Tutanaklardan yansıyan -I

Kopan bütün gürültü ve toz dumana karşın bu sürecin şimdilik kesintiye uğramayacağı görülüyor

GÜNCEL
Pazar, 3 Mart 2013 (13 yıl 8 ay önce)

BDP heyetiyle Abdullah Öcalan arasında İmralı’da yapılan son görüşmede tutulan notların basına yansıması, Kürt sorununda “barış ve çözüm süreci” olarak pazarlanmaya çalışılan yeni sürecin şifrelerini ortaya döktü.

Manzara kısaca şöyle özetlenebilir:

İmralı’da resmen bir pazarlık yürütülüyor. Yani yılbaşından bu yana burnundan kıl aldırmaz havalarda, “herhangi bir pazarlık hatta müzakere bile yok. Sadece silahların bırakılması konuşuluyor” yalanıyla kamuoyunu aldatmaya çalışan AKP ve medyadaki yalakalarının bu balonu patlamış durumda. Ayrıca aylardan beri MİT’le bu pazarlığı yürüten Abdullah Öcalan’ın talepler çıtasını iddia edildiği ölçüde düşürmediği de anlaşılıyor.

Tutanakların ortalığa dökülmesi, AKP ve yandaşlarını bu yüzden bu denli telaşlandırıp öfkelendirdi zaten. Bunlara ek olarak, 3-5 ay öncesine kadar “PKK ile gizli pazarlıklar yaptığımızı iddia eden şerefsizdir” ya da “ben olsam Öcalan’ı asardım” şeklinde kof kabadayılık gösterileriyle ortalıkta dolanıp BDP’ye etmedik hakareti bırakmayan Tayyip Erdoğan’ın karizmasının fena halde çizilmiş olmasından tutalım düne kadar kendisine “sayın” demenin bile “suç” sayıldığı Öcalan’ın ve BDP’nin “Kürt halkının meşru siyasi temsilcileri olarak” tanınmak zorunda kalınışına kadar irili ufaklı başka bir dizi politik ve moral kazanımdan söz edilebilinir.

Ancak bütün bunlar, AKP iktidarının yeni bir tasfiye yönelimi olarak bu sürecin özünün farklılaştığı, dolayısıyla içerdiği tehlikelerin ortadan kalktığı anlamına gelmediği gibi; İmralı’da yürütülen süreçte bugüne kadar savunageldiği pozisyondan gerileyen ve ciddi tavizler veren tek tarafın AKP hükümeti ve Türk burjuva devleti olmadığı gerçeğinin görülmesini de engellememeli.

Bu bağlamda, öncesi de bir yana 14 aydır dışardan sağlıklı tek bir haber dahi alamayacak ölçüde ağırlaştırılmış bir tecrit altında tutulan Abdullah Öcalan’ın, üstelik sorun sanki salt bir “güvenlik” sorunuymuş gibi burjuva devletin istihbarat servisiyle masaya oturup Kandil başta olmak üzere Kürt ulusal hareketinin temel bileşenlerinden diğer hiçbirinin görüş ve önerilerini almaksızın bir “çözüm planı” üzerine pazarlık etmesinin sakatlığını ya da İmralı’ya gidecek isimler konusunda yapılan küstah dayatmaların bile sineye çekilmesi gibi yapılan başka yanlışları şimdilik bir yana bırakalım. Kürt ulusal sorununun çözümü açısından zaten stratejik bir kırılmayı ifade eden “demokratik özerklik” talebini kendi içinde ikinci bir kez daha budayıp iyice kuşa çevirmek, AKP hükümeti ve devletin “Kürt sorununu çözmekten” çok ulusal hareketi “çözmeyi” hedefleyen yeni bir tasfiye girişimi içinde olduğuna dair ortada bu kadar çok ve bu kadar somut belirti varken hala önce yeni bir süresiz ateşkes ilanını hemen arkasından da gerillanın Türkiye sınırlarının dışına çekilmesini başa yazan bir dayatmayı kabullenmek ve nihayet “Kürt sorununun çözümü” karşılığında AKP ve Tayyip Erdoğan’la başkanlık rejimi konusunda ittifak kurmaya açık ve hazır bir görünüm sergilemek- ağır sonuçlar doğurmaya aday bu vahim siyasi tavizlerin başta gelenleridir.

Üstelik bunları, dünyanın başka yerlerindeki ulusal sorunlardan farklı olarak 4 parçaya bölünmüş bir ulus olarak Kürtlerin Kuzey ve Güney’in yanı sıra şimdi Batı Kürdistan parçasında da tarihte olmadık ölçüde elverişli konum ve koşullara kavuştukları bir tarihsel kesitte kabullenmeye açık olmanın kendisi başlıbaşına bir başka tarihsel taviz özelliğine sahiptir.

Kopan bütün gürültü ve toz dumana karşın bu sürecin şimdilik kesintiye uğramayacağı görülüyor. Düşünün ki, tekerinin önüne konulduğunu düşündüğü küçük bir çakıl taşına dahi tahammülsüzlüğü ile tanınan Tayyip Erdoğan despotu bile öfkesini daha çok medyanın üzerine kusarken, “bu sürecin herşeye rağmen devam edeceğinin” altını çizmeyi de unutmuyor. Tutanakların ortalığa dökülmesiyle birlikte paçaları tutuşan AKP’nin bütün sözcüleri, her taşın altında mutlaka bir “komplo” ya da “sabotaj” arayan bütün satılmış kalemler, Mehmet Metiner gibi suratlarına tükürülen siyasi fahişeler bile “bu sürecin mutlaka devam etmesi” gerektiğini vurgulamadan sözlerini bağlamıyorlar. Neden acaba?..

Bu sorunun yanıtı, AKP’yi Kürt ulusal hareketiyle masaya oturmak zorunda bırakan etken ve dinamiklerde yatıyor. Aynı etken ve dinamikler, hem sürecin olası seyri ve içerdiği tehlikeler konusunda hem de Kürt ulusal hareketi adına verilebilecek tavizlerin tarihsel anlam ve sonuçları hakkında şimdiden belli kestirimlerde bulunma olanağını da içlerinde taşıyorlar. Bu yüzden bunlar üzerinde durmayı sürdüreceğiz. (sürecek)

[Alınteri'nin baskıya hazırlanan Mart 2013 sayısından alınmıştır]