Milli Eğitim'in amacı ne?

GÜNCEL
Cumartesi, 11 Kasım 2006 (19 yıl 11 ay önce)

"Bazı okulların başarısı yüksek ancak bu okuldan kaynaklanmıyor. Ben kendimden örnek vereyim, çocuğumu dershaneye gönderdim, kurslar aldırdım başarı öyle geldi…"

Bu cümleler, 8 Kasım günü İl Milli Eğitim Müdürlüğü toplantı salonunda yapılan toplantıda Niğde İl Milli Eğitim Müdürü H. İbrahim YAŞAR tarafından sarfedilmiştir. Ve ertesi gün, "Milli Eğitimde özeleştiri", "Milli Eğitim Müdürü Yaşar okul müdürlerini uyardı" vb. başlıkları ile yerel gazetelere bomba gibi düşen talihsiz açıklamalar.

Tüm okul müdürleri ve İl Milli Eğitim Müdürü ile Şube müdürlerinin de tam kadro katıldığı toplantıda, 2005–2006 eğitim öğretim yılının değerlendirmesi yapılmış ve 2006–2007 hedefleri konuşulmuştur. Yaşar’ın kendi anlatımı ile de ilimizde eğitim başarısının çok da iç açıcı olmadığı malumdur. Bu gerçeklik üzerinden önümüzdeki süreçte daha başarılı olmak adına öneriler konuşulmuş ve komisyonlar kurulmasına karar verilmiştir.

Toplantıda ayrıntılı olarak neler konuşuldu bilemiyoruz ancak, İl Milli Eğitim Müdürü H. İbrahim Yaşar’ın ilimizde yaşanan eğitim öğretim sorunları ve çözümlerine dönük yukarıda alıntı yaptığımız cümleleri akıllara zarardır. Bir Milli Eğitim Müdürü düşünün ki kendi okullarında verilen eğitime güvenmemekte ve çareyi özel sektörün her şeyi para ve rant üzerinden kurguladığı tuzağı işaret etmektedir. Buradan çıkarılması gereken sonuç, devlet okullarından umut tamamen kesilmiş ve parası olanlar sunulan diğer olanaklara ulaşsın, olmayanlar da okumasın demektir.

Verili durum üzerinden bakıldığında, ilimiz sadece çevre illerle bile kıyaslandığında OKS ve LGS sınavlarında başarısızdır. Yaşar’a göre, kimi okulların başarısı ise okullarımızda her türlü olanaksızlığa rağmen alınteri döken eğitim emekçisi arkadaşlarımızın başarısı değil; başarıyı getiren sadece parası olanların ulaşabildiği dershane ve özel kurslardır.

Bir ilin eğitim hizmetinin baş temsilcisi ve sorumlusu olarak eğitim ve öğretimde yaşadığımız sorunların bu biçimiyle ifadesi ve çözümü konusunda işaret ettikleri ülkemiz eğitim sorununa yöneticilerin nasıl yaklaştığının bir göstergesidir aslında. H. İbrahim Yaşar’ın bu cümleleri yanlışlıkla ya da bir dil sürçmesi ile ifade etmediğini çok iyi bilmekteyiz. Devletin sağlıkta olduğu gibi eğitim hizmetinden de elini çektiği ve bütün okul masraflarını öğrencilerimizin sırtına yıktığı bir dönemde, eğitimin tamamen ticari bir iş olarak görülmesi ve eğitimde yaşanan ciddi dönüşümün(yıkımın) aslında bir biçimiyle uygulayıcısı da olan Yaşar’ın bu konuşmayla görevini yerine getirdiğini söylemek çok zor olmayacaktır.

Başta ilimizde olmakla birlikte tüm Türkiye’de okul yöneticilerinin nasıl belirlendiğini, öğretmen atamalarının nasıl yapıldığını bu konuda nasıl bir kadrolaşma faaliyeti yürütüldüğünü bilmekteyiz.

Okullarımızda bulunan derslik yetersizliklerini, araç gereç sıkıntısını, okul fiziki koşullarının ne kadar olumsuz olduğunu, kalabalık sınıfları, öğretmen servislerindeki çileyi de bilmekteyiz.

