Sömürü “cenneti"

79 gündür grevde bir haftadır da açlık grevinde olan Daiyang SK direnişçileriyle görüştük

Çarşamba, 30 Ocak 2013 (13 yıl 9 ay önce)

Çorlu Avrupa Sanayi Bölgesi'nde bulunan Daiyang SK, uluslararası sermaye için ucuz işgücü cenneti olarak sürekli Türkiye kapitalizmi tarafından pazarlanan Türkiye işçi sınıfının ne şartlarda çalıştığını ve sömürünün boyutlarını göstermesi açısından çok çarpıcı bir örnek. Ne var ki pazarlığın her iki tarafı olan sermaye ve devletin hesaba katmadığı bir faktör de işçi sınıfı ve mücadelesi.

Ağır metal sanayi kolunda üretim yapan ve Arçelik, Bosch gibi firmalara ince paslanmaz çelik üreten Daiyang SK'da Birleşik Metal-İş'le Güney Koreli patronlar arasında başlayan toplusözleşme süreci yaklaşık 3 ay önce tıkandı. Asgari ücret gibi çok düşük bir ücrete ve 12 saat boyunca çalışan işçiler yüzde 6'lık zammı kabul etmediler. Karşısında örgütlü bir güç beklemeyen patronlar direnişi kırmak için grev oylamasına gidilmesini istediler ve oylamadan grev kararı çıktı.

Yüz otuz işçinin grevde olduğu fabrikada işçiler, fabrikanın önüne giremiyorlar. Avrupa Sanayi Bölgesi işçilere polis eliyle ve patronların talimatıyla kapatıldı. Çorlu Cumhuriyet Meydanı'nda direniş çadırı kuran işçiler 1 haftadır açlık grevindeler. Dönüşümlü olarak yaptıkları açlık grevini ise, bir ay sonra sonuç alınmazsa toplu halde açlık grevine dönüştürecekler.

"Bize böyle dememişlerdi" şikayeti!


Daiyang SK patronları grev üzerine kaçak işçi çalıştırmaya çalıştılar. İşçiler engel oldu. 70 gün boyunca işçiler tarafından çağırıldığı halde gelmeyen müfettiş, işçiler sevkiyata engel olmak için eylem yapınca geldi. Daiyang SK patronları işçilerin eylemi ve talepleri üzerine isyan ediyorlar, “bizi buraya çağırırken böyle dememişlerdi.” “İş kazaları” ise işçilerin canını yakan sorunların başında geliyor.

"Yarım saat sonra ne olacağını bilmiyoruz"


İşçilerden Bayram'ın çalıştığı makine yüksek oranda radyasyon yayıyor ve Bayram kendisiyle çalışan diğer işçiler gibi patlama tehlikesiyle çalışıyor. Her gün mutlaka kesilen bir yerinin olduğunu söyleyen Bayram, bu kesikleri de ancak yemekte ya da molada fark ettiğini belirtiyor. 2,5 senedir çalışan Bayram, yağ deposunun ürettiği kimyasal dumanlardan kaynaklı hasta olduğu halde iş bulamama korkusuyla rapor almadığını ifade ediyor ve ekliyor; “Ben oraya taşeron işçi olarak girdim. Ben girmeden 3 ay önce ise sendikalaşma çalışmaları başlamış orada. Bizi taşeron olarak alıyorlar çünkü mantık şöyle; taşeronu çoğaltalım, sendikalı işçiyi azaltalım ve sendika düşsün.Oysa taşeron işçi asli üretimde çalışamaz ama ben direkt makinada çalışmaya başladım. İlk kez fabrikaya giriyorum ama bu patronların nasıl olduğunu zaten biliyordum. Arkadaşlarıma sordum, sendikanın ne olduğunu öğrendim ve sendikaya üye oldum. Taşeronların amacı zaten tüm tazminatları cebe indirmek. 11 ay dolduktan sonra zorla istifa ettiriyorlar. Bu yüzden tazminat falan alamıyorsun. Çalışacak işçi olmadığı için beni mecburen kadroya aldılar.”

