Kara Liste

GÜNCEL
Salı, 14 Mart 2006 (20 yıl 7 ay önce)

“Demokrasi havariliğini” söylemlerinden eksik etmeyen, katliam ve işgallerine dahi bunu gerekçelendiren emperyalist devletlerin, kendi evlerinde de “maskelerini” nasıl sıyırdıklarını bildiren iki yazıyı Avrupa'da yayınlanan Yaşanacak Dünya gazetesinden aktarıyoruz:


ABD: YÜZBİNLER KARA LİSTEDE

Amerikan Ulusal Terörizmle Mücadele Merkezi’nin (NCTC) “terör şüphelileri” listesinde tam 325 bin isim yer aldığı açıklandı. “Terörle mücadele” yetkililerinin verdiği bilgiye göre, “terör şüphelileri” sayısı, 2003 sonbaharından bu yana dörde katladı.

ABD’li Sayısı Az

NCTC’den adının açıklanmasını istemeyen bir yetkili, “Listede adı geçenlerin büyük çoğunluğu ABD vatandaşı değil ve ABD’de oturmuyor” dedi.

Son zamanlarda göçmenlere estirilen terör dikkate alındığında bunun hiç de sürpriz olmadığı açık.

Kara listenin, Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı (CIA), Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA), Amerikan Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ve başka gizli servislerden gelen raporlar doğrultusunda oluşturulduğu, NSA’nın bu işte “kilit bir rolü olduğu” belirtildi.

Bebekler bile var!

“Terör listesi”, ülkedeki insan hakları kuruluşlarından büyük tepki aldı. Dayanaksız bilgiler ışığında oluşturulan listenin, masum insanları zan altında bıraktığını belirten ABD Yurttaş Özgürlükleri Birliği (ACLU) Avukatı Timothy Sparapani, “Listenin uzunluğu bizi şaşırttı, fakat sürpriz değil. Listede bebeklerin bile ismi var” dedi.

ABD Başkanı George W. Bush’un talimatıyla 11 Eylül olaylarından bu yana, sayısı belirsiz ABD’linin telefon ve elektronik postaları izleniyordu. Geçen ay patlak veren “telekulak” skandalı hala akıllarda. Bu nedenle insan hakları savunucuları, “Asıl terör listesi, milyonlar ile ifade edilebilir. Çünkü son dönemde, hazırlanan 26 liste yok edildi” diyor.

Emperyalist ABD’nin halklar üzerinde paranoya yaratma planları devam ediyor. Provokatif eylemler düzenleme dahil, sürekli terörize edilen ABD halkı ve dünya halkları, yeni yaptırımlar ve gittikçe daralan özgürlük alanlarıyla karşı karşıya bırakılıyor. Böylelikle sömürü makinası daha rahat yol alıyor…


İTALYAN POLİSİNDEN DAYAK

İtalya’da Müslüman kökenli göçmenlerin yoğun olarak bulunduğu Sassuolo kasabasında alkollü bir Faslı, polisler tarafından yol ortasında dövüldü. Polisler, uzun süre Faslıyı yerde, ayakta, aracın üzerinde tartakladı.

Bu sırada alkollü Faslıyı şiddet uygulayarak araca bindirmeye çalışan polisleri olayı izleyen bir kişi cep telefonuyla kameraya kaydederek, internet sitelerine ulaştırdı. Bu görüntüyle birlikte İtalya’da gündem birden değişti. Birçok gazete olaya geniş yer verdi.

Haberi manşetten duyuran Gazzetta di Modena, ayrıca dayağın görüntülerinin linkini de verdi.
Kayıtların internet sitesinde yayınlanmasından sonra dayakçı polisler açığa alındı.

Sistemin ihtiyaçları var: Su gibi, ekmek gibi, yemek gibi. Arada bir yastığının altına koyduğu, arada bir hortlattığı ırkçı-faşist saldırılara ihtiyacı var! Anlayacağınız, sistemin bugünlerde de epey bir karın ağrısı, krizi var. ABD için Araplar’ın, AB için göçmenlerin çağın lanetlileri arasında yerini aldığı açık.

“Her sabah müşteriden önce polis görmeye o kadar alıştık ki gelmedikleri gün 'ne oldu' diye meraklanıyoruz. Bizi taciz ettikleri yetmiyor, tüm müşterilere kimlik kontrolü yapıyorlar.” (Mustafa /Strasbourg Seint-Denis kahvahane işletmecisi)

“Eve giderken her akşam mutlaka kontrolden geçiriyorlar. Her köşe başında polis bulunuyor. Hiçbir şey bulamazlarsa alkol testinden geçiriyorlar. İniyorsun, Taba’dan bir sigara almaya kalkışıyorsun, anında arabanın tepesinde ceza yazılıyor. Rengin yetiyor zaten.”

“2006′ya girildikten sonra toplam 2 bin 670 kağıtsız, Paris’te yapılan kontroller sırasında bulunarak ülkelerine geri gönderildi. İçişleri Bakanlığı bu sayıyı önümüzdeki aylarda birkaç katına çıkaracağını ve diğer bölgelerde de benzer uygulamaların yoğunlaştırılacağını açıklıyor.”
(La Figaro)

Senin Haberin Var Mı?

Avrupa’nın her ülkesine yayılan göçmenlere dönük işyeri baskınları, akşam yollarda sayısı giderek arttırılan kontroller, çevirmeler, geri göndermeler her geçen gün artarak devam ediyor. Herbirimiz şikayetleniyor, “ne yapıyor bunlar” diyip geçiyoruz!
Herbirimiz bulunduğu ülkede hala misafiriz. Onların tam da istediği gibi kendimizi yabancı hissedip yapılanı kabullenme kafasından çıkmış değiliz. Bu nedenle sistemin her sıkışmasına meze olmaya, her ağrısına kurban edilmeye boyun sunuyoruz!

Paris’te Türkiyeliler’in yoğun olarak yaşadığı Strasbourg Seint- Denis’te, bölgede farelerin işyerlerini, yolları işgal etmesinden rahatsız olan bir Fransız bayan imza topluyor. Türkiyeli bir emekçiye dönüp imza istiyor. Emekçi yol ortasında avazı çıktığınca bağırıyor. Konuşuyor, konuşuyor: “Senin haberin var mı bacım, bizi fare gibi eziyorlar. Üç yıl çalışıp biriktirdim oğlumu getirmek için. Şimdi onu alıp gönderdiler. Ben ne yapacam biliyor musun!”

Daha boyun sunmaya devam edecek miyiz, yoksa misafirlikten çıkıp üzerine yürüyecek miyiz baskıların!