İşçi, işsiz, yoksul, mülteciler olarak aramızdaki ayrımları yaratan şey kapitalist sistemdir
Berlin'deki eylem konsolosluk işgali, çatışma ve gözaltılarla yeni bir düzleme sıçradı. Eylemin uzun soluklu bir direniş olarak farklı biçim ve araçları devreye sokmakla iç içe geçen sürece aktif olarak katılan her bireyi eylemin öznesi haline getirme çabası, ileri çıkışların manivelası oldu.
Yarattığı etki alanıyla birlikte yakalanan eşiğin daha ileriye taşınması arayışları ve zorunluluğu, heterojen bir bileşime sahip direnişçiler arasında tartışma ve uçlaştırmalara yol açmaktadır. Uzun zamandır süren tartışmalar sonucu iki ayrı görüş ve eylem hattı ortaya çıktı. Şimdi bu iki eğilim arasında bir kopuş değil, birbirini besleyip güçlendiren bir ilişkilenişi zorlamak gerekecek. Çünkü kopuş eylemin bugüne kadar sağladığı kamuoyu desteğini de sınırlandırıcı bir etkide bulunacaktır.
Eylemin geldiği noktayı ve ortaya çıkan sonuçları görmek açısından eylem güncesini “İşgalden sonra” ve “İki taktik” şeklinde iki bölüm halinde yayınlıyoruz:
Tartışma ve planlamalar
Bugünkü toplantıyı mülteciler ve aktivistlerle birlikte yapacağımız kararını almıştık. Bu sabah, toplantı yerine geldiğimizde toplantının yalnızca mültecilerle sınırlı olacağını duyduk. Bu kararı kim verdi, neye dayanarak verdi bunu anlayamadık. Şimdi bunu tartışıyoruz.
opluca verdiğimiz kararı kimin değiştirdiğini tespit edemedik. Sorularımız karşısında bir cevap alamadık. Kimse bunu üstlenmedi. Böylece ortaya bir kriz durumu çıkmış oldu. Şimdi bir kriz toplantısı yapmak için saat ve gün belirlememiz gerekiyor.
Dünkü karardan dolayı buradaki toplantıya katılmak için gelen aktivistler bu karar değişikliğinden rahatsız oluyorlar. Buraya gelmiş olan aktivistler geri gitmek zorunda kaldılar. Bu durum insanlar üzerinde rahatsızlık yaratıyor. Çünkü insanlar işlerinden güçlerinden vakit ayırıp buraya geliyorlar ve ani karar değişikliklerini duydukları zaman geri gidiyorlar. Biz eylemlerimize ara verdiğimiz zaman içimizde bir belirsizlik ve kafa karışıklıkları oluyor. Bir şey yapmadan, belirsizlik içinde bekleyen insanlar doğal olarak bir rehavet durumu yaşıyorlar.
İnsanlar buradaki işleyişin antidemokratik olduğuna dair şikayetlerini bize ilettiler. Hepimizi değil ama, mülteciler içinde bir grubun şef kültüne sahip olduklarını söylediler. Aynı dili bilen insanlar bir araya gelip kafalarına göre karar aldıkları ve bu kararı geriye kalanlara dayattıkları zaman doğal olarak çelişki ve şikayetler ortaya çıkıyor. Her ne kadar bu tip durumlara gerekli müdahaleleri yapıyor olsak da, ortaya çıkan moral bozuklukları ve küskünlükleri tam olarak engelleyemiyoruz.
Başka başka coğrafyalardan gelen insanların kültürel altyapıları ve demokrasi anlayışları aynı değil. Bizim toplantılarda çok açık bir farklılık yaşanıyor. Doğu ve Batı kültürünün insanlar üzerindeki farklı etkileri açığa çıkıyor. Bu farklar yeme içme alışkanlıklarından, hayatı algılama anlayışlarına kadar birçok şeyi içeriyor.
