"Bizi yakan Nazi nefreti"

Daha binadan yangının izleri silinmeden katliamın üzerini örtmeye giriştiler

DÜNYA
Cuma, 8 Şubat 2008 (18 yıl 8 ay önce)

NATO Güvenlik Konferansı’na katılmak üzere Almanya’da olan Erdoğan dün 2. Solingen’in yaşandığı Ludwigshafen’daydı.

Sahiden Erdoğan yaraları sarmak için mi Ludxisghafen’daydı? Öyle ya ırkçı bir saldırıyla 9 kişiye mezar olmuş, "2. Dünya savaşından sonra Almanya’nın en korkunç yangını"ıydı bu.

Temsil ettiği çıkarlar gereği Erdoğan’ın açıklamaları yaralara tuz basar nitelikteydi. Öyle ya "Türkiye Almanya arasındaki dostluk geliştirilmeli"ydi. Pişkince "Hepimiz insanız" diyordu. Her iki ülkenin basın yayın organlarının "spekülasyonlara" yer vermemesini buyuruyordu!

"Dün Solingen..."


Oysa evi, yüreği yanmış, sokakta, işyerinde, okulda, devlet kurumlarında sivil-resmi ırkçı ve ayrımcılığın her biçimini yaşamış, olayın gelişimini bilen bölge insanları açtıkları dövizlerde gerçekleri vurguluyorlardı. Bu sonucu doğuran anlayışa işaret ediyorlardı.

ikinci solingen"Vatan hasreti değil, bizi Nazi nefreti yaktı", "Dün Solingen, Bugün Ludwigshafen, Yarın?", "Hitler Yalnız Değildi, Koch Da" diyorlardı.

Katliamın üstünü örtme seferberliği


Yaşanan katliamın üstünü örtmek için Alman-Türk devleti kol kola girdi. Bu korkunç katliamın, onu doğuran toplumsal koşullar ve atmosferin unutulması, üzerinin küllendirilmesi için işbirliğine girişildi.

Bu işbirliği sonucunu hemen Bild ve Hürriyet gazeteleri üzerinden verdi. Kitlelerin bilincini manüple eden, bulandıran bu gazeteler bir ortak açıklama yayınladılar. Açıklamada "Almanya’da ve Türkiye’de birlikte kurbanlar için yas tutuyor, aileleri ve yakınlarının acılarını paylaşıyoruz." Sözleriyle timsah gözyaşları döktüler. "Öfke ve endişe" duyulmasının yanlış olduğunu üflediler. "Ülkelerimizdeki bütün insanların, soruşturma kurumlarına ve polisin çalışmalarına güvenmesini" salıkverdiler.

Bu yansıyanın üzerinden bile işin rengi belli oldu. Egemenlerin, çıkar ortaklığı temelinde bu katliamın üzerine el birliği ile toprak dökecekleri su götürmez bir gerçek olarak sırıtıyor. Kapı ardında hangi pazarlıkların yapıldığını, bu işbirliğin faturasının Türkiye’de de Almanya’da da işçi ve emekçilere nasıl çıkartılacağını ilerleyen zamanda göreceğiz.