Bir haftadır açlık grevinde olan içiler, seslerini duyurabilmek için açlık grevine başladıklarını söylüyor ve ekliyorlar, “70 gündür eylemdeydik ama kimse duymadı.“ İşçiler halkın desteğini toplamak için imza toplamaya başladılar ama insanların duyarsız olduğunu da söylüyorlar.

Ağır sanayi, sıfır işgüvenliği!


“İş kazası” geçirip ağır yanıktan kaynaklı aylarca yoğun bakımda kalan işçi Özcan'ın hikayesi ise “ucuz işgücü kaynağı olarak devlet tarafından uluslararası sermayeye sürekli pazarlanan ülkenin ve işçilerin halinin en açık göstergelerinden. Devletin kendilerine verdiği teminatla olabildiğince rahat olan patronlar, ağır yanıklara sahip işçiyi hastane önüne bırakıp gidiyorlar. İşçiler bu duruma isyan ederek iş durduruyor. Patronlar işçinin ailesine sus payı olarak 2 bin lira veriyor, sonrasında ise haklarında dava açıldığı için bu parayı işçinin ücretinden kesiyorlar. “Biz makinaları kapattık o gün, çalışmayacak bu makinalar dedik, gidiyoruz. Ne olacak bu adama niye gelmiyor kimse? Artık insanlar insanca çalışma şartlarında çalışamıyor.

İş güvenliği diye bir kavram yok adamlarda. Hastalandı mı hastane önüne bırak gel, arkadaş yandı. Trafo patladı nerdeyse bir yıl boyunca yoğun bakımda kaldı. 2-3 milyar para verdiler ailesine. Onu da işe başladıktan sonra kesmeye başladılar. Bu şartlarda çalışıyoruz biz. Doğru düzgün hakkımız yok. Bize diyorlar “maaşınızı zamanında yatırıyoruz, sigortanız var, yemeğiniz var...” Böyle bir şey mi var yani... Sen bunu zaten yapmak zorundasın. Bir iş kazası demek, fabrikada çalışan tüm işçilerin psikolojik olarak etkilenmesi demek. Taşlama üzerine çalışıyoruz. Yani ben o makinaya iki gün boyunca yaklaşamadım. O an orda arkadaşının kanlarını görüyorsun, kanlı eldiven yerde.
” diyor Şahin.

Seyhan: Hastaneye götürüp bırakıp geliyorlar. Adamın yüzde 10 yaşama şansı vardı. İşgüvenliğinden tek anladıkları baret. Ama baret de kafandan düşüyor çalışırken.

Şahin: Yılda hiç olmazsa 3-4 ağır kaza oluyor.

Seyhan: 3-4 dikişlik olan kesilmeleri söylemiyoruz. Temsilcimiz Ali Rıza var, kolu kesildi, rapor aldırmadılar o şekilde çalıştırmaya devam ettiler. Yani önce iş, sonra iş güvenliği...

Asgari ücretten de düşük üçret!


2007'den beri fabrika var. 2007'den beri toplantılar oluyor içerde. Ben 2009'da girdim. Her toplantıda “zarardayız” diyorlar. Hiç karları yok.

Şahin: 12 saat boyunca 650 TL'ye çalışan arkadaşlar var. Ben ilk girdiğimde 650'ye başladım ve 12 saat çalışıyordum. Asgari ücrete ikinci zam geldiğinde maaşımız altında kalıyordu mecburen yükselttiler.

Seyhan: Toplu sözleşme sürecinde de “evet biz sizin isteklerinizi kabul ediyoruz” diyorlar. Yüzde altı veriyorlar, iki yıl sonra gerçekleştireceklermiş. 2 yıl sonra hangimizi tutacak içerde?

daiyang-sk

daiyang-sk

daiyang-sk