YÖK'ü YOK etmeye!..

YÖK’ü sokaklarda parçalamaya çağırıyoruz! YÖK sermayeninse, üniversiteler bizimdir!

GENÇLİK
Çarşamba, 13 Mart 2013 (13 yıl 2 ay önce)

Merhaba arkadaşlar,
Biz gençlik gitgide daha fazla “siyasete bulaşmazken” onyıllardır bir çamur ki her tarafımıza bulaştı. Eskiden YÖK, YOK iken yani 1980 askeri faşist darbesinden evvel biz “siyasete bulaşarak” emek ve onur mücadelesini bu günden daha yaygın yürütüken şimdi YÖK eskidi, yerine yeni arayışlar başladı. Burjuvazinin ortaya attığı Yeni YÖK yasası gündeme girdi… 

Elbette bütün bunlar birbirlerine sımsıkı bağlarla bağlı, bütünsel bir tablo çıkartamazsak işin içinden sıyrılamayız. O zaman gelin şu bizim, yani gençliğin okumama alışkanlığına bir son vermeye hem de bütünsel bir tablo işine bu satırlardan başlayalım.

Neoliberalizm lafını çok duyarız. Ancak huyumuz kurusun ki “siyasete bulaşmadığımızdan” çok tartışmayız. Neoliberalizm özetle sermayenin (patronların) , işgücünün (bizlerin) ve üretilen malların (metaların) serbest dolaşımı… Ancak bizler pek öyle serbest dolaşamayız. Genelde gelecek kaygısı, sınav stresi ve işsizlikle burun buruna dolaşırız. Yine de dolaşırız. Dönecek olursak neoliberalizm, kapitalizmin yaşadığı krizlerden doğmuştur.

Hikayemiz şöyle devam eder:


Kapitalizm kriziyle birlikte kar oranlarını arttırmak için ilk önce işçi ve emekçilerin tüm tarihsel kazanımlarına saldırır. Ücretler-sosyal kazanımlar-iş güvencesi… Bunlara dair her şeyi vahşi sömürü mantığına göre yeniden düzenlemeye girişilir. Sağlıktan-eğitime kadar aklımıza gelebilecek tüm toplumsal ihtiyaçlar ticaret nesnesine dönüştürülür. Eskiden bunlar bizden kesilen vergilerin bir kısmıyla kısmen devlet tarafından karşılanırken burjuvazi hem bu vergilerin kendi kasasına akmasını, hem de bu hizmetlerden de tatlı karlar elde etmesini sağlayacak düzenlemlere gider.

Kısacası özelleştirme, taşeronlaştırma, esnek çalışma, iş güvencesinin tasfiyesi, eğitim başta olmak üzere tüm toplumsal ihtiyaçların alınır-satılır hale gelmesi, her türlü örgütlülüğün dağıtılması, işçi ve emekçilerin burjuvazinin vahşi sömürü saldırılarına karşı her açıdan savunmasız bırakılması…dır neoliberalizm!

İşte böylece neoliberalizmle birlikte eğitimden, sağlığa, emekgücümüzden, en temel ihtiyaçlarımıza her şey sermayenin egemenliğine daha fazla girdi. Girmekte. Türkiye’de de onyıllardır bütünsel bir değişim sözkonusu. Bu dönüşüm iktidara merkezi bir güçle gelen AKP ile birlikte daha istikrarlı bir hal aldı.

Devletin işlettiği fabrikaların, otoyolların ve diğer kuruluşların özelleştirilmesi, sağlık hizmetlerinin gitgide daha fazla paralılaştırılması, gelişerek büyüyen sanayi havzalarında yaşanan iş kazalarının çoğalması, esnek çalışma saatleri (sabahtan akşama kadar esnetilebilen), ücretlerin gitgide düşerken, masrafların gitgide artması, ilk maaşın yarısını kırpan özel iş bulma kurumlarının açılması, eğitimin paralılaştırılması, dershaneler çemberi, zam üstüne zamların artması vb. vb. Diğer taraftan bütün toplumsal muhalefet dinamiklerine ve en ufak itirazlara bile gaz bombaları ve coplarla saldırılması vb. vb.

İşte bizim de yaşadığımız bu hikayenin devamında Yeni YÖK yasa tasarısı da böyle bir ortamda, üniversitelerle ilgili yeni düzenlemelerle gündeme girdi. Yeni bir YÖK yasasına ihtiyaç duyulmasının sebebi de bu neoliberal dönüşüme ayak uydurulabilmesiydi. İçerisinde de yok yok. Yok yok derken biz öğrenci gençlik namına geleceğe umutla bakmamızı sağlayacak hiçbir şey yok zaten. İşin özünü patronların (burjuvazinin) işgücü ihtiyaçları temellerinde üniversiteleri yeniden şekillendirmek ve biz gençliği kaotik bir yarış ortamına daha fazla sürükleyerek “ucuz ve nitelikli işgücü” olmamızı sağlayacak bir eğitimden geçirebilmek. Bu doğrultuda akademisyenlerin de bu işe uygun davranmamaları koşulunda derhal işten kovulmalarının önünü açacak maddeler de eksik değil. Daha bu yasa bile meclisten geçmeden dersinde Marx ve Engels’i fazlasıyla işleyen ve hatta “utanmadan” ödev veren bir akademisyene derhal soruşturma açıldı!

