Sanovel işçileri anlatıyor

Pes etmeyeceğiz, dayanışma içinde eyleme sonuna kadar devam edeceğiz.

Çarşamba, 13 Haziran 2007 (19 yıl 4 ay önce)

Koray Akar: İsteklerimiz sözleşmenin en yakın zamanda imzalanması ve bir an önce işbaşı yapabilmek. İşveren geçen hafta bizi işten çıkarttı, sendikalaşmamızı istemedi, biz de sendikalı olduğumuz için sakal bırakma eylemine girdik. Sakal bırakmanın prosedürlere uygun olmadığını belirtti ve toplu çıkış verdi.

Henüz yetkimiz yok. Fabrikada yüzde 50'yi aştık ama yetki alamıyoruz. Şu anda fabrika içerisindeki bütün işçiler sendikalı. Fabrikamızda 330 kişiyiz ama şirketin diğer işletmeleriyle 1500-1600 çalışan var. Geri kalan mümesiller, ana bina Şişli'de. Diğerlerinde sendika çalışması yok çünkü her biri Türkiye'nin ayrı bir yerinde.

Şu anda hiçbir sosyal imkanımız yok, bizi asgari ücrete çalıştırıyorlar. Sosyal imkanlarımızın, haklarımızın alınmasını istiyoruz. Bu da sözleşmenin imzalanması demektir. Pes etmeyeceğiz, dayanışma içerisinde bu eyleme sonuna kadar destek vereceğiz. Ve toplu sözleşme imzalanmadan da işbaşı yapmayacağız.

Biz dışarda olan işçiler olarak hepimiz deneyimliyiz ve eğitimliyiz. Şu anda burada işverenin başlattığı yeni bir grup var. Zaman zaman yeni eleman getiriyorlar. Şu anda biz eylemimize devam ediyoruz. İçeri girinceye kadar, sonuçlanıncaya kadar da devam edeceğiz, kararlıyız. En yakın zamanda da sözleşmenin imzalanmasını istiyoruz.

Samet Plak: Şu anda ilaç üretiminde çalışanlar CMP eğitimini almamış insanlar. Yani bir nevi hijyen kuralı eğitimi. Bu yeni alınanlar bu eğitimi almadığı için bundan sonra çıkan ilaçlar sağlıklı uygun olmayabilir. Şu anki işçiler ise tecrübeli, bunlar kalifiye insanlar.

Yoldan geçen kara cahili buraya, makinanın başına koyamazlar. Belli bir eğitimden geçmeli. CMP'yi ne kadar bilir, prosedürü ne kadar bilir? Bu içeri aldıkları dışardan toplama insanlar. İlaç ve ecza sektörüyle hiç alakaları olmayan insanlar. Şu anda içerde üretim yapılıyorsa hangi şartlarda yapılıyor belli değil.

Dışardan işçi getirdiler, onların bu konuda sağduyulu olmalarını bekliyoruz. Yarın bir gün kendileri de hak aradıklarında kendilerinin de burada olacağını bilmeleri gerekir. Biz birkaç kişiye anlattık zaten. Yarın onlar da bir gün buraya düşebilirler. Ahım şahım bir vaatleri de yok, gelecekler bizimle aynı duruma düşecekler, asgari ücret alacaklar. 11 senemi vermişim bu firmaya, daha 700 milyon ücret alıyorum, gelen ne yapacak? Biz bu kadar seneyi göz önüne almışız, biz 11 yılımızı hiçe saymışız girmişiz bu olaya...

Ramadan: Biz geçici işçileriz. 6 aylık geçici işçi olarak alındık. Devamlı asgari ücret alıyorduk. İkramiye yok. başlarda mesai yapıyorduk, sendikayı istiyoruz diye mesaileri de kaldırdılar. Bayram harçlığı da yok, bayramdan bayrama bir şeker veriyorlar, sonra güle güle diyorlar. Ondan sonra bay bay!

Senovel direnişSanovel'le Eczacıbaşı rekabette kafa kafaya diye duyduk. Bu da bizim emeğimizle olan bir şeydir. Ben ilk defa burada sendika mücadelesine katılıyorum. Nasıl bir şey? Biraz zor, sıcakla mücadele ediyoruz, suyumuz yok, tuvaletimiz yok. Köylere gidiyoruz, su ihtiyacımızı çeşmelerden karşılıyoruz. Sağolsun sendika yetkilileri yemek ihtiyacımızı karşılıyorlar.

Yaklaşık 4 yıldır fabrikada çalışıyorum, 4 yıldır da bir istikrar sağlayamadım kendime... İşte bu şekilde işçi sınıfıyız. Akademisyenleri (beyaz yakalılar) görüyoruz fabrikamızda, hepsinin altında son model arabalar. Sınırsız benzin mazot var. Ama bize gelince biz okul servisiyle gidip geliyoruz. Tıklım tıklım. Dolacaksınız diyorlar, akşam mesaiye bırakıyorlar, getirdikleri öğrenci servisi. Ben iri cüsseliyim, sığamıyorum koltuğa.

