Pazar, 29 Ekim 2006 (19 yıl 11 ay önce)
Urfa ve Van'da sel 5 kişiyi öldürürken, 2 kişi ise kayıp.
Urfa'da 2 gündür aralıklarla devam eden sağanak yağış dün gece sele dönüştü.
Ceylanpınar İlçe Emniyet Müdürlüğü lojmanını su bastı. Bodrum katında Alaattin Anık adlı kişi boğularak öldü.
Aynı ilçeye bağlı Yukarı Karataş köyünde de içinde 6 kişinin bulunduğu otomobil sele kapıldı. 3 kişi köylüler tarafından kurtarıldı, bir kişinin cesedine ulaşıldı. Kayıp 2 kişi ise aranıyor.
Körkuyu köyünde ise otomobille köye gitmekte olan 3 kişilik bir aile köy yakınlarındaki köprüde sele kapıldı. Korucu İbrahim Bülbül ve eşi hayatını kaybederken ailenin çocuğu ise kurtulmayı başardı.
Gaziantep Deresi mevkiinde de şiddetli yağış nedeniyle 16 ev yıkıldı, 50 evin de yıkılma tehlikesi var. Çöken evlerin birinde, enkaz altında kaldığı tahmin edilen bir kişiden haber alınamıyor.
Van'ın Özalp ilçesine bağlı Yukarı Oymaklı köyünde de yağış nedeniyle bir evin çatısı çöktü. Enkaz altında kalan 5 yaşındaki Meral Naylon hayatını kaybetti.
Diyarbakır'da 100 ev ve işyerini, Bitlis'in Tatvan ilçesinde ise 150 evi su bastı.
[foto]sel-urfa.jpg[/foto]
“Nedir bu olanlar? Kader mi? Doğa olayı mı? Evet sel bir doğa olayı, selden zarar görmemiz de ne yazık ki bizim kaderimiz. (!) Neden mi? Bizi yönetenlerin (!) bilgisizliği, rant yaratma, çıkar sağlama uğruna doğaya egemen olma, doğayı yok etme sevdaları… Biz bu yaşananları Batı ve Doğu Karadeniz’de, Hatay’da görmüştük. 1999′da TMMOB tarafından Batı Karadeniz’de yaşananların nedenlerini ve çözüm önerilerini içeren rapor halkımız ve hükümetin dikkatine sunulmuştu. Raporu hazırlamak bizler için çok kolay. TMMOB raporunu alıp, içindeki yerleşim yeri adlarını değiştirmek raporun hazırlanması için yeterli olacak. Ya Batı ve Doğu Karadeniz bölgelerinde, ya Hatay’da, ya Mersin’de yaşayanların; ya da bu yaşananları yakın gelecekte yaşayacakların işi bizimki kadar kolay olabilecek mi?” (Dr. Dinçer Çağlam)
Sorumluluğun da acının da birikip toplumsallaştığı yerdeyiz. Toplumsal sorumluluk, bilimsel bilgiyle yoğrulup, halk sağlığının koşullarının oluşturulmasına; bunu darbeleyecek etkenlerin azaltılıp denetim altına alınmasına yöneliyor. Ne yapılacağı, nasıl yapılacağı bilinmesine, bunun yaşama geçirilmesi için gerekli donanım da olmasına karşın, yönelim sonuca ulaşamadan kırılmaya uğruyor.
Diğer tarafta ise, sorumsuzluk ve halkın acılarına kayıtsızlık birikiyor.
9. Kalkınma Planı Stratejisi‘nde (2007-2013), en yaşamsal öncelik olan afet sorunu tümden dışlanıyor (“Afet, ülke geleceğimizde ‘mali piyasalar’ kadar (!) değer taşıyan bir stratejik planlama olgusudur”; JMO tarafından 20-5-2006′da Başbakanlığa gönderilen açıklamadan). “Afetler Kanunu Tasarısı Taslağı-2006”da, zarar azaltma, önceden hazırlık, afet olayına müdahale, iyileştirme ve yeniden inşadan oluşan afet yönetim sisteminin bütünlüğü ortadan kaldırılıyor; önceden hazırlık ve zararın azaltılması temel politikaları dışarıda bırakılıyor. Taslak’ta afet yönetimi, çok büyük ölçüde, afet sonrası yardıma indirgeniyor. Dahası, ‘99 depreminde olduğu gibi, afete uğrayan halk “müşteri”, afet hizmetleri ise satılacak mal olarak ele alınıyor. Büyük depremden sonra, DB ile imzalanan Marmara Bölgesi Acil Yeniden Yapılandırma Projesi Kredi Anlaşması sonucunda, afetlere ayrılan toplumsal kaynaklar DB’nin denetim ve yönlendiriciliğine terkedilmiş; afet yönetiminin yeniden inşası tümden emperyalistlerin azami kar iştahına bırakılmıştı.
Bu yol nereye çıkıyor?
Ufuk Çizgisi, Sayı: 42
İlgili Haber: Bu yağmura bu sel doğal değil