12 Eylül’ün ilk icraatı olarak üniversitelerin başına dikilen YÖK’ün kuruluşunun 28. yılındayız. Kuruluşundan beri protestolarla karşılanan YÖK’ün yıldönümü 6 Kasım’ların içeriği, aynı zamanda öğrenci gençliğin mücadelesinin tüm gündemini de yansıtır.
12 Eylül’ün ilk icraatı olarak üniversitelerin başına dikilen YÖK’ün kuruluşunun 28. yılındayız. Kuruluşundan beri protestolarla karşılanan YÖK’ün yıldönümü 6 Kasım’ların içeriği, aynı zamanda gelenekselleşmiş bir şekilde öğrenci gençliğin mücadelesinin tüm gündemini de yansıtır.
Bugün 6 Kasım’a nasıl yürümeliyiz? YÖK öğrenci gençlik için bugün neyi ifade etmektedir? Bu sorulara cevap bulabilmek için tarihsel gelişimi içerisinde bugün gelinen noktayı değerlendirmeliyiz.
Henüz kuruluşundan başlayarak burjuvazi tarafından belli bir misyon dahilinde tanımlanmış bir kurumdu. Sermayenin yeni kar alanları elde etmek için yeni işgücüne, bilgi üretimine ve yeni ucuz-verimli kaynaklara ihtiyacı vardı. Bunun için birçok alanı olduğu gibi yükseköğretimi de tepeden tırnağa yeniden yapılandıran burjuvazi, eğitimde sermaye egemenliğini sağlamak için “ormanı yakıp tarlayı açacak” bir kuruma ihtiyaç duydu. YÖK böyle şekillendi.
YÖK, burjuvazi tarafından ihtiyaç olunan yeni işgücü ve bilgi üretimini sağlamak için tarlanın önündeki engelleri ortadan kaldırmaya girişti. Yeni yönetmelikler hazırlandı, binlerce bilim insanı üniversitelerden sürüldü, öğrencilerin her hareketi soruşturmalarla, cezalarla bastırılmaya çalışıldı. YÖK’ün üniversiteler üzerindeki baskısının şiddeti zaman zaman onu, asıl işlevini de perdeleyecek biçimde salt bir baskı aygıtı olarak görmeye ve gölgelerle dövüşmeye de yol açtı. YÖK, karşısındaki yoğun direnişe karşı yolunu yürümeye devam etti. 90′larla beraber hız kazanan neoliberal yeniden yapılandırma, eğitim alanında karşılığını paralı eğitim uygulamaları, özel üniversiteler ve teknokentlerin kuruluşu gibi icraatlarla buldu.
2000′lere gelindiğinde ilk adımlar çoktan tamamlanmış, sonraki adımlar ise çok daha sürtünmesiz atılabilir durumdaydı. Sermayenin önce daha dışsal biçimlerle üniversitelere girişi, eğitimle üretim süreçlerinin iç içe geçmesiyle birlikte sermayenin eğitime içselleşmesini getirdi. Öncesinde üretim sürecine işgücü hazırlamak için üretim-öncesi tarzında biçimlenen eğitim süreci; artık kendisi de üretim sürecinin bir parçası olan, henüz eğitim aşamasında doğrudan ya da dolaylı artıdeğer üretilen bir sürece dönüştü. Yeni bölümlerin açılmasından ders müfredatlarına, stajlarından projelerine kadar burjuva sınıfsal içeriği bütünüyle hakim kılan bir yönelim izlendi. Artık öğrenciler sadece gelecek işgücünü niteliklendirmek için eğitimi parayla satın alan birer müşteri olmakla kalmıyor; eğitim alanı öğrencisiyle, akademisyeniyle, okul binasıyla, teknokentiyle bir bütün olarak üretimin bileşeni haline geliyor.
O halde;
Burjuva sınıfının eğitim alanında ihtiyacını duyduğu dönüşümü gerçekleştirmek amacıyla sahneye giren YÖK, işlevini oldukça iyi yerine getirdi. Eğitimin sermayeleşmesi ve eğitim alanının bir sektör haline gelmesinde YÖK aracının rolü büyüktür. Bugün gelinen noktada burjuvazinin büyükbaşlarının da dile getirdiği gibi, YÖK gereksizleşmekte olan bir kurumdur. Eğitimde hedeflenen sermaye egemenliği içsel mekanizmalarını da yaratarak sağlandığı için son yıllarda burjuvazi cephesinden de YÖK’ün varlığı tartışılır hale geldi. Öğrenci gençliğin YÖK’e karşı yıllardır sürmekte olan kesintisiz mücadelesi artık oklarını her zamankinden fazla YÖK’ün temsil ettiklerine doğru çevirmelidir. YÖK’ü, öğrenci gençliğin militan mücadelesiyle çöpe göndermeliyiz fakat bunu da ancak eğitimde sermaye egemenliğini kökten söküp atabilecek bir sınıfa karşı sınıf duruşu içerisinden yaptığımızda kazanmış olacağız.