Cumartesi, 28 Nisan 2007 (19 yıl 6 ay önce)
28 Şubat 1997 darbesinin üzerinden 10 yıl 2 ay geçmişken internet üzerinden postal göstererek yeni bir darbeye soyunan generaller çetesinin bu hamlesine karşı, kim ne diyor?
Varan 1
TKP: ÖRTÜLÜ ONAY...
TKP Merkez Komitesi, bugün yaptığı açıklamada 27 Nisan darbesine tamam, ama eksik diyerek örtülü onay verdi. TKP, Genelkurmay açıklamasını solhaber.net'te
“Ordu muhtıra verdi” sözleriyle ve tam metnine yer vererek duyurdu.
TKP, darbeyi
“darbe” olarak nitelemediği gibi, açıklamayı
“meşruiyet” açısından değerlendirmenin,
“asker-sivil ya da seçilmişler-atanmışlar ikilemi içerisine hapsetme”nin yanlış olduğunu söylüyor.
TKP'nin tam da kendisinden bekleneceği gibi, burjuva demokratik bir pozisyonda bile yer alamadığı açıklamasında, oklar birinci olarak AKP'ye dönüyor. Dinci gericiliğin gerçek bir tehdit olduğuna işaret ederek, Genelkurmay'la arasındaki it dalaşının asıl niteliği gizlenmekle kalmıyor; bu yolla Genelkurmay darbesine selam veriliyor.
TKP bu selamı,
“Türkiye Cumhuriyeti döneminde elde edilen toplumsal kazanımları reddeden ya da küçümseyen bir solculuk anlayışını dışla”dığını söyleyerek veriyor. Türkiye'deki ilerici-demokratik ve sosyalist aydınlanma birikimi ile faşist ordu arasında böylelikle açık bir bağ kuruyor; neredeyse ona
“borçlu” olduğumuzu söylüyor!
TKP, geçmişte
“emekten yana güçlere ve sola dönük acımasız bir müdahalede bulunmuş”luğundan, piyasa ekonomisinden yana olmasından, ABD ve İsrail'le
“yakın işbirliği”nden ve gericiğin önünü açmışlığından dolayı kendisini mecburen de olsa birkaç sözle de
“eleştirmek” zorunda hissettiği TSK için ise, yine hiçbir politik sıfat kullanmıyor. Ama
“Amerikancılık” tanımını, CHP ve MHP için kullanırken, bu sıfat, orduya müstahak görülmüyor. Dahası, hazırol vaziyetindeki TKP, orduya açık bir teminat veriyor:
Türkiye Komünist Partisi'nin 'asker düşmanı' olmadığı, orduda küçümsenmeyecek bir yurtsever ve aydınlanmacı birikimin bulunduğunu düşündüğü açıktır.
“Kahrolsun gericilik! Kahrolsun emperyalizm!” sözleriyle biten TKP açıklamasında, faşist darbeciliğe karşı tek söz yok. Ama halkımıza utanmadan
“teminat” veriyor:
Yaşanan krizin kontrolden çıkması ve doğrudan bir askeri müdahalenin gündeme gelmesi durumunda Türkiye'nin bir kez daha mutlak karanlığa gömülmemesi için sarsılmaz bir tavır alacağımız açıktır.
Nasıl? İsmini paylaşamadığınız T"K"P'nin 12 Eylül'de yaptığı gibi mi? Kapağı ilk fırsatta dışarı atarak mı, yoksa fısıltı gazetesi yoluyla
“İlerici generaller var” söylentileri yayarak mı?
Varan 2
HALKEVLERİ'NDEN 29 NİSAN YÖNLENDİRMESİ
Rejim içi kamplaşma konusunda tam bir kafa karışıklığı içerisinde bulunan
Halkevleri açıklaması ise, tarafların tanımlanmasında baştan sorunlu olarak işe başlıyor ve burjuva düzen partilerinin argümanlarına başvuruluyor.