İnsanların sahip oldukları kültürel farklılıkların nedenini algılayamayanlar bazen bu farklılıklardan dolayı çeşitli çelişkiler yaşıyor. Mesela, Doğu kültüründe yetişmiş insanların genel çoğunluğu daha katı bir kültüre sahip olabiliyorlar. Daha hiyerarşik bir algılamayla düşünebiliyorlar. Batı kültürüyle yetişmiş insanlar ise daha liberal ve bireysel bir algılamayla düşünüyorlar. İşte bu farklı şekillenmelerin gündelik hayata yansıması ya da çeşitli işlerin yapılması sırasında uygulanan yöntemlere yansıması bazı çelişki ve çatışkıların yaşanmasına yol açıyor.
Bugüne kadar çeşitli sınıflı sistemler içinde şekillenmiş insanın yeni bir kültür edinmesi, ekonomik siyasal sistemin değişmesiyle mümkün olacaktır. Ama devrim ve komünizmden önce de, bizim gerçekleştirdiğimiz mücadeleler sayesinde insanlarda yavaş yavaş da olsa yeni bir kültürün nüvelerinin oluşması mümkündür. İçinde yer aldığımız mücadele tarihi boyunca bu değişimlerin işaretlerini gözlemleyebiliyoruz.
Gündelik yaşam içinde bizim her zaman tartışmak zorunda kaldığımız bazı konular oluyor. Alkol almak, ateş yakmak, kadın erkek ilişkileri, hiyerarşi, yöntem vb. gibi konuları sürekli tartışmak zorunda kalıyoruz. Mesela, çeşitli dini düşüncelerden veya diğer kültürel şekillenmelerden dolayı alkol almayan insanlar burada alkol içilmesini istemiyor ve içen insanları engelleyecek davranışlar içine girebiliyor. Ya da tersinden örnek verecek olursak, bazı insanlar vejeteryan ve vegan yemekleri yemeği tercih ediyorsa, diğer insanların da bu şekilde beslenmesini bekleyebiliyorlar. Ancak bizim mücadele ve eylemlerimiz devam ettikçe birbirimizin farklılıklarına saygı göstermemiz gerektiğini öğreneceğiz. Eylem her şeyin çaresi oluyor. Eylemsizlik durumlarında sözünü ettiğimiz çelişkiler öne çıkıyor ama eylem yaptığımız dönemlerde bu tip çelişkiler arka planda kalıyor ve insanlar arasında ortaklaşma ve kaynaşma durumu öne çıkıyor.
Şimdi toplantı düzenleme yöntemiyle ilgili yeni öneriler sunuyoruz. Bundan sonraki toplantılarımızı yaparken önceden saat kaçta ve nasıl yapılacağına dair bir kağıt yazacağız. Toplantıda aldığımız kararları ve saatleri kimse kendi kafasına göre değiştiremeyecek.
Biz eylem yapmadığımız zaman çeşitli fraksiyon tartışmaları ve nasyonalite ya da diğer kültürel farklılıkları içeren sorunlar nedeniyle saflaşmalar oluşuyor. Ama biz eyleme geçtiğimiz zaman, durağanlık dönemlerinde ortaya çıkan tüm sorunların düğüm noktalarına sert bir neşter vuruyoruz.İşgalden sonraTüm bu deneyimler bize şunu gösteriyor: Biz yöntem sorunlarından tutun da diğer tüm sorunları ancak eylemle çözebiliriz. Çünkü tüm bu sorunların nedeni kapitalist sistemin kendisidir. İşçi, işsiz, yoksul, mülteciler olarak aramızdaki ayrımları yaratan şey kapitalist sistemdir. Biz kapitalist sistemin kendisine karşı hücuma geçtiğimizde aramızdaki tüm yapay ayrımlar yok oluveriyor. Çözüm yöntemimiz budur. Eylem tüm çözümlerin anasıdır. Biz önce eyleme geçiyoruz daha sonra bu eylemden bazı teorik ve pratik sonuçlar çıkartıyoruz.
