Pazar, 10 Haziran 2007 (19 yıl 4 ay önce)
Ankara’da yapılan ortak basın açıklamasıyla duyurulan metin şöyle:
NASIL BİR TÜRKİYE İSTİYORUZ?
Türkiye zor bir dönemden geçiyor. Siyasette, ekonomide, sokaklarda ve toplumsal yaşamın her alanında gerilim ve kriz giderek tırmanıyor. Tırmanan bu gerilim, ne toplumun iradesini parlamentoya yansıtmayan bir seçimle, ne de herhangi bir geçici düzenlemeyle aşılabilir. İçinden geçmekte olduğumuz kriz, 12 Eylül’den bu yana bizlere dayatılan yaşam biçiminin, siyaset tarzının, ekonomik politikaların ürünüdür. Dolayısıyla krizi aşmanın yegâne yolu,
“Darbe Hukuku”nun ve ülkemizde yarattığı toplumsal, siyasi ve ekonomik erozyonun yaşamımızın her alanından çıkarılmasıdır.
Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle doruğa çıkan mevcut siyasal kriz, basit anlamda
“yöneticilerin niteliği” üzerinden yürütülecek bir tartışma ile aşılamaz.
Siyasal Krizin Çözümü, Her Alanda Köklü Demokratik Dönüşümün Sağlanmasındadır
Bugünün siyasal krizinin temelinde, siyasetin toplumsal dayanaklarından ve demokrasiden uzak bir alanda yürütülüyor olması yatmaktadır. 12 Eylül hukukunun yarattığı baskı, geniş halk kesimlerini siyasetten uzaklaştırmış, emek ve meslek örgütlerini, demokrasi güçlerini siyasete müdahalenin uzağına itmiştir.
Krizin çözümü için siyasal alanda acilen bir demokratikleşme süreci başlatılmalıdır. Bunun için seçim sistemi ve siyasi partiler yasası derhal değiştirilmelidir. Temsil sistemi, yasaklardan ve eşitsizliklerden arındırılarak demokratik bir içerikle yeniden düzenlenmelidir. Tüm toplum kesimlerini siyasetin içine doğrudan davet eden bir yaklaşım süratle hayata geçirilmelidir.
Kriz, salt siyasal yaşamda nükseden bir olgu değil, ülkemizin ekonomik hayatının da yapısal bir sorunudur. Bu sorunun kaynağı, halkı yok sayan, emekçilerin taleplerini duymayan, yoksulların yaşam hakkını görmezden gelen neo-liberal ekonomik politikalardır.
Bizler, ülkeyi içinden çıkılmaz bir kâbusa sürükleyen neo-liberal ekonomik politikaların terk edilerek, halkın ihtiyaçları doğrultusunda, emekten ve halktan yana bir ekonomik programın hayata geçirilmesini istiyoruz.
Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanlarında yaşanan tahribat giderilerek, sosyal alanda yaşanan yıkımı telafi edecek önlemler alınmalıdır. Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanları, kamusal bir bakışla yeniden yapılandırılmalıdır. Giderek büyüyen zenginler ile yoksullar arasındaki açığın kapatılması için sosyal destekleme programları hayata geçirilmelidir. Çalışma yaşamındaki esnek, güvencesiz, sigortasız istihdam uygulamalarına, antidemokratik baskı yasalarına son verilmelidir.
Gericiliğin ve Irkçılığın Çözümü Özgürlüklerin Genişletilmesidir!
Siyasetin antidemokratikleştirilmesi ve ekonominin neoliberalleşmesi ile ortaya çıkan yoksulluk/yoksunluk/işsizlik ve örgütsüzleşme süreçleri toplumda yaşanan hızlı muhafazakârlaşma ile eş zamanlı gitmiştir. İmam hatiplerle, zorunlu din eğitimiyle, kuran kurslarıyla, Türk İslam sentezi politikalarla, devlet kurumlarında ve medya aracılığıyla tüm toplumda yayılan tek tiplilik insanlarımızın bir arada, dostça yaşama kültürünü yok etmektedir. Irkçı-şoven bir anlayışla farklı kimliklerin toplumsal ve siyasal yaşamda kendisini ifade etmesi engellenmiştir.
