Kur, faiz, borsa ve… sınıflar

GÜNCEL
Çarşamba, 31 Mayıs 2006 (20 yıl 4 ay önce)

Bağımlı kapitalist Türkiye ekonomisi küçük çaplı bir sarsıntı daha yaşadı. YTL yüzde 16 değer kaybetti, ulusal gelir dolar bazında yüzde 10 azaldı, faizler yükseldi, borsada sert düşüşler yaşandı.

Tüm bunlar toplumsal - siyasal açıdan ne anlama gelir? Burjuva iktisatçılardan bu konuda hiç bir şey öğrenemeyiz. Onlar her zamanki gibi finans hareketleri konusunda yüksek analizler yaptılar. Gerçek ekonomideki yavaşlama eğilimi ve çelişkiler konusunda buz gibi sustular. Hükümeti suçlayıp işin içinden sıyrılıverdiler. Onlara göre, kapitalist ekonomi sarsılmazdır, sarsılırsa bu suyu ısınmış beceriksiz politikacılardan kaynaklanır!

Burjuva basının gösterişli ekonomik analiz sayfalarında tabii ki yer bulamayan önemsiz ayrıntıların bir kaçını sıralamak, bu krizin de ne getireceği üzerine daha fazla bilgi verir:

- 2005 yılı içerisinde tarımsal istihdam 900 bin kişi daraldı.
- Son 1 yıl içerisinde tekstil sektöründe istihdam 200 bin kişi daraldı.
- Son 3 ay içerisinde bankalara olan tüketici kredisi borcunu ödeyemeyen 36 kişi intihar etti.
- Akıl hastaneleri talebi karşılayamıyor. 10 binin üzerinde kişi tedavi görmek için sırada bekliyor.
- İnternet üzerinden böbreğini satışa çıkaranların sayısında patlama yaşanıyor.

Ruh ve böbreklerden kesinti

Bu krizin de ilk planlanmış sonucu sosyal güvenlik harcamalarından 2.5 milyar dolarlık ek kesinti öngören bir IMF paketi oldu. AKP Hükümetinin Genel Sağlık Yıkımı Yasa Tasarısını ağırdan alması, ve biraz yumuşatıp 3 yıla yayılmış bir programla çıkarması, ardından Cumhurbaşkanının veto etmesi, IMF’nin öncelikli vuruş noktalarından biri oldu. İşçi sağlığından, halk sağlığından, emeklilikten, ilaçlardan, ruhlardan ve böbreklerden 2.5 milyar dolarlık kesinti daha!

Kriz kapitalist ekonominin ucuz kredi ve ucuz ithalatla yağlanan çarklarını gıcırdatacak. Son yıllarda özel şirketlerin dış borçları ilk kez devletin ve bankaların dış borçlarını aştı. Faiz ve kurun yükselmesi, hem şirketlerin borç geri ödemelerini hem de yeniden borçlanmalarını zorlaştıracak, maliyetlerini yükseltecek. Bu da kapitalistlerin ücretler ve istihdam üzerindeki baskısını artıracak. Yine son 3 yıllık büyümenin yüzde 60'ının kredili satışlardan kaynaklandığı düşünülürse, artı değer realizasyonunu zorlaştıracak. Enflasyonu yükselterek ücretleri eritecek. Bu koşullarda işsizlik ve işini koruma sorunuyla, uzun süredir arka plana itilmiş ücretler konusunun yeniden önem kazanan bir mücadele konusu haline gelmesi beklenebilir. Tüketici borçları da, emekçi sınıflar açısından daha can yakıcı ve can alıcı bir sorun haline gelecek.

Döviz kurundaki yükseliş, kur avantajıyla ithalat ve ithal girdi üzerinden karlılığın yükseltilmesi olanağına son veriyor. Bu durumda ucuz krediyle ithalata ve ithal girdiye dayanan geniş bir sermaye kesimi sıkışma yaşayacak, maliyetleri artacak, karlılıkları düşecek. İşçilere saldırganlıkları artacak, yeniden ihracata dönmeye çalışan bir çok şirkette sarsıntılar ve işçi mücadeleri beklenebilir.

Balon patlayınca?

Kriz orta sınıfları da doğrudan etkileyecek. Borsada asalaklık özentisiyle oynayan ve herhalde şimdi bazıları kendilerini asacak bir ağaç arayan “girişimci” bozuntusu orta sınıf mensublarını geçelim. Onlara acımak içimizden gelmez.

Düşük faizli ve uzun vadeli konut kredisi ile ev sahibi olma özlemi içindeki daha geniş bir orta ve alt orta sınıf kesimi ise mortgage tuzağından esaslı bir vurgun yiyecekler. Bankalar konut kredisi faizlerini şimdiden yüzde 20 artırdılar. Döviz kurundaki yükseliş de inşaat maliyetlerini ve konut fiyatlarını yükseltecek. Sonuçta mortgage, konut kooperatifi vb. kapanına girenlerin önemli bir bölümü, sahip olmayı düşledikleri dairelerin üzerine birer bardak su içecekler, buna bağladıkları birikimlerini yitirmiş ve gırtlaklarına kadar borç batağına batmış olacaklar.

Gayrimenkul piyasalarındaki spekülatif şişmeyi, bir durgunluğun ve giderek çöküntünün takip etmesi, bu kapana giren orta sınıf kesimlerini sarsmakla kalmayacak. Kentsel dönüşüm programı çerçevesindeki gecekondu yıkımlarıyla birlikte ağırlaşan konut sorununu keskinleştirecek, başlıbaşına bir toplumsal kriz dinamiği haline getirebilecek.

