Yeni 15-16 Haziran’ları nasıl örgütleyeceğiz?

GÜNCEL
Pazartesi, 5 Haziran 2006 (20 yıl 4 ay önce)

Görkemli 15-16 Haziran eylemlerinden sonra tutuklananlar arasında bulunan bir avukata yargıç sorar: “Sen hukukçusun, yapılan yürüyüşlerin yasadışı olduğunu bilmiyor musun?” Avukat, ne hukuk, ne savunma kaygısı duymadan konuşur: “Ah hakim bey, bana yürüyüşe katılmak kısmet olmadı. Ben sadece yanlarında yürüyebildim. Öyle disiplinli, öyle coşkulu yürüyorlardı ki! Bana katılmak kısmet olmadı.”

Ezilen işçi ve emekçilerin, kendilerine zorla dayatılan kölece yaşama karış hep birlikte direnişe geçmesi ne heyecan verici bir olaydır! Onbinlerin gözünde ölümü önemsizleştiren bu kolektif heyecan, oradan her türlü bireysel kuşku ve kaygıya son verir. Tek başına bir hiç olan, bir köleden başka birşey olmayan bir işçi, yüzbinler halinde eyleme geçtiğinde o kahredici kolektif gücün birleşik bir parçası olarak nasıl da devleşir. Kendisine olan saygısını ancak kendisini ezenlerden içten içe nefret ederek koruyabilen işçiler, patronların karşısına en azından eşit bir toplumsal güç olarak çıkmaktan, her türlü sömürü ve baskıyı “doğal hakkı” olarak gören bu zorbalara haddini bildirmekten ne büyük heyecan duyar!

Bu kolektif heyecan öylesine bir eylem lokomotifidir ki, kimi zaman eylemi patlatan talep bile eylemciler açısından ikinci planda kalabilir. Ne pahasına olursa olsun sermaey güçlerine boyun eğdirme azmi öne çıkar.

“15-16 Haziran ruhu” bir yönüyle budur. Günümüzün giderek gençleşen, ama çoğunlukla bir sıkışmışlık, kendine ve sınıfına güvensizlik içindeki genç işçilerin 15-16 Haziran’ı öncelikle bu moral güç ve kazanma azmi yönüyle öğrenmesi gerekir.

Ama biz 15-16 Haziran eylemlerini burada bir kez daha baştan sona anlatmaya girişmeyeceğiz. Asıl olarak 15-16 Haziran’ın bugün üzerinde pek durulmayan içsel dinamikleri üzerinde duracağız. Bugün yeni 15-16 Haziran’ların nasıl örgütleneceğini bize gösterecek olan budur.

15-16 Haziran

Sosyalizme Duyulan İnanç

“Metaların değişiminin ne olduğunu, işverenlerin ne kadar kar sağlayacaklarını, üretim araçlarının sahibi oldukları için kenidlerini köle gibi kullandıklarını çok iyi biliyordu o zamanki işçi sınıfı. İşçi sınıfının başkaldırısı, salt ekonomik veya 274-275 sayılı sendika yasalarını geri aldırmak değildi. Evet bu bir demokratik haktı, ama bunun arakasındaki mücadele bir sosyalizm mücadelesiydi, bu inkar edilemez… Bu sistemin karşısında mutlaka bizi esenliğe çıkaracak bir sistemin olduğunu düşünüyorduk.”
15-16 Haziran’ın öncülerinden Sungurlu Fabrikası‘ndan bir işçi işte bunları söylüyor. 15-16 Haziran’ın temel faktörlerinden biri, öncü işçilerin hiç de azımsanamayacak bir kesiminin, belki güdük, belki yer yer TİP-TKP revizyonizmiyle çarpıtılmış, ama güçlü bir sosyalizm ütopyasına sahip olmalarıydı. Bu sömürü ve zulüm düzeninin yıkılıp, yerine işçi sınıfı ve emekçilerin iktidarda olduğu bir toplumun kurulmasının mümkün ve zorunlu olduğuna canı gönülden inanmalarıydı.
Bugün, sosyalizm ütopyasının öncü işçiler içerisinde bile zayıf olmak bir yana, neredeyse hiçi olmaması, işçi hareketini ileri atılmaktan alıkoyan, reformizmi güçlendiren temel zaaflardan biridir.

Özellikle ücretli kölelik düzeninin en geniş kitleler içerisinde hızla teşhir olduğu, hiçbir gelecek vaat etme takatının kalmadığı günümüzde, kapitalizmin daha güçlü ve kışkırtıcı bir teşhirini, canlı bir sosyalizm propagandasıyla bütünleştirmek, sosyalizmin arzusunu işçi sınıfının öncü kesimlerinde yeniden uyandırmak, yeni 15-16 Haziran’ların önkoşullarından biridir.

15-16 Haziran

Devrimcilerle Kaynaşma

“O zaman Taylan Özgür gibi insanların hepsi bizimleydi, bizlerden biriydi. sabah akşam fabrikada birlikte oturur, birlikte kalkardık. Küçük burjuva ahlakından uzaktılar. Yandaştık. Eğer Türkiye’de emekçilerin hakkı bir yerlere varırsa, burada öğrenci gençliğin mücadelesinin de payının olduğu bilinci hem işçiler, hem de öğrenci gençlik tarafından biliniyordu.”