Burjuvazinin işçi ve emekçiler üzerindeki diktatörlüğü olan burjuva devlet, sanki sömürücü bir azınlığın aygıtı değilmiş, sanki AKP dışındaki düzen partileri, emekçileri temsil edebilirlermiş gibi, Halkevleri,
“AKP'nin yüzde 25'lik azınlık desteğiyle devletin tüm iktidar merkezlerini Amerikancı-yobaz bir grubun denetimine aktarmaya dönük darbeci bir girişim”inde bulunulduğuna işaret ediyor.
Ordunun
“otoriter ve ırkçı bir anlayışı yansıtan darbe tehdidi” ile Türkiye'nin
“hızla demokrasi dışı bir siyasal sürece” girdiğini vurguluyor. Burjuva politikasından başı dönmüş olan Halkevleri, bir AKP'yi, bir 12 Eylül Anayasası'nı, bir seçim sistemini, bir seçim sistemini değiştirme taleplerine olumsuz yaklaşan CHP'yi... suçluyor.
Halkevleri'nin tek çözüm olarak
“sol tarafından kurulacak bir halk demokrasisi”ni göstermesi boşuna! Açıklamada, bu gidişin durdurulması ve Türkiye'nin sorunlarına demokratik bir yolla çözüm bulunabilmesi için, ne emekçi sınıfların eylem ve inisiyatifleri anılıyor, ne de 1 Mayıs'ın bu darbeci hamleye karşı şekillenmesinden söz ediliyor.
Aksine, Halkevleri'nin torbasından çözüm olarak çıka çıka, barajsız ve yasaksız bir erken seçim ve seçimden sonra demokratik bir Anayasa çıkıyor. Daha kötüsü ise, Halkevleri'nin
“bugünden itibaren yapılacak bütün demokratik halk gösterilerinde” bu talepleri seslendirme çağrısı...
Hangi gösteri mi? Tabii ki 14 Nisan'dan çıkardığı sonuç doğrultusunda, 29 Nisan! Halkevleri, 29 Nisan'ı kontra bir miting olarak niteleme ve gitmeme çağrısı yapma sorumluluğu yerine, örtülü bir çağrı yapma gömleğini giyiyor... Tarih karşısında!
Varan 3
İSTANBUL TABİP ODASI'NDAN ÇAĞLAYAN'A AÇIK ÇAĞRI
14 Nisan'dan beri çalkalanan meslek örgütlerinden biri olan Tabip Odası, bilindiği gibi 14 Nisan sonrasında yaptığı değerlendirmede, gerek rejimin sahiplerinden, asıl olarak da manipüle edilmiş tabanından gelen şoven faşist milliyetçi baskılara karşı kendisini savunmuştu. Bu savunuda, TTB de, laikliğe karşı duyarlılığı görmek dolayımıyla gönülleri orada olmasına rağmen mitingi hazırlayanlar içerisinde TİT gibi paramiliter suç örgütlerinin varlığı nedeniyle mitinge katılmadıklarını belirtmişti. DİSK, TMMOB ve KESK'in tutumu da, üyelerini mitingin karanlık hedefleri konusunda hiç uyarmamalarına, bu konuda sorumsuz hatta ön açıcı davranmalarına rağmen bu yöndeydi.
26 Nisan tarihinde yapılan
İstanbul Tabip Odası, İstanbul Dişhekimleri Odası, İstanbul Eczacı Odası, İstanbul Veteriner Hekimler Odası imzalı açıklamada ise,
“Ne Şeriat Ne Darbe” başlığı altında, İstanbul'daki hekimler Çağlayan'a çağrıldılar. İstanbul Tabip Odası da akıma karşı duramamış ve girdaba kapılmış durumda.
12 MART'LARI, 12 EYLÜL'LERİ, 28 ŞUBAT'LARI, 19 ARALIK'LARI UNUTMA!
ÇAĞLAYAN'A GİTME, DARBEYE ORTAK OLMA!