AKP hükümeti, gayrimenkul piyasasındaki ucuz kredi dağıtımına dayanan spekülatif şişmeyi, düşük kur ve ucuz ithalatın bunaltığı iç piyasayı, iç piyasaya üretim yapan sermaye kesimlerini rahatlatmanın bir aracı olarak kullandı. Bundan önemli bir payı da AKP bünyesinde hareket eden TÜSİAD dışı sermaye kesimleri aldı. IMF’nin ikinci vuruş noktası, AKP’nin diğer sermaye kesimlerini de gözeten ve onlara TÜSİAD’ı endişelendirecek biçimde alan açan, onların sermaye birikimlerini IMF’nin mali disiplinini gevşeterek canlandırmaya çalışan bu gibi uygulamalarının önünün kesilmesiydi. Gayrimenkul piyasalarındaki spekülatif köpüğün sönmeye başlaması, sanayideki yavaşlama eğilimini güçlendirecek, sermaye kesimleri arasındaki mücadeleyi kızıştıracak, aynı zamanda son dönemde doğrudan ve dolaylı olarak önemli bir istihdam yaratan tek sanayi sektörü olması nedeniyle, işsizliği artırıcı bir etkide bulanacak.

Burjuva kesimler arasında güç mücadeleleri

Türkiye kapitalizminin, ABD’nin faiz artırımlarından ve petrol fiyatlarındaki spekülatif yükselişten en fazla etkilenen bağımlı ekonomi olması, onun cari açık-dış borç sarmalındaki artan kırılganlığını ve iç çelişkilerini gösteriyor. 5 ay geriden gelen sanayi verilerinde de, Ocak ayında sanayide yüzde 4.5, imalat sanayinde yüzde 6.1'lik düşüşler gerçekleşmesi önemli bir etken. YTL’da ucuz kredi şişmesine ve sıcak paraya dayanan yüzde 50 civarındaki spekülatif şişme (Mayıs krizi buna yalnızca yüzde 15'lik bir “düzeltme” yaptı), cari açıkta hızlı artış, sanayide yavaşlama… tüm bunlar, reel ekonomi ile spekülatif ekonomi arasında artan bir gerilim olduğunu, bunun da aslında reel ekonomideki artan çelişkilerden (yeterli artıdeğer üretiminde ve gerçekleştirmesinde zorlanma) kaynaklandığını gösteriyor. Önümüzdeki aylarda ani bir çöküş şimdilik görünmese bile, spekülatif köpüğün sönmesi, YTL’nin değer kaybı, döviz kurunun, faizlerin ve enflasyonun yükselmesi, irili ufaklı sarsıntılarla sürecek. Ani bir çöküşten ziyade, finansal krizlerin nedeninden çok sonucu olduğu, reel ekonomide sürece yayılmış bir durgunlaşma beklenebilir.

Bağımlı kapitalist ekonominin, düşük kur, ucuz kredi ve ithalattan düşük kar marjlı ihracata dönmesi, çeşitli sermaye kesimleri arasındaki paylaşım ve güç mücadelelerini şiddetlendirecek, siyasal sarsıntıları da besleyecek. Nitekim düşük kurdan ciyaklayan sermaye kesimleri olduğu gibi şimdi de kurdaki yükselişten ciyaklayanlar ortaya çıkmıştır. TÜSİAD ile AKP bünyesinde palazlanan, holdingleşen cemaatler arasında; ihracata dayanan sermaye kesimleri ile ithalata ve taşeron üretime dayanan sermaye kesimleri arasında güç mücadeleri şiddetlenecek. Sıcak paranın değil kaçması (ki bu ekonomide ani bir çöküşün tetiklenmesi anlamına gelir), kaçabileceği şantajı bile, ekonomideki kırılganlık zemininde, kuru yükselten, eşitsiz gelişme temelinde güç mücadelelerini artıran ve dengeleri değiştiren sarsıntılara yol açıyor. Nitekim ABD, IMF ve TÜSİAD’ın asıl vuruş noktası da, AKP bünyesinde palazlanan rakip sermaye gruplarını sıkıştırmak ve ABD’nin Ortadoğu politikalarına yedeklenme doğrultusunda, buna kimi noktalarında ayak direyen bu sermaye gruplarını ve AKP’yi silkelemektir. Ucuz kredi ve düşük kur ile hem TÜSİAD dışı sermaye kesimlerini gözeten, hem de IMF borçlarını erken ödeyip IMF ile ilişkileri kesme tehditini savuran AKP’ye karşı ABD ve TÜSİAD’ın cevabı, “al sana IMF tokadı, şimdi tıpış tıpış ABD’nin Ortadoğu politikasını uygulamaya”, oluyor.

Devrimci refleks

Filler tepişirken çimenler akıl hastanelerinin önünde kuyruğa mı girer, böbreklerini mi satar?

Siyasal ve ekonomik sarsıntılar birbirini tetikleyen yeni bir sarmala girerken, kölece çalışmaya kölece yaşamaya hayır kampanyamızın bu süreçte ortaya çıkacak olan siyasal, toplumsal, ekonomik sarsıntılara daha etkin bir uygulanışına geçmeliyiz. Kriz bir yanıyla da, beklenmedik gelişmelere, hareketlenmelere uygun ortam demektir. Bunun için kafaca ruhça hazır olmak, müdahale refleksini artırmak gerekir.

Emperyalist kapitalizm, işbirlikçi burjuvaziyi ve ordusunu Ortadoğu politikalarına sürmek için bağımlı ekonominin kırılganlığını şantaj unsuru olarak kullanıyor. Bu yüzden son kriz aynı zamanda dolaysızca politik bir içeriğe sahiptir. Devrimci sınıf açısından da karşılığı, ancak politik bir perspektif içerisinden, sınıfa karşı sınıf ekseninden verilebilir.


Ufuk Çizgisi, Sayı: 39