Onlar İşçinin gücünü bilmiyorlar herhalde. Küçümsüyorlar bizi açıkçası. Ama işte durum ortada. 200 milyon dolarlık sermaye yatıyor bir haftadır. Hakkımızı versinler bizim. En azından insanca yaşanacak kadar ücret istiyoruz. Burası 1 ay da sürer, 2 ay da sürer. Ben uğraşacağım yani. İşverenler "Biri gider biri gelir" diyor. Ama biz öyle olmadığını göstermek istiyoruz. Çünkü buraya gelen başka kişi de aynı şeyleri yaşayacak.

Nurdan Cömert: Hiç çekinmeden arkadaşlardan duyduk ve o günün akşamı hemen nüfus kağıdımı aldım geldim. Zaten daha önce çalıştığım yerin sendikası vardı. İlaç fabrikası daha iyi olur dediler ama buraya gelince çok pişman oldum. Görüşmeye geldiğimde içeriye girdiğim anda her tarafı pırıl pırıl gördüm, çok güzel geldi ve kararımı verdim.

Sonra 430 milyon yetmemeye başladı. Eşim çalışıyor ama taksit ödüyoruz, çocuğumuz var. Aldığım ücret burada markette gidiyor. Kendime, üstüme başıma para ayıramıyorum. 2 aydan beri mesailer başladı, beni de mecbur çağırıyorlar, mesailerle, bir de fiş paramla 600 milyon alabildim. Ama mutlaka bir şey çıkıyordu. Ancak boğazımıza yani.

Herkesin kredi kartı borcu var. Herkes aldığım para bitti, kiraya verdim, oraya buraya verdim bitti diyordu. Ay sonunu kimse getiremiyor zaten. Arkadaşlar ek kart çıkarıp çekiyorlar. Hatta bazıları maaş da çekemiyor, hemen ek karta aktarılıyor. Kredi kartı kullanıyor çoğu kişi.

Direniş çok güzel gidiyor. Her sabah 7:30'da geliyorum, akşam hep birlikte dağılıyoruz. Kimse bıkmıyor, yılmıyor. Bu sıcak bizi yıldıramıyor. Ailem direnişte bana hep destek oldular. Kayın babam bana hep destek oldu, o da işçi emeklisi, "Devam et, böyle böyle olur, devam ettikçe kazanacaksınız" dedi.

Ben fabrikada temizlik işi yapıyorum. Fabrikada benimle aynı işi yapan 13 kişiyiz. İçerde de 4-5 arkadaşımız var, onlar katılmadılar. Korktular. Bayanlar özellikle çok korkuyor. Erkek arkadaşlarımız kimseyi yemiyor. Onlar bize saygı gösteriyorlar, kardeşiz. Arkadaşlar hatta bana "Sen evde otur gelme" dediler. Benim neyim eksik sizlerden, sonuna kadar geleceğim dedim. Çalışırken nasıl geliyorsam şimdi de geleceğim ve arkadaşlarımın yanında olacağım.

>>> 13 senedir çalışıyorum. İlk girdiğimiz yıllarda sosyal haklar, ikramiyeler cüzi miktarda da olsa vardı, veriyorlardı. Eşel mobil sistemi çıktığında bu fabrikada sosyal hakları ücrete ekleyip 3 ayda bir zam yapacaklardı ama o zaman kaybedilenler tekrar verilmedi. Fabrika kurulunca verileceği söylenmişti ,o da verilmedi. Sorunca "Ben buranın allahıyım istediğime veririm, istediğime vermem" dedi. Bugüne kadar böyle geldi. Yılbaşında performans zammı adı altında zam verilecek dendi ama o da olmadı.

Senovel direnişBurada çalışan işçilerin çoğu kredi borcuyla geçinmeye çalışıyor. Patronların akademisyenlere (beyaz yakalılar kastediliyor) verdiği benzin parasını bile alamıyorum.

Patronların sendikaları var, odaları var, konfederasyonları var, ama işçinin hiçbir şeyi yok.

>>> 12 senelik elemanım, 650 milyon alıyorum. Merdiven altı çalışıyordum, buraya geldik, bir sürü vaat verdiler. iki çocuğum var ama yeri geliyor, çocuğuma vişne suyunu alamıyorum. Hilmi Baruter denen müdürümüz vaatlerini yerine getirmedi.

İçerde şu an şefler üretim yapmaya çalışıyor. Şefler üretim yapamaz. Üretimi bu eğitimi almış bu işçiler yapabilir.