Berlin'de gerçekleştirdiğimiz en az 7 bin kişilik büyük yürüyüşten iki gün sonra Nijerya Konsolosluğu'na düzenlediğimiz işgal eylemi oldukça yankı yaptı. Herkes eylemlerimizin salt mülteci sorunlarıyla ilgili olmadığını anlamış bulunuyor. Zira yaşanan her sorunun altından kapitalist sistem çıkıyor. İzolasyon, sınır ve şiddet, doğanın tahrip edilmesi, kadınların aşağılanması, savaşlar, göç ve mültecilik sorunlarının hepsinin sorumlusu kapitalist sistemin gündelik işleyiş yasalarıdır.
Bu günlerde toplumun geniş bir kesimi bizim eylemlerimizi konuşup değerlendiriyor. Gerek basında çıkan haberler gerekse bizim direk birinci ağızlardan dinlediğimiz değerlendirmeler oldukça olumlu yönde. Bizim eylemlerimizin haklılığı yönündeki görüşler öne çıkıyor.
Toplantımıza öğleden sonra başlıyoruz çünkü dün gece insanlar oldukça yorulmuşlardı. Bu gün herkes biraz dinlenmiş olarak toplantıya gelmiş oldu. Her gün olduğu gibi bir moderatör, konuşmak isteyenlerin isimlerini sırayla, alt alta yazıyor. Konuşulması gereken konu ve öneriler bir listeye yazılıyor.
(...) Toplantıyı herkese açık yapıyoruz. Bundan sonraki günlerde ne tür mücadele yöntemlerini hayata geçireceğimize dair herkesin görüşlerini alacağız. Biz mülteciler olarak zaten önceki toplantılarda tartışmalar yapmıştık. Bir sonuca vardırmadığımız çok sayıda görüş ve öneri ortaya çıktı. Şimdi diğer destekçilerin görüş ve önerilerine de başvuruyoruz. Şimdi insanların ne tür görüş ve öneriler yapacağını öğrenmiş olacağız.
Dünkü eylemlerimizde hem devletin yaklaşımı ve yöntemlerini bir ölçüde açığa çıkartmış olduk. Ama hem de aynı zamanda bizim duruşumuz ve huylarımızla ilgili devlet bir sınama yapmış oldu. Karşılıklı güçler birbirlerini sınamış oldular. Herkes buradan bir gelecek projesi geliştirecek.
Daha önceki toplantılarımızda da konuştuğumuz gibi, toplantılarımızın uzamaması için ülke ve dil grupları genel görüşleri toplantıya getirsin ve böylece toplantılarımızın aşırı uzamasını önleyelim önerisi geliyor gene. Bu konu üzerine daha önce de çok sayıda konuşmuş olmamıza rağmen henüz pratik olarak bunu hayata geçiremedik. Çünkü her zaman tercüman bulmak pek mümkün olmuyor. Biz ancak her gününü eylemlere verenler olarak gene işleri götürmek zorunda kalıyoruz. Diğer insanların her zaman disiplinli olarak bize tercümanlık için gelmeleri söz konusu olmuyor. Onlar ancak boş zamanlarında ve düzensiz bir şekilde toplantılarımıza iştirak ediyorlar.
Gelecek taktiklerimiz için bir öneri var. Önceden de düşünmüş olduğumuz gibi, ulaşabildiğimiz mülteci kamplarına ziyaretler düzenlemeyi düşünüyoruz. Bütün mülteci kamplarıyla bağlantı kurmak ve onları buraya getirebilmek için bir liste oluşturduk. Bu listeye herkes tanıdığı ve bildiği mülteci kamplarında kalan mültecilerin adlarını ve telefon numaralarını yazıyor. Onlarla bağlantı kurup buraya gelmelerini sağlamaya çalışıyoruz.
