Cuma, 12 Ocak 2007 (19 yıl 9 ay önce)
Ocak ayının başında Kayseri şehir çöplüğü çöpten plastik toplayarak geçinen Necati Özdemir'i yutmuştu!
Çöplüklere atılanlar çöpler arasında katledeliyor; Necati gibi hızlı ve alenen veya yüzbinlerce atık kağıt işçisi gibi yavaş yavaş yaşamın dışına atılarak...
Çöpten atık toplamak bir nevi yaşama tutunmak mıdır? Yaşamını devam ettirmeye çalışmak...
Hayır! Bu yaşamak değil. Ankara'da insanca bir yaşam için dernek çatısı altında örgütlenen Atık Kağıt İşçileri şimdi bir de gazete çıkardılar.
Ankara'daysanız bir atık kağıt işçisine önce merhaba diyerek edinebilirsiniz bu gazeteyi...
Çekinmeyin!.. İşçiyseniz onlar da işçi, emekçiyseniz onlar da; yaşamınızdan memnun değilseniz onlar da değil; daha iyi bir yaşam istiyorsanız onlar da bunu istiyor ve gazetelerinde bunları anlatıyorlar.
Ankara dışındaki okurlarımız için aşağıda gazetenin başyazısı ile birlikte birkaç yazısına yer vereceğiz... Dertlerinizde, acılarınızda, öfkenizde, hayallerinizde, özlemlerinizde yalnız olmadığınızı/olmadığımızı bir daha bir daha anlamak, hissetmek için... Ve belki bu yazıların çıkışını alarak kentinizdeki atık kağıt işçilerine ulaştırıp tüm bunları hissettirmeniz için...
BİZ DAHA GÖRÜLMEYECEK KADAR KÜÇÜLMEDİK
İlk Kıbrıs caddesinde çıktım kağıda ağabeyimle 12 yaşındaydım. Utandım haliyle çöpleri karıştırırken ama mecburdum yapmaya ve ben bunu biliyordum. Ne sicilim var nede sabıkam ama okuyamayınca meslek sahibi olamıyorsun işte.
Ferdi, Orhan, Ahmet Kaya dinlerim. Damara damar anlayacağın. Kitap okumam pek, bi kitaba başlamıştım adını unuttum devamını getiremedim bitmedi. Kemal Sunal'ı seviyorum en çok sinema sanatçılarından, çünkü çok güzel anlatıyor bizim halimizi.
Hayatımda ilk defa eyleme katıldım. Bir sürü polis, zarar vereceğimizi düşündüler, biz hakkımızı aramaya geldik halbuki. Hakkımızı gaspediyorlar çeksinler ellerini yakamızdan.
Ne isterim düzenli bir işin olacak. Sigortamız olacak, maaşımızı bileceğiz neyse ona göre uzatırız ayağımızı. Atık Kağıt İşçilerinin Tiyatro grubuna da katılıyorum. İstiyorum ki ne yaşadığımızı halka gösterelim onlarda bizim yanımızda olsun. İnsanlar çöpçü diye geçmiyor yanımızdan biz bir değil bin değiliz ki.
Bir gün ben çöpü karıştırırken yukardan biri çöpü kafama attı. Göre göre, görmemiştir demeyin. BİZ DAHA GÖRÜLMEYECEK KADAR KÜÇÜLMEDİK.
ATIK KAĞIT İŞÇİSİ KADİR
DENİZ
Yıkık harabe bir evin bahçesinde gördüğüm plastik bir leğeni almak için yöneldiğimde, hışt hışt diye bir ses duydum. Sese doğru yönelince karşımda uzun boylu, buğday tenli, gür bıyıklı bir adam gördüm.
- Ne var dedim
- O leğeni neden alıyorsun.
- Ben almasam başka bir kağıt işçisi alacak.
Adam bana doğru yöneldi. Şaşırmıştım ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Yüksek bir ses tonuyla
- Adın ne senin? Diye sordu
- Deniz dedim.
- Hadi git! Senin ismine saygı duyuyorum. İsmine layık ol
- Bu düzen böyle sürdükçe daha çok insan ismine layık olmayarak yaşamaya devam edecek diye cevap verdim.
- Sen ne demek istiyorsun diye sordu adam
- İsmimin Deniz Gezmiş ismiyle benzemesinden dolayı mı saygı duyuyorsun, ya benim yerimde başka bir kağıtçı olsa ne yapacaktın dövecek miydin dedim.
