Pazartesi, 6 Mart 2006 (20 yıl 7 ay önce)
Şubat ayı boyunca birçok Avrupa kenti, işçi ve emekçilerin bir dizi eylemlerine sahne oldu. Önce, Strasbourg’da Avrupa Parlamentosu önünde özelleştirmeleri, işçi kırımını protesto eden deniz-liman işçilerinin, polisin müdahalesine karşılık vermesiyle parlamento önü bir anda savaş alanına döndü. Eylemler dört gün boyunca devam etti.
Diğer yanda Fransız hükümetinin İş Kanunu’nda yaptığı değişikle; 20'den az işçi çalıştıran iş yerlerinde deneme süresini iki yıla çıkarması, 26 yaşından küçük gençlerin 20'den fazla işçi çalıştıran iş yerlerinde de iki yıl denemeye tabi tutulması, patrona hiç bir gerekçe göstermeden istediği zaman işine son verme hakkının tanınması, Fransa’da gençleri sokağa döktü. Liseliler Sendikası ve diğer işçi sendikalarının desteğiyle büyük kentlerde sayıları 400 bine ulaşan kitlesel eylemler yapıldı. Avrupa da iş gücü pazarını liberalleştirmeyi amaçlayan “Bolkestein Direktifi”, Avrupa İşçi Sendikaları Konfederasyonu ve devrimci demokratların oluşturduğu platformlar tarafından, Strasbourg başta olmak üzere Avrupa’nın tüm büyük kentlerinde gerçekleştirilen kitlesel yürüyüş ve mitinglerle protesto edildi.
[foto]fran2.jpg[/foto]
Avrupa Parlamentosu, dışarıdaki 50 bin işçi ve emekçinin sesine kulaklarını tıkadı ve söz konusu yasayı 215 ret oyuna karşı 394 çoğunlukla onayladı. Onaylanan yasada daha önceki taslakta yer alan “işçiler kendi orijin ülkenin yasalarına tabi tutulur” bölümü çıkartıldı. Fakat bu yasanın kabul edilmesi için bir makyajdan başka bir şey değil. Sonuçta yasanın neoliberal özü değişmiş değil. Avrupa Parlamentosu'ndan sonra 25 Avrupa ülkesi de yasayı onaylarsa “Bolkestein Direktifi”, Ekim 2006’da yasallaşmış olacak.
[foto]limaniisci.jpg[/foto]
EYLEMLERİN GÖSTERDİĞİ
Tüm bu gelişmeler ve özellikle son yıllarda Avrupa da yeniden kıpırdamaya başlayan emekçi yığınların mücadelesi, net olarak şunu ortaya koyuyor: Bir tarafta tekelci kapitalizmin neoliberal politikaları ve diğer tarafta emekçi yığınların anti kapitalist alternatif mücadelesi. Süreç daha geniş emekçi yığınlarının giderek daha çok sistemden hoşnutsuzluğunu dile getireceğini, sistem dışı çözümlere yöneleceğini gösteriyor.
Mart’ın 7’sinde CGT’nin ulusal çapta eylem yapma kararından sonra tüm sendikalar
14 Mart’ı
“neoliberalizme karşı ulusal mücadele günü” ilan etti.
Avrupa Anayasası ile birlikte bütün liberal politikaların reddi anlamına gelen 29 Mayıs referandumuna ve büyük kitleler halinde yapılan protesto eylemlerine rağmen sermayenin neoliberal politikaları peş peşe uygulamaya sokmasının nedenleri ve rahatlığı ne olabilir? Anti neoliberal mücadele buna cevap bulmak ve duruşunu ona göre yeniden konumlandırmak zorunda. Her şeye karşın sermayenin rahatlığı Avrupa’nın her yerinde üretimin devam etmesindedir. Harıl harıl çalışan bir Avrupa’da tekellerin rica ile politikalarından kolay kolay vazgeçmeyecekleri açık. Sendikalar neoliberal politikaların engellenmesi demokratik hak ve özgürlüklerin daha da genişletilmesi için, sınıfın üretimden gelen gücünü de yeri ve zamanı geldiğinde ortaya koymalıdır. Koşullar eylemlerin ulusal ve uluslararası alanda daha geniş yığınları kapsamasını ve daha ileri boyutlara sıçratılmasını zorluyor.
Ne var ki sendikal bürokrasinin bugün yaptığı “
yasak savmak”tan daha ileriye gitmiyor. AISK yönetiminin daha ileri eylem biçimlerini gündeme getirmesi bir yana, “Bolkestein Direktifi”nde yapılan değişikliği “memnuniyetle karşıladıklarını” belirterek yangına su dökmeye çalışıyor. Mevcut işçi sendikaların hemen hepsinde sınıf içindeki tüm farklı eğilimlerin tabanı ve temsilcileri yer alıyor. Bu nedenle siyasi partilerden farklı olarak sendikalar işçi sınıfının cephe örgütleridir ve bu nedenle işçi yığınların harekete geçirilmesinde kaldıraç rolü oynarlar.
Tabii bu rolü oynayabilmesi, onların yönetiminin tutumu ve aldığı kararlarla da bağıntılıdır. Yığınların mücadele azmini ve denetim gücünü kitlesel toplantılar, tartışmalarla canlı tutmayan, işçilerin görüşüne baş vurmadan aldığı kararları tepeden inme dayatan sendikalar gerçek anlamda bir sınıf sendikası olamaz. Diğer yandan sendikal mücadeleyi yalnızca devrimci işçilerle sınırlandırılan bir anlayış da kitlelerden kopuk, marjinal olarak kalmaya mahkumdur.