O dönemin devrimci gençlerinin öncü işçilerle sağladığı kaynaşma, bugünün çoğunluğu semt ve öğrenci kökenli genç devrimcilerinin hatta komünistlerinin sınıf ve fabrika çalışmasında sergilediği tutukluk dikkate alındığında, halen pek aşılmamış olarak duruyor. O dönemde, öncü işçilerin yaşamlarının ve mücadelelerinin en doğal parçası olarak gördükleri, devrimcilere duydukları güvenden bugün için de ders çıkarmak gerekir. DİSK ağalarının 15-16 Haziran’da radyodan, “Öğrenci gençlik sizi kışkırtıyor, onları aranızdan atın” türünden karşıdevrimci propagandasının eylemci işçiler arasında etkili olmamasının nedeni bu güvendir. İşçilerin devrimcileri “bizden biri” olarak görmesidir. 12 Eylül ve revizyonizmin çöküşünden sonra, komünist ve devrimcilere karış propagandanın çok daha etkin olduğu günümüzde, işçi sınıfının komünist ve devrimcilere böylesine güven duymasının ve kendisinin doğal parçası saymasının yalnızca gelişigüzel direniş ziyaretleriyle, dışarıdan müdahalelerle sağlanamayacağı bilinmelidir.

15-16 Haziran

Öncü Direnişler, Öncü Mevziler

15-16 Haziran’ın işçi önderlerinden Celal Alçınkaya şunları söylüyor: “Nasıl oluyor da 15-16 Haziran’da bütün işyerleri duruyordu. İşçinin orada birbirine güveni vardı. Daha önce bu sağlanmıştı. İşte Demirdöküm direnişi, Kavel, Gıslaved eylemi, Ülker, Singer olayları. İşçilerde bir birikim vardı.”

15-16 Haziran yıldan yıla yaygınlaşan ve yükselen bir eylem grafiğinin doruk noktasıydı. Ama o, asıl olarak Demirdöküm, Ülker, Singer gibi büyük, öncü, militan çıkışların üzerinde yükseliyordu. Bu büyük direnişler hem sınıfın kendi gücünü güvenini artırmış ve sermaye güçleriyle nasıl başedebileceğini göstermiş, hem de bu fabrikaları sınıfın öncü mevzileri haline getirmişti.

Özellikle Demirdöküm işçileri, zaferle sonuçlanan militan direnişleri ve güçlü komiteleriyle bütün sınıfın gözünü diktiği, büyük saygı ve güven duyduğu bir öncü müfreze gibiydi. DİSK yöneticileri ne kadar eylem kırıcılığı yaparsa yapsın, Demirdöküm işçilerinin hareketlenmesi bir çok öncü işçi için eylem işareti demekti.

Sungurlu işçisi anlatıyor: “Demirdöküm’deki etkinlik Sungurlu’da yoktu. Ama sınıf bilinçli işçiler Demirdöküm’de harekete geçtiğinde tüm işçiler onlara katılıyordu. Biz bilirdik, Demirdöküm işçileri öncülüğü yapıyor, işçileri fabrikanın önüne döker.”

O dönemin Demirdöküm’ü gibi, sendika ağlarının inisiyatifi dışında sınıfı esinleyen ve çevresinde toplayan öncü mevziler, direniş kaleleri yaratmak yeni 15-16 Haziran’ların koşullarından bir diğeridir.

Sektörel, Bölgesel Örgütlenmeler


Sektörel ve bölgesel düzeyde yoğunlaşan direniş ve dayanışma geleneği 15-16 Haziran’ın sağlam dayanağıydı. Eylemlerin belkemiğini hiçi kuşkusuz Maden İş‘te örgütlü metal işçileri ve Alibeyköy-Topkapı hattı, Kağıthane, Gebze gibi sanayi bölgeleri oluşturuyordu. metal işkolunda ve bu bölgelerde sık yaşanan direnişler, işçileri birbirine kaynaştırmış ve dayanışma duygusunu geliştirmişti. buralarda bir fabrika direnişe çıkınca diğerleri sahip çıkıyordu. Öncü işçilerin bir çoğu birbirini tanıyor, sorunlar üzerinde ortak toplantılar da yapıyorlardı.

“Bizim bölgemizde Rabak, Demirdöküm, Sungurlar, Elektrometal, Evas, Estaş, Çelik Endüstri, bunların hepsi Maden İş üyesiydi ve çalışmadılar.”

Direnişe ilk çıkan metal işkolu işçileri, 15-16 Haziran’dan sonra 8 gün boyunca iş bırakma ve fabrika işgalini sürdürdüler ve böylece gelecek kaşı saldırıyı da büyük ölçüde frenlediler.

Bugün, Tuzla Deri gibi örnekleri derinleştirmek, büyük fabrikaları kapsayan sanayi işkollarında ve bölgelerinde benzeri örnekler yaratmak önümüzde durmaktadır.

(15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi broşüründen; Alınterimiz-2000)


Ufuk Çizgisi, 1 Haziran 2006, Sayı: 39