- Hadi Deniz rasgele dedi adam gülümseyerek
BENİM ÜSTÜMDE TEMİZ OLACAK
Köyümüzden edildik geldik yerleştik bu şehre. Yabancısıyız bu sokakların, uyum sağlayamıyoruz. Konuştuklarımız farklı, üstümüz başımız farklı, hayallerimiz farklı.
Yine de alıyorum arabamı her gün çıkıyorum sokaklara. Ekmek parası ne de olsa. Kafam dağılıyor ve başlıyorum hayaller kurmaya, bir de şu yokuşlar olmasa… Eskiden bu sokaklarda kaybolacakmışım gibi gelirdi, şimdi avucumun içi gibi biliyorum. Zor bir iş bizimki. Çöp işte adı üstünde, adı batasıca. Bir yanım utanıyor uzanırken kağıtlara ama bir yanım ekmek derdinde. Aldırmıyorum yine de, yaptığımın doğruluğuna inanıyorum. Ben alınteri döküyorum emek veriyorum. Kirli bir iş, güvencesiz bir iş ama başka seçenek var mı bu durumda?
Kimisine göre şehrin görüntüsünü bozuyoruz biz. Bizim giydiklerimiz kirli onların ki temiz, hor görüyorlar bizi zaman zaman. Bilmiyorlar ki onların suskunluğu bizi bu hale getiren. Hep birlikte karşı dursak bu düzene o zaman benimde üstüm başım temiz olur, benimde hayatım çöplerde geçmez. İçimden sinirleniyorum ama bu hiçbir şeyi çözmez. Ben savaşmak istemiyorum artık barışmak istiyorum kendimle.
İşte böyle çıktık yola. Derdimizi anlattığımız, sıkıntılarımıza çözüm aradığımız bizim olan bir örgütlülüğümüz var artık. Dayanışmanın bittiği, paranın her şeyin yerini aldığı bu zamanda artık buna dur dememiz gerekiyor ve örgütlülüğümüz bunun ilk adımıdır.
ATIK KAĞIT İŞÇİSİ YILMAZ
TOPLUMUN ÖTEKİLEŞTİRDİĞİ KAĞITÇILAR
Gücü kendi ellerinde tutanlar, düzenlerini sürdürmek ve sürekli kılmak için “Hak arayışları” ve demokratik taleplerin en küçüğünü suç görmüş, hatta zora dayalı yöntemlerle bastırmaya çalışmışlardır.
Yoksulluğun ezilmişliğin yanına birde baskı ve şiddet eklenince, geriye tükenen, yılan, toplum içindeki duruşunu kayıp etmiş kimliksiz bir yaşama itilmiş “ÖTEKİLEŞMİŞ” bir insan topluluğu kalmıştır.
Kim bu insanlar?
Aşından ekmeğinden (kabil olsaydı sevdasından da) koparılmaya çalışılan, günü birlik kentin çöplerini karıştıran her çöpün başında göz aşinalığımızın olduğu, kah sırtlarında bir çuval, kah iki ya da dört tekerli bir el arabası ile ötekileşmiş kağıtçılar işte…
Bir dağ yamacına tutunmuş bir ağaç gibi sanki düştü düşecek, bir eli arabasında, bir eli yaşamanın EN SON NOKTASINDA tutunmaya çalışan kağıtçılar…
Düzenin ve toplumun baskısı öylesine şiddetli bir yer tutmuş ki; sorgulayan, düşünen, kendi duruşunu belirleyen özgür insan olmaktan çıkmış, silikleşmiş, tektip insan haline gelmiş…
Hayır!
Yaşamın son noktasında tutunmaya çalışan bizler, insanın doğasında var olan düşünmek, sorgulamak yeteneğini, bizimde yaşamaya hakkımız olduğunu, yaşama hakkının lüks olmadığını, düzenin bir gereği olan sömürünün ve baskının ve ezilmişliğin kendi kaderimiz olmadığını görerek; kendi haklarımız ve demokratik insani taleplerimiz için meşruluk çizgisinde mücadele ederek, ülkemiz tarihinde yerimizi alacağız.
ATIK KAĞIT İŞÇİSİ ŞANLI
ATIK KAĞIT İŞÇİLERİ TİYATRO GRUBU OLUŞTURUYOR
Kağıt işçileri sadece kağıtçı değildir. Toplum ve sistem bizi böyle görmeyebilir ama biz yaşamın her alanında var olduğumuzu göstermek istiyoruz. Sanat alanında da yapabileceğimiz şeyler olduğunu göstermek istiyoruz.