İnsanları birbirine düşman eden, toplum içindeki bağları kopararak parçalanmaya iten bu ötekileştirici, düşmanca politikalar, toplumsal bütünlüğümüzün en büyük tehdididir. Her türden etnik, dini, cinsiyet vb. kimliklerin özgürce yaşanabildiği, farklı kültürlerin ve düşüncelerin kendilerini ifade olanaklarının yaratıldığı, özgürlükçü bir laiklik anlayışının egemen olduğu, bir arada kardeşçe yaşama kültürüyle yoğrulmuş bir ülke, toplumsal barış ve huzurun tek reçetesidir.
Son günlerde ülkenin dört bir tarafı yeni cenazeler ile sarsılıyor. Ağlayan tüm annelerin acısı yüreğimizi yakıyor. Biz yine söylüyoruz; son 20 yılı aşkın bir süreç bu sorunun şiddete dayalı politikalarla çözülemeyeceğini göstermiştir. Silahların konuştuğu ortamlarda demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Biz bütün sorunlarda olduğu gibi bu sorunun da barışcıl ortamda ve demokratik yöntemlerle çözülebileceği inancını taşımaktayız.
Şiddet ve gerilim ortamlarının yarattığı kitlesel kamplaşmalar ülkemizin ve insanımızın yararına değildir. Türkiye’nin,
“kitlesel refleks” çağrıları ile toplumu kamplaştırma ve kitlesel çatışma ortamı yaratma yerine, kardeşçe bir arada yaşamı sağlayacak iklimin yaratılmasına ihtiyacı vardır.
IMF ve Dünya Bankası nezdinde karnesi A olan AKP, bir yandan demokrasicilik oyunu oynarken öte yandan polisin görev ve yetkilerini düzenleyen yasada olduğu gibi antidemokratik uygulamaları Meclis’ten geçiriveriyor. Emekçiler, AKP’nin bu oyununun bilincindedir.
Biz aşağıda imzası bulunan emek ve meslek örgütleri; içinden geçmekte olduğumuz seçim sürecinde, yürütülen sosyo-ekonomik politikaların sonucu olan krizin geçici ve kısmi tedbirlerle aşılamayacağına inanıyoruz. İlkesizleşmiş ve birbirinin aynısı hale gelmiş mevcut siyasi partiler Türkiye’nin sorunlarına köklü çözüm üretmekten aciz haldedir. Türkiye’nin temel sorunu anti demokratik yasalar, emek karşıtı özelleştirmeci politikalar ve halkın karar mekanizmalarından uzaklaştırılmasıdır.
Yapılması gereken, krizin temelinde yatan nedenlerin doğru tespit edilerek ona uygun köklü ve bütünlüklü bir çözüm üretilmesidir.
Yoksulluğa, Irkçılığa ve Gericiliğe Teslim Olmayacağız!
Halkımıza dayatılan sahte çözümlerin çıkmaz yol olduğunu, ırkçılığa varan milliyetçi söylemlerin, sosyal ve siyasal yaşamı din temelli anlayışa göre kurgulamak isteyenlerin ülkemizi içinden çıkılmaz bir kaosa doğru sürüklediklerini, bu kaostan çıkış yolunun demokrasi dışı yöntemlerle olamayacağını bir kez daha ifade ediyoruz.
Çözüm; eşit, özgür, bağımsız, demokratik ve laik bir Türkiye’de bir arada kardeşçe yaşam anlayışının egemen olmasından geçecektir. Tüm siyasi partileri seçim döneminde kamplaşma ve ayrışmayı körükleyen bir söylemden uzak durmaya, ülkemizin temel sorunlarına yönelik somut projelerle halkın oyunu talep etmeye çağırıyoruz.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK)
Türkiey Devrimci İşçi Sendikları Konfederasyonu (DİSK)
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)
Türk Tabipler Birliği (TTB)
Türk Dişhekimleri Birliği (TDB)
"ORTA YOL" YOK!
Açıklama, 12 Eylülcü darbe hukuku, ırkçı-şovenizm, dinci-gericilik ve neoliberalizmin tümüne birden tutum almaya ve işçi-emekçilerin
"antidemokratik" baskı ve yasalara, sağlık, eğitim ve sosyal güvenliğin tasfiyesine, yoksulluk, işsizlik, esnek çalışmaya karşı bazı yakıcı taleplerini dile getirmeye çalışıyor.