Dünkü işgal eylemimizle, eylemler zincirimizin yeni aşamasına geçmiş bulunuyoruz. Karşı çıktığımız ve itiraz ettiğimiz yasa ve uygulamalara karşı fiili bir müdahaleye girişmiş olduk. Dünkü eylemimiz iadelere karşı bir fiili müdahalemizdi. Direkt iade işlemlerinin gerçekleştirildiği binayı bastık ve onları suçüstü yakaladık. Yaptıkları insanlıkdışı uygulamaları deşifre edip engellemeye çalıştık. Tam da bu nedenledir ki polisin tavrı oldukça sert oldu. Çünkü biz onların kurmuş olduğu düzeneğe ot tıkamaya çalıştık.
Mülteci kamplarına gerçekleştirmeyi düşündüğümüz ziyaretlerle ilgili olarak, buraya gelmeyenlerin bu işi yapması yönünde bir öneri geldi ama bunun nasıl gerçekleştirileceğini henüz planlamadık.
Biz, daha önce gerçekleştirdiğimiz mültecilerle sınırlı olan toplantılarda tartıştığımız ve planladığımız eylem türlerini diğer aktivistlere açıkladık. Değişik yerlere lokal çadırlar açmayı, resmi kurum ve kuruluşlara karşı yürüyüşler yapmayı ve açlık greviyle ilgili yaptığımız tartışma ve önerileri onlara açıkladık. Onlardan da kendi önerilerini sunmalarını istedik.
Dünkü sert eylemlerimizden sonra biz akşam gözaltına alınan arkadaşları alıp, tramvayı işgal ederek geri dönerken tren istasyonunda bir grup arkadaşa kimlik kontrolü yapılmış ve onların kimliklerine el konulmuş.
Dün gerçekleştirdiğimiz işgal eylemiyle ilgili bazı eleştiriler var. İnsanlar bu eylemden haberdar olmadıklarını söylediler ve bu konuda bizi eleştirdiler. Fakat dünkü eylem biraz ani gelişen bir eylem oldu. Biz Nijeryalıların iade edileceği haberini alınca burada bulunan elli kişilik bir grup olarak gittik ve Nijerya Konsolosluğu'nu işgal ettik. Herkese önceden haber verme şansımız yoktu çünkü zaten kararı aniden aldık gittik. Haberleri çevre güçlere yaymak ancak polis bizi kuşattığı anda oldu. Ulaşabildiğimiz yerlere telefonla veya internetle haber verdik. İnsanların bu haberleri alıp buraya gelmesi ancak akşam üzeri bir vakitte oldu. Gelen bu kitleyle de tutuklanan arkadaşlarımızı geri alma eylemlerini gerçekleştirmiş olduk.
Dünkü eylemlerimiz sırasında Türkiyeli solculara da haber gönderdik ve az sayıda insan eylemlerimize katılım sağladı. Onlardan bir kısmı bizim eylemlerimizin karmaşık olduğu ve kimin yönetip yönetmediğine dair belirsizlik durumunun olduğunu ifade ettiler. Onlar biçimsel hiyerarşik işleyişe alıştırmışlar kendilerini. Birilerinin talimat verip birilerinin uyguladığı bir yöntemden başka yöntemler onlara yabancı ve anlaşılmaz geliyor. Evet bizim eylemlerimizde bir “şef” yok. Biz tüm kararları toplantılarda alıyoruz.
Eylemimizi yöneten bir birey yok. Toplantımızdaki moderatör her gün bir başkası oluyor. Zorunlu olarak İngilizce bilen biri oluyor çünkü insanların çoğunluğu İngilizce biliyor. Tüm konularda herkesin fikir ve önerilerini alıyoruz. Her birey bizim eylemimizin planlayıcısı ve uygulayıcısı durumunda. Yerleşik kültürel yapılar bazen bu işleyişlerimizde totaliter görünümlere yol açıyor ama biz bu durumu gene tartışarak, eleştiri özeleştiri yöntemini kullanarak birbirimizin politik gelişmesine katkıda bulunuyoruz.