>>> Daha önceki ufak fabrikasında 60-70 işçiyle çalışırken gelip bu büyük fabrikayı kurdular. İşçilere asgari ücret veriyor. Diğer işçilerle çok bir fark yok. 50 milyon, 40 milyon fark ediyor. Herkes ortalama 450-500 alıyor, çok eskiler 1 milyar civarı alıyor.

Oradaki adamlarını alıp buraya getirdi. Adamlar kirada oturuyor, çocukları var, okula gidecek, ev geçindirecek, ama ücretleri yeterli değil ki. Bu adamlar sayesinde bu fabrikayı kurdu ama onların hakkını vermiyor.

>>> 18 senedir çalışan arkadaş 1 milyar alıyor. Makinalar son teknoloji. Doçent ve profesörleri yurtdışına gönderiyorlar. Çok kaliteli ilaçlar üretiyoruz. 28-30 yıllık fabrika. Diğer büyük firmalarda bir işçinin yıllık maliyeti 66 milyarken biz burada yıllık ortalama 10 milyar maliyeti oluyor. Diğer firmalarla rekabet içerisindeler. 66 milyar verenle biz aynı ilacı üretiyoruz, daha kaliteli üretiyoruz. Şu anki en büyük çabamız üretimde kalan birkaç arkadaşı da aramıza almak. Üretim yapılmıyor. Sevkiyat da yok doğal olarak. İlaç süremiyor piyasaya. Gün gelecek en büyük gücün işçiler olduğu anlaşılacak.

>>> Burada anayasal hakkımızı kullanarak sendikaya üye olduk. Bu nedenle patron hazmedemeyip topluca işten çıkartmaya giderek işimize son verdi. Biz de fabrika önünde direnmeye başladık. Direniş işimize dönene kadar devam edecek.

Bu işyeri Şişli Bomonti'de merdiven altı imalatı yapan 5 katlı küçük bir binayken şu anda 200 trilyon ciroya sahip bir işyerine dönüştü. Türkiye ilaç firmaları arasında ilk sırayı alıyor. Şu anda Avrupa'nın en modern tesisine sahip. Biz orada 8 yıl, 10 yıl çalışanlar buraya geldik. Bizim sırtımızdan bir fabrika kuruldu.

Akademisyenlerle (beyaz yakalılar) işçi bölünmüş durumda. Biz asgari ücrete talim ediyoruz ama bu akademisyenlerin benzin parası bile değil.

>>> Yakın zamana kadar araba konusu gündeme geldi. Kimyagerlerin filan arabası yoktu, onlara araba vererek onları susturdular. Susmayanlara hafta sonu Abant, Antalya tatilleri yaptırdılar.

>>> 17 yıllık işçiyim. Şişli'de ben girdiğimde 5 kalem vardı. Şimdi 20 kalem ilaç var. 1 senedir bu fabrikadayız. Emeğimizin karşılığı buymuş işte. Burada çalışanlar asgari ücret alıyorlar. 400 milyon kira veren var, nasıl geçinecekler!?

>>> Bizim sırtımızdan geçiniyorlar, biz böyle sesimizi çıkartmazsak bizi ezmeye devam ederler. Ben askerdeyken böyle bir düşünceye vardım. Bakıyorum fabrikalara, bundan önce çalıştığım fabrikaya bakıyorum, 3 bin kişi çalışıyordu. 3 bin kişi sadece bir kişiye çalışıyordu. 3 bin kişinin sırtından yaşıyordu. Oradayken ücretim daha iyiydi, 6 ayda bir tam ücret vardı. Mesai çoktu ve mecburdu.

Bir de orada performans vardı. Onların istediği işi çıkaramazsan ücretsiz mesaiye bırakıyorlardı. Sendika da vardı, ama patronun sendikasıydı. Günde 70 kişi giriyor, 70 kişi çıkıyordu. Aynı sistem burada da var. Bir yerde işin bitiyor, başka yere gönderiyorlar, orada bitiyor başka yere. Aslında herkesin kendi işini bilmesi lazım.

>>> İstendiği zaman başka bir bölüme gidebilceğine dair imza da attırıyorlar işe girişte. İstanbul'dan gelen işçilerle kaynaşmamız çabuk oldu, ezilme bunu sağladı. İstanbul'dan gelen insanları bir sürü vaatlerle getirmişler. Aynı sıkıntıyı çekmek insanları kaynaştırıyor. Kimseye farklı muamele yapılmadı, o yüzden inşallah bu emeğin karşılığını alacağız.

Biz yüksek okul mezunuyuz, ama mal indirip mal çıkarıyoruz. Hamallık yapıyoruz. Sırf daha iyi olur diye olur diye geldiğimiz fabrikada böyle oluyor.

>>> Türkiye'de işçiler en son sınıfta. Hani dünyada birinci dünya ülkeleri, ikinci dünya ülkeleri var ya, Türkiye'de de öyle, işçiler üçüncü sınıf. Sınıflar açıkça yok, isim olarak yok, ama aslında var.