Her alanda aşırı gericiliğin kışkırtıldığı, nisbeten ilerici - demokrat bir pozisyonu korumaya çalışan sendika ve kitle örgütlerinin bile faşist darbecilik ve liberalizm kıskacında öğütülmek istendiği ve kontra mitingleriyle ağır bir baskı altına alındığı bir süreçte, bu açıklama anlamlı bir yer tutmaya çalışmaktadır.
Ne var ki, açıklamada
"Her alanda köklü bir demokratik dönüşüm" ve
"Emekten ve halktan yana ekonomik program" adına ileri sürülenler, sosyal liberal reformist bir yaklaşımdan öteye gitmemektedir.
Örneğin
"zenginler ile yoksullar arasında giderek büyüyen açığın kapatılması için sosyal destekleme programlarının hayata geçirilmesi" gibi bir talep, sosyal liberalizmle ve sınıf körlüğüyle maluldur. Aynı şekilde,
"köklü demokratik dönüşüm" adına ileri sürülen "reçete" de liberal reformist bir program ve bakış açısından ibarettir.
Bir dizi sendika ve kitle örgütünün Genelkurmay'ın
"sivil refleks" askeri olmaya koşturduğu yerde, "toplumu Türk-Kürt ekseninde kamplaştırılmasına" karşı duruş kuşkusuz anlamlıdır. Ne var ki, bunun yerine önerilerilen
"toplumsal barış, huzur, hoşgörü vb." türünden sosyal liberal "ilke"ler, bu karşı koyuşun içeriğini boşaltmaktadır.
Tıpkı "köklü demokrasi ve özgürlükler" adına ileri sürülenlerin, siyasal demokrasi ve özgürlük mücadelesi talepleri olmaktan ziyade, sosyal liberal
"yaşa ve bırak yaşasınlar" anlayışıyla içi boşaltılmış, "serbestlik ve hoşgörü"den öteye gitmemesi gibi.
Bunun başta gelen nedeni, hiç kuşkusuz, bu sendika ve kitle örgütlerinde egemen olan liberal reformist anlayışların bir işçi sınıfı ve uzlaşmaz sınıf karşıtlığı ufkuna sahip olmamasıdır. Orta sınıf liberal-demokratizmi çizgisinde, dile getirdikleri, sınıf savaşımına dayanan bir siyasal özgürlük ve demokrasi, sendikal haklar için bir mücadele programı bile değildir.
Tam tersine uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarını ve Kürt halkının ulusal demokratik taleplerinin üzerini örten bir
"sınıf uzlaşmacılığı" programıdır. Ancak dişe diş kavgayla söke söke alınacak mücadele taleplerinden değil, adeta burjuvaziye havale edilen,
"düzeltilmiş kapitalizm" liberal-ütopik hayalleri ve
"şunlar olmaz bunlar olursa kavga gürültü de olmaz” tarzında temenniler sözkonusudur.
Ve liberal reformizmin
"kimseyi incitmeden, kimseyi itmeden, kimseyi ürkütmeden" ileri sürdüğü "programın" gerçekleştirilmesi de, tabii ki tabanını mücadeleye geçirmekle değil bu doğrultuda burjuvaziden harekete geçmesini beklemekle iştigal etmektedir.
Hepsi bir yana, açıklamadan sonra sorulan bir soru üzerine
DİSK Ankara bölge temsilcisi, DİSK Başkanı Çelebi’nin
"sivil askerlik" seferberliğine katılma kararını onayladığını belirtmiştir.
KESK ise Hürriyet gazetesinin
"Bakkallar Federasyonu"nun benzer yöndeki açıklamasını KESK Başkanvekiline aitmiş gibi lanse etmesine karşı resmi bir
"katılmayacağız" açıklaması yapmamıştır.
Bu da işçi sınıfı ve emekçilere, liberal reformizmin iç yüzünü ve uzlaşmaz sınıf karşıtlığında bir "orta yol" olmadığını bir kez daha, son derece eğitici biçimde göstermektedir.