Ürdün’e gitme isteğim dahil tüm yaptıklarım, Hayfa’daki evime dönmek için yapmam gereken işin bir parçasıydı.
Annem kız kardeşlerimin ANM’ye katılmasına karşı çıkmıştı. Ben de küçük yaşta toplantılara katılmam nedeniyle sık sık azarlanıyordum. Bir defasında annemi gece evde olduğuma inandırdıktan sonra evden gizlice kaçtığım için, bir ANM toplantısına geceliğimle gitmiştim. Kılığım karşısında komutanım afallamış, arkadaşlarım ise bunu tam onaylamamıştı. Oysa bu özel durum belli bir meydan okuma değildi, çünkü üyeliğimi hayata geçirmek ve bu hareketin bir parçası olmak istiyordum. Bu sadece politik değil kişisel bir şeydi de. O toplantıda davranışlarım nedeniyle eleştirildim. Bu eleştiri beni olup bitenler konusunda eleştirel düşünmeye itti. Ben yaptığım şeyin bir fedakârlık olduğunu, diğer üyeler ise bunun kabul edilebilirlik sınırlarını aştığını düşünüyordu. Çok rahatsız olmuştum.Onların anneme karşı verdiğim mücadeleyi neden değerlendirmeklerini merak etmiştim. Eski geleneklere hep karşı olan biriydim ve şehir çok muhafazakârdı. Bu olay hayatımda bir dönüm noktası oldu. Aynı anda ailemde ve kendi hayatım içinde de bana karşı ayrımcılık yapıldığını fark ettim. Kendimi göstermek zorundaydım. Sonunda annemin onayını almayı becerdim. Fakat bu sadece ona Filistin'den sürülmemizin cinsiyetle alakalı bir şey olmadığını, dönmek için cinsiyetimize bakmaksızın hep birlikte çalışmamız gerektiğini hatırlatan babamın desteğiyle oldu.
Kaynak: Jadalliya, sol küre