6 Kasım’da alanlara!

12 Eylül’ün ilk icraatı olarak üniversitelerin başına dikilen YÖK’ün kuruluşunun 28. yılındayız. Kuruluşundan beri protestolarla karşılanan YÖK’ün yıldönümü 6 Kasım’ların içeriği, aynı zamanda öğrenci gençliğin mücadelesinin tüm gündemini de yansıtır.

GENÇLİK
Perşembe, 5 Kasım 2009 (16 yıl 7 ay önce)

12 Eylül’ün ilk icraatı olarak üniversitelerin başına dikilen YÖK’ün kuruluşunun 28. yılındayız. Kuruluşundan beri protestolarla karşılanan YÖK’ün yıldönümü 6 Kasım’ların içeriği, aynı zamanda gelenekselleşmiş bir şekilde öğrenci gençliğin mücadelesinin tüm gündemini de yansıtır.

Bugün 6 Kasım’a nasıl yürümeliyiz? YÖK öğrenci gençlik için bugün neyi ifade etmektedir? Bu sorulara cevap bulabilmek için tarihsel gelişimi içerisinde bugün gelinen noktayı değerlendirmeliyiz.

Henüz kuruluşundan başlayarak burjuvazi tarafından belli bir misyon dahilinde tanımlanmış bir kurumdu. Sermayenin yeni kar alanları elde etmek için yeni işgücüne, bilgi üretimine ve yeni ucuz-verimli kaynaklara ihtiyacı vardı. Bunun için birçok alanı olduğu gibi yükseköğretimi de tepeden tırnağa yeniden yapılandıran burjuvazi, eğitimde sermaye egemenliğini sağlamak için “ormanı yakıp tarlayı açacak” bir kuruma ihtiyaç duydu. YÖK böyle şekillendi.

YÖK, burjuvazi tarafından ihtiyaç olunan yeni işgücü ve bilgi üretimini sağlamak için tarlanın önündeki engelleri ortadan kaldırmaya girişti. Yeni yönetmelikler hazırlandı, binlerce bilim insanı üniversitelerden sürüldü, öğrencilerin her hareketi soruşturmalarla, cezalarla bastırılmaya çalışıldı. YÖK’ün üniversiteler üzerindeki baskısının şiddeti zaman zaman onu, asıl işlevini de perdeleyecek biçimde salt bir baskı aygıtı olarak görmeye ve gölgelerle dövüşmeye de yol açtı. YÖK, karşısındaki yoğun direnişe karşı yolunu yürümeye devam etti. 90′larla beraber hız kazanan neoliberal yeniden yapılandırma, eğitim alanında karşılığını paralı eğitim uygulamaları, özel üniversiteler ve teknokentlerin kuruluşu gibi icraatlarla buldu.

2000′lere gelindiğinde ilk adımlar çoktan tamamlanmış, sonraki adımlar ise çok daha sürtünmesiz atılabilir durumdaydı. Sermayenin önce daha dışsal biçimlerle üniversitelere girişi, eğitimle üretim süreçlerinin iç içe geçmesiyle birlikte sermayenin eğitime içselleşmesini getirdi. Öncesinde üretim sürecine işgücü hazırlamak için üretim-öncesi tarzında biçimlenen eğitim süreci; artık kendisi de üretim sürecinin bir parçası olan, henüz eğitim aşamasında doğrudan ya da dolaylı artıdeğer üretilen bir sürece dönüştü. Yeni bölümlerin açılmasından ders müfredatlarına, stajlarından projelerine kadar burjuva sınıfsal içeriği bütünüyle hakim kılan bir yönelim izlendi. Artık öğrenciler sadece gelecek işgücünü niteliklendirmek için eğitimi parayla satın alan birer müşteri olmakla kalmıyor; eğitim alanı öğrencisiyle, akademisyeniyle, okul binasıyla, teknokentiyle bir bütün olarak üretimin bileşeni haline geliyor.

O halde;

YÖK’e ve eğitimde sermaye egemenliğine karşı mücadeleye!


6kasimBurjuva sınıfının eğitim alanında ihtiyacını duyduğu dönüşümü gerçekleştirmek amacıyla sahneye giren YÖK, işlevini oldukça iyi yerine getirdi. Eğitimin sermayeleşmesi ve eğitim alanının bir sektör haline gelmesinde YÖK aracının rolü büyüktür. Bugün gelinen noktada burjuvazinin büyükbaşlarının da dile getirdiği gibi, YÖK gereksizleşmekte olan bir kurumdur. Eğitimde hedeflenen sermaye egemenliği içsel mekanizmalarını da yaratarak sağlandığı için son yıllarda burjuvazi cephesinden de YÖK’ün varlığı tartışılır hale geldi. Öğrenci gençliğin YÖK’e karşı yıllardır sürmekte olan kesintisiz mücadelesi artık oklarını her zamankinden fazla YÖK’ün temsil ettiklerine doğru çevirmelidir. YÖK’ü, öğrenci gençliğin militan mücadelesiyle çöpe göndermeliyiz fakat bunu da ancak eğitimde sermaye egemenliğini kökten söküp atabilecek bir sınıfa karşı sınıf duruşu içerisinden yaptığımızda kazanmış olacağız.