Aslında bizim eylemlerimiz uzaktan göründüğü kadar düzensiz ve plansız değil. Biz bu özgürlük yürüyüşünü başlatmadan önce aylarca geniş toplantılar düzenledik. Yollarda karşılaşabileceğimiz her olasılığa karşı alternatif çözüm yöntemleri üzerinde tartıştık. Biz bu eylemi, bir kişinin düşünüp talimat verdiği bir yöntemle başaramazdık. Çok sayıda insanın bu eylemin öznesi olmasını sağlama yöntemi oldukça yaratıcı işleyişlerin ortaya çıkmasını sağladı. Hiç aklımıza gelmeyecek yöntem önermeleri oldu. Ya da kendiliğinden inisiyatif kullanan insanlar çeşitli malzemeler bulup eylemlerimizi etkin kıldılar. Hiçbir alanla ilgili tek bir kişi düşünmüyor. Biz her şeyi komite biçiminde yapıyoruz. Basın, eylem, materyal, teknik işler, mutfak, irtibat vb. tüm alanlarla ilgili çok sayıda insanın içinde yer aldığı komiteler kurduk ve tüm işleri bu komiteler yapıyor. Daha sonra herkesin katıldığı toplantılar düzenliyoruz ve bu toplantılarda herkes yaptığı işlerle ilgili bilgilendirmeler yapıyor, eksik ve yanlışları ortaya koyup karşılıklı olarak sorunları çözme yöntemini uyguluyoruz.
Mesela şu anda toplantıyı koordine eden iki kişi, aramızdaki en genç insanlardan oluşuyor. İnsanların hangi konu üzerinde konuşmak istediklerini sorup arkadaki kartonlara bu konuları başlıklar halinde yazıyorlar. Daha sonra bu başlıklardan hangisinin önce tartışılması gerektiği üzerinde oylama yapıyoruz ve hangi konu öncelikli olarak görüşülmek isteniyorsa o konuyu gündeme alıp insanlara söz hakkı veriyoruz. Böylece hem hiç böylesi deneyimi olmayan insanlar bir deneyim kazanmış oluyor hem de her kes gelecek planlaması ile ilgili sorumluluk alıp öneri sunuyor.
Berlin'de değişik ülkelerden gelmiş olan devrimciler var. Ama bunların çoğunluğu entegre olmuş durumda. Onların çoğunluğu kapitalist sisteme entegre olmuşlar. Onların artık devrimci çalışma yürütmek gibi bir kaygıları kalmamış. Artık onların ilgi alanları değişmiş. Devrimci sohbetler de bir nostalji olarak gündemlerine geliyor. Hepsinin durumu aynı değil tabii ki ama çoğunluğun durumu budur. İşte biz bu nedenle taleplerimizin içine pasaport gibi bir madde eklememiştik. Çünkü pasaport alanların dünya görüşleri ve gündelik yaşamları artık bambaşka şeyler oluyor ve biz bunları görüyoruz. Trajik bir manzara görüyoruz.
Hapishanede çok sol tutumlar içinde olanlar, örgüt temsilciliği yapanlar buralarda süt dökmüş kediye dönmüşler. Aslında onlar o zaman da bir bürokrasi ve aristokratlığı temsil ediyorlardı. Şimdi de bürokrat ve aristokrat bir hayat sürüyorlar. Gerçekte bürokrat ve aristokrat olabilecek bir ekonomik hayata sahip değiller ama bu bir kültürel şekillenme.
Biz 'en alttakiler' ve kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar, çeşitli maskelere bürünmüş olan bürokrat ve aristokrat solcuları yine deşifre ediyoruz. Takabilecekleri bir maske bulmakta zorlanıyorlar. /Turgay Ulu, 16 Ekim 2012
Biz 7 aydır sokaklardayız, sokakta olmak tüm statükoları ve ezberlenmiş yöntemleri çözüyor. Sokak, hiyerarşiden kaynaklanan sorunları da çözüyor. Nasyonaliteden kaynaklanan sorunları da çözüyor. Demek ki bizim sürekli sokaklarda olmamız gerekiyor. Bir sokak tarzını geliştiriyoruz biz. Sokağın diliyle konuşuyoruz. Sokak özgürlük dilidir.