Eğitim emekçisi arkadaşlarımızın yaşadıkları ekonomik özlük hukuksal sıkıntıları ve çıkmazlarının ne derecede olduğunu tahmin etmek ise zor değil.

Yolluk, ekders, kademe ilerlemeleri, atama tayin işleri gibi en doğal hakların eğitim emekçisi arkadaşlarımız tarafından kullanılamadığını, eğitim emekçileri arasında sendika farkı gözetildiğini de bilmekteyiz.

İl Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerinin eğitim sorunları ile ilgilenmek yerine kimi nereye nasıl atayayım diye uğraştığını da.

Süreklilik isteyen öğretmenlik istihdamının, daha ucuza mal etme kaygısıyla ücretli, vekil, sözleşmeli, usta öğretici gibi yöntemlerle karşılanmaya çalışılmasının yarattığı başarısızlık da aşikârdır.

Eğitimin her geçen gün gericileştiğini, okullarımıza ödenek ayrılmaması nedeniyle, 40 farklı ad altında öğrencilerimizin ve velilerimizin nasıl soyulduğunu ise defalarca ifade ettik.

Hal böyle olunca ülkemizde ve ilimizde başarılı bir sonuç ortaya çıkmasının imkanı var mıdır?
Hal böyle olunca ortaya çıkan sonucun sorumlusu kimlerdir?
Başarısızlığın nedenlerini samimice ele almak yerine, özveriyi emeği yok sayarak, bir İl Milli Eğitim Müdürü’nün kendi okullarına ve personeline güvenmeyip başarıya yürümenin çözümünü kurslarda ya da dershanelerde aramasının doğruluğu var mıdır?
H. İbrahim Yaşar’ın çocuğunu özel kurslara ve dershanelere gönderme gücü vardır peki bu güce sahip olmayanlar ne yapmalıdır?

İlla ki bir çözüm yolu aranıyorsa biz uzatmadan söyleyelim. Parasız, bilimsel, demokratik eğitimin biran önce hayata geçmesi, eğitim emekçilerine insanca çalışma koşulları ve insanca yaşanabilecek ücret verilmesi çözümün tek adresidir. Bundan ötesi ise lafı güzaftır.

Yöneticiler, eğitime ve ülkemizin geleceğine olan umutsuzluğu derinleştirmek yerine çocuklarımıza umut verecek çalışmalar için uğraşmalı ve buna kafa yormalıdır. İl Milli Eğitim Müdürü H. İbrahim Yaşar’ın biz eğitim emekçilerine de bir özür borçlu olduğunu söylemekle birlikte, Eğitim-Sen’in eğitimin gericileştirilmesine, kadrolaşmaya, ticarileştirilmesine ve paralı hale getirilmesine karşı yılmadan mücadele edeceğini bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Haluk YÜCEL
Eğitim-Sen Niğde Şube Başkanı

www.nigdeegitimsen.org



EĞİTİM
Genel lise, meslek lisesi, Anadolu lisesi öğrencileri olarak hepimiz, mevcut eğitim sisteminin içeriğinden, biçiminden, idari yapısından, sınav sisteminden hoşnutsuzuz. Geliştirici değil, bizleri yaşama hazırlamıyor; üstelik,toplumsal kültürel aktivite olanak ve zamanı tanımıyor. Koşullayıcı, köreltici, yıpratıcı ve bunaltıcı. Eğitimden tüm beklentimiz iş bulma ve geçim sorununu çözmeye indirgenmiş halde.

Devlet bütçesindeki eğitim fonları kısılıyor; devlet okullarından çekilip özel okullara kaydırılıyor. Eğitim ve bilgi, tümüyle ticarileşip, sermayeleşiyor. Üniversiteler, işletmeye dönüştürülüyor. Ortaöğretim, dersane sistemi tarafından yutuluyor. Meslek liseleri, kapitalizme artıdeğer üretecek çıplak işgücünün teknik gereklerine indirgeniyor. Parası kadar bilgi ve eğitim satın alabilecek müşteriler olarak tanımlanıyoruz. Eğitimin içeriği, kapitalist piyasa ve karlılık gereklerine göre belirleniyor.

