Devrim iddiası taşıyan bir örgütün her şeyden önce kadın kitlelerini kazanmak gibi bir derdi olmalıdır
Parlak sloganlar yetmez!
Kadın kitlelerinin sınıfsal-toplumsal-kültürel… sorunlarını bütünlük içinde kavrayıp, somut talepler şeklinde formüle etmeyi “reformizm”, “oportünizm” ya da “feminizm”le özdeşleştiren düz yaklaşımlar bizden uzak olsun. Aynı şekilde bu sorunu genel bir devrim sorunu parantezine sıkıştıran, devrimle çözülecekler kategorisine indirgeyen yaklaşımlar da.
Kadın sorununda reformizm, feminizm ya da oportünizm bu sorunu üretim ilişkilerinden kopararak ele alan yaklaşımla söz konusu olabilir. Bu ilkesel düzlem net olduktan ve faaliyeti yürüten güçlerin kafası açık olduktan sonra bu tür sapma tehlikelerinin de en asgari düzeye ineceği ortadadır. Bu ilkeli duruşun besleneceği temel kaynaksa kadın sorunuyla da tarihsel materyalist bir anlayışla ilişkilecek bir bakış açısının içselleşmesidir. Gerek Marx gerekse Lenin başlı başına bu sorunu ele alan kitaplar yazmadılar. Ama sorunun kendisinin bu yaklaşımla ele alınması konusunda devasa bir birikim oluşturdular. Bu birikim bugünü de aydınlatacak niteliktedir.
Reformizm, oportünizm, feminizm korkusuyla, devlet-toplum ve kapitalist üretim içinde kadın olmaktan kaynaklı katmerli sorunlarla karşı karşıya kalan kadın kitlelerinin bu sorunlarını görmezden gelmek devrim iddiası taşıyan bir örgütün her şeyden önce kadın kitlelerini kazanmak gibi bir derdinin olmadığı anlamına gelir. Kadınları kazanamayan bir devrim de mümkün değildir!
Oysa ki Lenin’in de belirttiği gibi yaklaşmalıyız soruna:
(…) Bundan dolayı, kadınların yararına talepler ileri sürmemiz de doğrudur. Bu, sosyal-demokrasinin, ll. Enternasyonal’in anladığı anlamda bir asgari program ya da reform programı değildir. (…) Kadın kitlelerini reformlarla yatıştırmak ve devrimci mücadele yolundan çelmek değildir. Tüm bu ve diğer reformist sahtekarlıklarla ilgisi yoktur! Taleplerimiz, burjuva düzeni içinde zayıflar ve hakları ellerinden alınmışlar olarak kadınların yakıcı ihtiyaçlarından ve rezilce alçaltılmalarından çıkardığımız pratik sonuçlardır. Bu sonuçları çıkarmakla, bu ihtiyaçları bildiğimizi, kadının aşağılanmasını ve erkeğin ayrıcalıklı olduğunu hissettiğimizi ispatlıyoruz. İşçi kadını, işçinin karısını, köylü kadını, küçük adamın karısını ve evet mülk sahibi sınıfların kadınlarını bile bazı açılardan ezen ve ıstırap çektiren herşeyden nefret ettiğimizi, evet nefret ettiğimizi ve ortadan kaldırmak istediğimizi ispatlıyoruz. Burjuva toplumundan, kadınlar için talep ettiğimiz haklar ve toplumsal önlemler, kadınların durumunu ve çıkarlarını anladığımızın ve bunları proletarya diktatörlüğü altında hesaba katacağımızın kanıtıdır. Elbette ki onları uyutan ve başlarına kahya kesilen reformistler olarak değil -hayır, asla değil-, fakat kadınları eşit haklara sahip kişiler olarak bizatihi ekonominin ve ideolojik üstyapının dönüştürülmesinde birlikte çalışmaya çağıran devrimciler olarak!”