Paralı eğitime, diplomalı işsizliğe hayır!


En yaşamsal ihtiyaçları dahi paran yoksa ulaşılamaz hale getiren kapitalizmden eğitim de tabii nasibini aldı. Henüz okul öncesi eğitim çağından başlayan sınıfsal ayrışma, ilerleyen zamanlarda kazanılması gereken sınavlar, gidilmesi gereken dershaneler vs yoluyla iyice keskinleşerek sürüyor. Üniversitelerde harç paralarının yanısıra eğitim sürecinde karşılanması gereken hiç de azımsanmayacak miktarlardaki barınma, beslenme, ulaşım, kırtasiye benzeri diğer masraflar emekçi çocuklarını mekanlarına varana kadar ayrıştırıyor; öğrenim boyunca verilen kredilerle borç köleliğini dayatıyor. Üniversite kapısından çıkıldığı anda içine düşülen diplomalı işsizlik girdabı ise “Çalışan kazanır” martavallarıyla dönen kapitalist sistemin tüm pullarını döküyor. Paralı eğitim ve diplomalı işsizlik, geniş öğrenci kesimlerinin tepkilerini harekete geçirerek sistem karşıtlığına çevirme anlamıyla önemli dinamiklerdir.

Öğrenci emeği sömürüsüne hayır!


Emek-sermaye çelişkisinin tüm toplum için baş çelişki haline geldiği, sermayenin eğitime içselleştiği, üniversitenin de kapitalist üretim süreçlerinin bir bileşeni haline geldiği yerde emekgücü sömürüsü vardır. En belirgin biçimlerini meslek liseleri ve meslek yüksekokullarında gördüğümüz staj adı altında sömürü ve üniversitelerin kütüphane, yemekhane vb kısımlarında sembolik paralarla işe koşulan “çalışan öğrenciler”, tablonun en önemli parçaları olmakla beraber tamamı değildir. Bilim ve teknoloji üretiminin büyük bölümü çeşitli biçimlerde üniversitelerde gerçekleştirilir ve öğrenciler de bunun bir parçasıdır. Burada sorun eğitimin üretimle iç içe geçmesinde değil, üretimin kapitalist niteliğindedir. Bugün tekeller için bilim üretilen üniversitelerde örneğin mühendislik öğrencilerinin stajları, mimarlık öğrencilerinin projeleri, sosyoloji öğrencilerinin deneyleri tekellere akmakta, notlandırma dahi piyasaya uygunluğuyla ölçülmektedir. ML-MYO öğrencileri ve çalışan öğrenciler başta olmak üzere öğrenci emeği sömürüsüne karşı ısrarlı bir mücadele yürütmeliyiz. Burada “Çalışan öğrenciye sendika ve sigorta hakkı!” ve “Ucuz işgücü olmayacağız!” güncel yakıcı taleplerini ücretli kölelik düzenini ortadan kaldırma ve sosyalizm ekseninde işlemeliyiz.

Burjuva eğitim sistemine karşı mücadeleye!


Tüm yukarıda saydıklarımız burjuva eğitim sisteminin yansımalarıdır. Bu eğitim sistemi bizleri daha çok köle yaptıkça burjuva sınıfını daha çok semirtme sistemidir. Bu eğitim, bugünümüz için bizi henüz okurken kapitalist sömürü çarklarına sokan kölece eğitimdir. Ve bu eğitim, bizi hayatımız boyunca ücretli köle olarak sömürülmeye hazırlayan kölelik eğitimidir. Burjuva eğitim sistemi zincirlerle çevrilidir. Eğitimin içeriği, ödevler, projeler sermayenin dilediği gibidir; işçinin çocuğu meslek okuluna, patronun çocuğu özel okula, sınıfını bilip ona göre eğitim almalısındır; paran yoksa kantinin, yurdun, öğrenci işlerinin kapısı sana kilitlidir. Özgürlük mü? Bizim özgürlüğümüz, sermayenin özgürlüğünün başladığı yerde biter. Yani yoktur özgürlüğümüz o var oldukça. Öyleyse burjuva eğitim sistemine karşı her yandan taaruza! Öğrenci gençliğin mücadele günü 6 Kasım, burjuva sınıf egemenliğine karşı gençliğin özgürleşme çığlığı olmalı.

YÖK’e, paralı eğitime, öğrenci emeği sömürüsüne, burjuva eğitim sistemine karşı 6 Kasım’da alanlara!

kaynak: komunarca.net