Kapitalizmin "eğitimde dönüşüm" saldırısı sürüyor. "Herkes okumak mecburiyetinde değildir!" buyurarak, okuma hakkımızı gaspediyorlar. İşsizlikle disiplin altına aldıkları geniş vasıfsız ve işsiz kesimlerimizin eğitimini gereksiz bir yük olarak görüyorlar! Eğitim sisteminin, bir ayıklama ve tükürme mekanizması olarak işletilmesini dayatıyorlar. Piramidin en tepesinde, sermayenin yönetici, yüksek vasıflı işgücü ihtiyaçları için, ana okulundan özel elit üniversiteye, özel destek eğitim kurslarına kadar parayı bastırmış (ya da burslarla borçlandırılmış) küçük bir azınlık olacak. Piramidin ortasında, meslek okullarından teknik işgücü olacak. Ancak bunlar, temel mesleki eğitimi bitirseler de istihdam sorunlarını çözmüş olmayacaklar! İş bulabilmek ve işte kalabilmek için, mesleki bilgi ve becerilerini sürekli yenilemek zorunda kalacaklar. Ücretlerinin önemli bir kesimini, özel mesleki eğitim kurumları, kurslarına bırakmak zorunda kalacaklar. Piramidin en altında ise, borç harç bir diploma satın alabilmek için canını işine taksa da diplomalı işsiz ya da vasıfsız geçici işçi olmanın ötesine geçemeyecek geniş bir kesim olacak.

İşçi, emekçi ailelerinin gelirleri azalırken, eğitim masrafları artıyor. Yükselen harçlar, "katkı payları", kitap, bilgisayar paraları, yurt paraları, yemek paraları vb. Bunun sonucunda, öğretim üyesinden öğrencilere kadar, bu masrafların altından kalkabilmek için çalışanlarımızın sayısı artıyor.

Daha ilkokuldan başlayarak, her kademede bireysel rekabeti eğitim sisteminin merkezine yerleştiriyorlar. Çan eğrisi, seçme, ayıklama, dıştalamaya yönelik sınav sistemleri, dersaneleşme vb. Nitekim, günümüzde, sınavlara birlikte hazırlanan, ödevlerini birlikte yapan, dersi anlayanın anlamayana yardımcı olduğu öğrenci profilinden neredeyse eser kalmadı. Yerini, ders notlarını bile arkadaşlarından saklayan, her sınav kademesinde arkadaşlarını geride bırakma hırsıyla hareket eden ve bundan
zevk alan bir öğrenci profili alıyor.

Bir kutupta sermaye birikimi ve onun birikmesini sağlayanlar için yüksek eğitim, bilgi ve beceri birikimi var. Diğer kutupta ise, en temel eğitim ve genel kültürden dahi yoksunluk, cehalet birikimi büyüyor. Eğitimden dışlanmamız, emekgücümüzün değerini de düşürüyor. Değerini korumak dahi, daha fazla bireysel eğitim ve bilgi satın almaya bağlı kılınıyor.

Eğitim konusunda mücadele, sadece paralı eğitim ve özelleştirme karşıtlığına indirgenemez. Mücadelemiz, her şeyden önce, hangi sınıf için, hangi sınıfa karşı eğitim sorusunu karşılamalıdır. Üretimin, emeğin ve bilginin bugünkü gelişme ve toplumsallaşma düzeyinden çok geri kalan, eski eğitim sistemini savunmaya değil; ileriye doğru, devrimci sosyalist mücadele ufkuna sahip olmalı.

Taleplerimiz:
- Tüm koşullarıyla (beslenme, barınma, ulaşım, bilgisayar, toplumsal kültürel ihtiyaçlar) birlikte parasız eğitim!
- Bilgi alınıp satılan olmaktan çıkarılmalı! Toplumsal ihtiyaçlar için eğitim ve bilgi istiyoruz!
- Eğitim emekçilerine, işçilere ve öğrencilere sigorta ve sendika hakkı; iş ve eğitim
güvencesi!
- Çalışan öğrencilere sigorta ve sendika
hakkı!
- Her türlü sınav sistemi ve dersaneler kaldırılsın!

Kölece Çalışmaya Kölece Yaşamaya Hayır!
Kampanya Dizisi - 1
Kasım 2006