Söz Alınterinin Kurultayı'nın uluslararası katılımcıları TUYAB'ı ziyaret etti. Karşılıklı deneyimler aktarıldı
Söz Alınterinin Kurultayı dolayısıyla ülkemizde bulunan dünya işçi hareketi temsilcilerinden Brezilya‘dan MST temsilcisi Alipio Freire, Kolombiya‘dan Petrol İşçileri Sendikası temsilcisi Freddy Pulecio Perez ve Arjantin‘den İşsiz İşçiler Hareketi temsilcisi Tomas Eliaschev dün öğleden sonra Tutuklu ve Hükümlü Yakınları Birliği'ni (TUYAB) ziyaret ettiler. Güney Afrika Cumhuriyeti‘nden Özelleştirme Karşıtı Forum temsilcisi Richard Mokolo ise ziyaretin gerçekleştiği saatlerde ülkesine döndüğü için tutsak yakınları ile bir araya gelemedi.
Ziyaretten özellike MST temsilcisi Alipio Freire etkilendi. 1996 yılında Habitat toplantısı dolayısıyla İstanbul'da bulunurken bir kez Galatasaray Lisesi önünde Cumartesi eylemine katılan Freire şimdi o eylemcilerle bire bir tanışmaktan onur duyduğunu belirtti. Ziyaret sonrası Türkiye'deki cezaevi sorunuyla ilgili olarak kendi ülkesinde örgüt, parti ve kurumlar bazında bir imza kampanyası başlatacağını, ayrıca gazeteci olduğu için bu konuda makaleler kaleme alacağını söyledi. TUYAB'lılardan da Alınteri üzerinden kendisine sürekli bilgi göndermelerini rica etti.

Dünya işçi hareketi temsilcileri TUYAB'da, ölüm orucu gazileri Semiray Yılmaz, Ömer Ünal, Esmahan Ekinci ve kendisini ölüm orucu gazisi olarak değil ölüm orucu savaşçısı olarak tanıtan Tekin Yıldız'la; oğullarının-kızlarının sadece ana babası değil davalarının da savunucusu olan, devrim şehidi Nergiz Gülmez'in ve Sincan F Tipi Hapishanesi'nde müebbete mahkum Ali Gülmez'in annesi/anamız Selvi Gülmez ve kardeşi Sevim Kalman, Tekirdağ F tipinde tutsaklığı devam eden Erdinç Yücel'in babası/babamız Ertuğrul Yücel ve yine bir tutsak babası/babamız İsmail Kargöz, tutsak Kenan Ertürk'ün kardeşi Bahar Ertürk, tutsak eşi Ağça Kaplan, kendisi de uzun yıllar tutsaklığı yaşamış olan tutsak eşi Seza Mis Horoz ve cezaevinden 10 gün önce tahliye olan Şükrü Duman ile bir araya geldiler.
Ziyarette önce dünya işçi hareketi temsilcilerine 12 Eylül zindanlarından başlanarak Türkiye cezaevleri tarihi anlatıldı, 96 SAG-ÖO ve cezaevi katliamları da aktarıldı. 19 Aralık katliamı ve ölüm orucu süreci ile F tipleri hakkında bilgi verildi. Ulucanlar katliamının sonrasına denk gelen TUYAB'ın kuruluşu da bu katliam özelinde anlatıldı. TUYAB'lılar özellikle kendilerinin tutsak yakını olduğunu fakat aynı zamanda örgütlü insanlar da olduklarını ve örgütlü kişilikleriyle TUYAB'ı oluşturduklarını vurguladılar. Daha sonra ise uluslararası temsilciler kendi ülkeleri ve kendileriyle ilgili bilgiler verdiler.
Freddy Pulecio Perez, 1994 yılında kendisinin de tutuklandığını ve tutuklandığı anda sadece kendi sendikası olan Kolombiya Petrol İşçileri Sendikası'dan 100 işçi önderinin devlet tarafınan katledildiğini aktardı. Cezaevinde diğer tutsaklarla insan hakları örgütü kurmak istediği için kendisinin de öldürülmek istendiğini söyledi. Özellikle devlet güdümündeki paramiliter çeteler hakkında bilgi verdi.

1960'lardan beri mücadele içinde olan Alipio Freire ise ülkesi Brezilya'da 1964 yılında faşist darbe yaşandığını ve cuntanın 1979'a kadar 15 yıl hüküm sürdüğünü, bu süreçte faşist 12 Eylül cuntasına benzer kaçırma, infaz ve katliamların yaşandığını anlattı. Gözaltına alınanlardan, 4-5 ay boyunca haber alınamadığını, işkenceli sorgularla geçen bu süreç sonucunda kaçırılanların ya kaybedilip/katledildiğini ya da resmi işlem yapılıp hapishanelere atıldığını aktardı. O süreçte 200 insanın kaybedilip 400 kişinin de katledildiğini aktardı. Kaybedilen 200 insandan 150'sinin hala mezarının dahi bulunamadığını söyledi.
1979 yılında örgütlerin faşist diktatörlüğü zorlamaya başladığını ve bu süreçte anaların ulusal çapta genel af talebi ile bir kampanya başlatıklarını anlattı: “Bu kampanya öyle güçlü oldu ki kampanya parlamentoya taşınmak zorunda kaldı. Fakat sadece 4 oy farkla genel af kabul edilmedi. Genel af dışında sorumluların yargılanması için de kampanya yürüttük fakat başaramadık.”
Bugün Brezilya'da sosyal reformist bir hükümet olduğu için (Lula) 16-17 politik tutsağın bulunduğunu fakat onların da kendilerini illegal örgütleri ile değil yasal örgütler düzleminde ifade ettiklerini söyleyen Freire ülkesinde bugünki durumu söyle aktardı:
“1979'dan beri resmi olarak kaçırma ve işkence yok. Adli tutsaklara fiilen işkence yapılırken politik tutsaklara yapılmıyor. 8 yıl önce MST'nin kimi aktivistleri cezaevindeydi. Ve devlet onlardan lider olanını alıp hepsi AIDS'li olan tecavüzcülerin yanına koydu. Ve MST liderine orada tecavüz edildi.”
“Arjantin'de faşist diktatörlüğe karşı sokağa ilk çıkan annelerdir. Faşist diktatörlük tarafından 30 bin insan katledildi. Anneler de kaçırıldı ve kaybedildi. Fakat mücadeleleri 1993'te (tırnak içinde) "demokrasi"nin gelmesini sağladı. Ayrıca bu mücadele bildiğimiz cezaevlerine benzemese de diktatörlerin de cezaevlerine girmesini sağladı. Koşullar Türkiye kadar kötü olmasa da bizim de politik tutsaklarımız var. Arjantin'de asıl sorun ve diktatörlüğün hedefi zenginleri daha zengin yapmaktı ve bugün Arjantin'de çocuklar açlıktan ölüyor. Devrimci hareket yükseldikçe faşizm de azıtacaktır ve Arjantin'de devrimci hareket yükselecek.”