Bütün bunlar da tek başına Yeni YÖK yasasıyla gelen şeyler değil elbette. Yeni YÖK yasası doğru tabirle “göstere göstere” geldi. Örneğin “Üniversite – Sanayi işbirliği” atıldı önce ortaya. 4+4+4 yasası meclisten geçti. Meslek liselerini, ticaret odalarının desteğiyle yeniden elden geçirmeler konuşuldu. Örneğin 4+4+4′ten önce 100 işçi çalıştıran bir patron ucuz işgücü olarak sadece 10 stajyer öğrenci kiralayabilirken, yasadan sonra 10 işçi çalıştıran bir patronun sınırsız stajyer öğrenci kiralama ve ücretlerini ödememe hakkı da var. Ücretlerini ödememe hakkı var evet! Çünkü hiçbir emekçi çocuğu verilmeyen aylık 250 tl gibi bir ücret için avukata daha fazla para verme lüksüne sahip değil. Teori olarak olmasa da pratik olarak var!

Göstere göstere gelen yeni YÖK yasa tasarısı yine yeni bir gelişmeyle veto edildi. Yeni bir Milli Eğitim Bakanı’nın yani, Nabi Avcı’nın atanmasıyla açıklama beklemeden geldi. Nabi Avcı yeni yasayı sadece YÖK’ün hazırlamış olmasının bir eksiklik olduğunu patlatıverdi.  Bu, bütün bu dertlerimiz cephesinden çok kilit bir nokta. Açıklama Avcı’nın tasarıyı veto ederken nasıl daha vahşi bir yasayla karşı karşıya kalacağımızın sinyallerini veriyor. Avcı’nın bu konudaki açıklamaları, eğitimin Milli Eğitim Bakanlığı denetiminde yürütme erkiyle dolaysızca ilişkilendirileceğini olduğu gibi (ve elbette burjuva örgütlerle), YÖK’ün bu bütünlük içinde kenar süsü olarak kalacağını haber veriyor! Bütünlükte asıl koltuk burjuvaziye verilecek. Dümeni de hükümette olacak. Keza Avcı “Böyle bir taslak tek başına YÖK’ten çıkamaz.” derken asıl meramı da budur. Burjuvazi görüşleri alınan değil, görüşlerini direk oluşturan pozisyona geçsin istiyorlar. YÖK gibi iyice homojenleştirdikleri bir kuklanın bile işin bu noktasındaki yavaşlatıcı ya da lafı dolandıran, ayrıntılara boğan etkilerine bile tahammül edemiyorlar!

Bütün bunlar kesinlikle salt ekonomik sorunlar değil. Bizim cephemizden gitgide daha fazla geleceksizlik yaratan, bizi gitgide daha fazla işsizlik ya da daha ucuz işgücü olmakla yüzyüze bırakan politik sorunlar. Diğer bir seçenek olarak eğer sınıf bilincinden yoksunsak, sınıf kardeşlerimizi ezen birer canavara dönüşmemize sebep olan sorunlar. İçine daldığımızda aslında herbirimizin yaşadığı gündelik sorunlar. Şaşıracaksınız ama bütün bunlar “siyasi” sorunlar!

Biz burada eskiden yaygın olarak yaptığımızı şimdi daha güçlü yapalım diyoruz. Yoksa amacımız sadece sorunları yazmak ya okumak, bunlarla boğulmak değil! Biz, gelin birlikte “siyasete bulaşalım” diyoruz. Emeğimiz, onurumuz ve özgürlüklerimiz için en önemlisi geleceğimiz için, bizden sonraki nesillerin geleceği için bir yolda çoğalarak yürüyelim diyoruz.

Bırakalım şu daha büyük şef ya da CEO olmamızı sağlayacak sertifikalar peşinde koşmayı, gitgide gelişen teknolojinin burjuvazinin elinde işçi sınıfı ve emekçi kitlelere doğrultulmuş bir emperyalist silaha dönüşmesine seyirci kalmayı, anne ve babalarımızın bizi okutmak için daha fazla mesai ya da gece vardiyalarında suratlarına yeni kırışıklıklar eklenmesini izlemeyi keselim artık diyoruz. Burjuvazinin işçi sınıfı ve emekçi kitleleri daha fazla sömürerek ayaklar üstünde tuttuğu bu düzene örgütlü bir darbe vuralım diyoruz.

Geleceğimizi burjuvazinin bize bir nimetmiş gibi sunduğu oy pusulalarında değil haklarımızla birlikte sokaklarda, kampüslerde arayalım diyoruz!
Veto edilen Yeni YÖK yasası taslağına ve gelecek olan bir yenisine daha karşı hepbirlikte haykıralım diyoruz! Parasız, anadilimizde, bilimsel nitelikli bir eğitim, sosyalist üniversitelerimiz için şimdiden kantin kantin, amfi amfi, kampüs kampüs, örgütlenelim diyoruz.

Afişlerimizle, bildirilerimizle, alanlar kazanalım, alternatifler yaratalım, tiyatrolarımızla, ajitasyonlarımızla, tartışmalarımız ve sohbetlerimizle bilinçlenelim, bilinçlendirelim diyoruz. Gerekirse kendimizi savunmaktan kaçınmayalım, haklarımızı ararken militanlaşalım diyoruz. Burjuvazinin bize daha fazla kölelikten başka bir şey vermeyecek bütün yasalarını ve YÖK’ü sokaklarda parçalamaya davet ediyoruz! YÖK sermayeninse, üniversiteler bizimdir!

[DPG 'nin toplatılan Mart 2013 tarihli 6. sayısından alınmıştır]