Sokaktan kopuk olanlar bizim yöntemlerimizi anlamakta zorlanıyorlar. Durağanlık dönemlerine girdiğimiz zaman bizim ortamımızda çeşitli fraksiyonlaşmalar oluşuyor.
Önümüzde iki seçenek var: Ya sokakta, eylemde kalarak özgürleşeceğiz, aramıza giren tüm sınırları kaldıracağız. Ya da durağanlaşarak, sokaktan ve eylemden geri durarak içimize çeşitli virüslerin girerek bizi kemirip bitirmesine göz yumacağız.
Eylem kılıcıyla yapay sınırları darbelememiz gerekir. Bize virüs bulaştırmaya çalışan tüm kesimlere karşı eylem kılıcıyla müdahalede bulunacağız.
Bizler, farklı kültürlerden ve farklı dillerden gelmiş olan insanlar sokaklardaki, yollardaki eylemlerimiz sayesinde aramızdaki tüm sorunları çözüyorduk. Aynı şarkıyı farklı dillerden hep bir ağızdan söylemeyi başarabiliyorduk.
Berlin'de gerçekleştirdiğimiz 7 bin kişilik yürüyüşle birbirinden çok farklı kesimleri bir araya getirmeyi ve antikapitalist, antifaşist saflarda birleştirmeyi başardık. Yeni bir modele ve yeni bir pratiğe adım attık.
Şimdi bizim toplantılarımızda kararların bugüne kadar nasıl alındığını, bize yeni katılmış olanlara tekrar anlatıyoruz. Yol koşullarında aleyhteki her türlü faktöre rağmen biz her gün toplantı yapayı başardık ve herkesin özne olarak bu direnişi sahiplenmesini sağlayabildik. Kararları ortak aldık ve onları ortaklaşarak hayata geçirdik. Bundan sonra da işleyişimizi bu şekilde sürdürmeye devam edeceğiz.
Ortamımızda ilk defa gördüğümüz bazı insanlar, daha önce “No Border” kampında yaşanan sorunların burada da yaşanacağını söylemelerini biz şaşkınlıkla karşıladık. Onlara burasının bir kamp olmadığını, bizim burada direniş ve isyan gerçekleştirdiğimizi anlattık. Yollarda nasıl kardeşleştiğimizi ve aramızdaki farkların bizi engelleyen değil, bizi güçlendiren bir rol oynamasını sağladığımızı anlattık onlara. Başka kamplarda yaşanmış olan saçma sapan sorunların durup dururken buralara taşınmasını eleştirdik. Onlara çok farklı kültür ve gruptan binlerce insanı eyleme geçirebilmeyi nasıl başardığımızı anlattık.
Biz gelecek planlamaları üzerinde tartışma ve fikir alışverişi yaparken, federal parlamentonun bizimle görüşmek istediği haberini aldık. Diğer yandan Brleşmiş Milletler'den bir kişinin Berlin'e gelmiş olduğunu öğrendik. Bunlarla görüşme mi yapacağımızı yoksa bunlara karşı protesto eylemleri mi örgütleyeceğimize henüz karar vermedik. Bunun için başka bir toplantı düzenleyip karar almamız gerekecek.
İşgal eyleminden sonra bizimle ilgili haber yapan medyanın sayısında bir artış gözlemledik. Eskiden bize burun kıvıran kimi sol yayın organları artık bizimle ilgili haberlere ve bizim yazılarımıza yer vermek zorunda kalıyorlar. Bu alanda da bir izolasyon ve sınır ya da grupçuluk hastalığını kırmış oluyoruz.
Turgay Ulu, 18 Ekim 2012