Sokak tiyatrosu yapmak istiyoruz. Böylece halka sesimizi daha çok duyuracağız. Kapalı mekanlarda ulaşabileceğimiz insan sayısı sınırlı.
Bizce sanat halkın sorunlarını anlatmalı, sahte dünyaları değil. Yılmaz Güney, Nazım Hikmet, Ruhi Su gibi sanatçıları örnek alıyoruz kendimize. Onlar doğruları söyledikleri için bedel ödediler. Dokuz köyden kovulsalar da doğruları söylediler. Bizde örneğin sağlıksız koşullarda yaşadığımızı, baskılar olduğunu söyledik bize de saldırdılar.
Sorunlarımızı tiyatro yolu ile anlatacağız. Baskıları, yaşam ve çalışma koşullarımızı tiyatro ile anlatacağız. Halkta bir duyarlılık yaratmak istiyoruz çünkü kağıtçılara saldırılar tüm halkın sorunudur. İşsizlik var zaten birde kağıt elimizden alınınca başka yol mu kalıyor. Hırsızlık, tiner, fuhuş daha artacak. Bize saldırarak hiçbir sorun çözülmez.
ATIK KAĞIT İŞÇİSİ MAZLUM
KATIK’tan
Yaşadığımız sıkıntıları bilmeyen birine sorsanız, çöpten geçinen bir insanın başına daha kötü ne gelebilir diye verecek bir cevap bulamaz. Biraz vicdan ve mantık sahibi herhangi bir insana atık kağıt işçilerine yönelik müdahalelerin, arabalarının niye toplandığını sorsanız gene verecek bir cevap bulamaz.
Zor günler yaşıyoruz. Hiçbir güvencesi olmayan, sağlıksız koşullarda yıllardır bu işi yapıyoruz. Bugün geri dönüşümün atık kağıt işçilerinden başlayarak, fabrika aşamasına kadar bir bütün olarak bir sektör olarak kabul edilmesi, bu alanda çalışan tüm emekçilerin sosyal güvenliklerinin sağlanması, çalışma koşullarının düzeltilmesi ve örgütlenme hakkının tanınması için mücadele etmemiz gerekirken, belediyelerin arabalarımıza ve biriktirdiğimiz katı atıklara el koymaması için mücadele etmek zorunda kalıyoruz.
Türkiye’de yüzbinlerce insan geçimini bu işten sağlıyor ve bize şu ya da bu bahaneden dolayı saldıranlar çok iyi biliyorlar ki, bu gerçekliği biz değil kendileri yarattı. Bizi çöplere ittiler. Çöpten büyük bir rant elde edebileceklerini gördükleri içinde, bizi buradan da kovmaya çalışıyorlar. Bizim yaşama tutunduğumuz son nokta burası ve buradan öteye gidecek hiçbir yerimiz yok. Bu yaşama tutunduğumuz son noktada yaşama hakkımızı sonuna kadar savunacağız.
Bizde bu koşullarda yaşamak istemiyoruz. Bizde sağlık hakkından yararlanmak istiyoruz, bizde sigortamız olsun istiyoruz, bizde insanca yaşamaya yetecek bir ücretimizin olmasını istiyoruz.
İşimiz zor, çok zor. Yolumuz uzun, çok uzun. Bugünü kurtarmaya çalışmak yarını kaybetmektir. Evet bugün arabalarımıza el konulmaması için mücadele edeceğiz ama ücretsiz sağlık ve eğitim hakkı içinde mücadele edeceğiz. İnsanca yaşayabilecek bir ücret içinde mücadele edeceğiz. Yarını kazanmak ve sorunlarımızın çözümü için sadece toplayıcıların örgütlenmesinin eksik kalacağını bileceğiz. Presçilerde çalışan işçilerden, granülde çalışanlara, geri dönüşüm fabrikalarında çalışanlardan şehir çöplüklerinde çalışanlara, taşeron olarak belediyelerin temizlik hizmetlerinde çalışanlara kadar, tüm alan işçilerini örgütlemek için çaba harcayacağız.
Elinizdeki gazete ilk sayımız. Çok eksiğimiz olduğunu biliyoruz, ancak bilmenizi istiyoruz ki,(bu bizce çok sevimli bir mazeret) bu gazete her şeyiyle atık kağıt işçileri tarafından hazırlanmıştır. Gazetemizin Her yeni sayısında bir önceki sayıyı aşması için düşüncelerinize, önerilerinize ihtiyacı var. Tabi birde yaşayabilmesi için sahiplenilmeye.
Yeni sayımızda görüşmek üzere.