Güney Afrika Cumhuriyeti, Arjantin ve Kolombiya'dan temsilcilerin Kurultay konuşmalarını yayınlıyoruz:
Söz Alınterinin Kurultayı'nın uluslararası katılımcılarından Brezilya Topraksız Köylüler Hareketi (Consulta Popular) temsilcisi Alipio Freire'nin konuşmasını daha önce yayınlamıştık. Şimdi de Güney Afrika Cumhuriyeti‘nden Özelleştirme Karşıtı Forum temsilcisi Richard Mokolo, Arjantin‘den İşsiz İşçiler Hareketi temsilcisi Tomas Eliaschev ve Kolombiya‘dan Petrol İşçileri Sendikası temsilcisi Freddy Pulecio Perez'in Kurultayımızda yaptıkları konuşmaları yayınlıyoruz:

Güney Afrika Cumhuriyeti‘nden Özelleştirme Karşıtı Forum temsilcisi Richard Mokolo:
Bizim geleneksel bir deyimimiz vardır (Zulu dilinde): Amanza. Amanza işçilerin gücü demektir. Ve bu sıradan bir slogan değildir. İşçiler gerçekten güç olmalıdır. İşçilerin gücü olmalıdır. İşçilerin gücü vardır ve bu bugün sizi bir araya getiren güçtür. Çünkü sizin gücünüz var. Devletin baskıları yüzünden bazı işçiler zayıflamış olabilir. Onlar bizim sloganımızı unutmuş olabilirler. O zaman düşmana yer açmış olurlar. İşçiler bu aralığı kapatmak zorunda. Sizin gücünüz var.
Dilerseniz sizi Güney Afrika‘ya götürüp neoliberal politikalar sonucunda yaşanan özelleştirme sürecini anlatayim. Neoliberal politika, özelleştirme politikası işçilerin düşmanıdır. Güney Afrika hükümeti işçilerin gücünü yok edebilmek için bu neoliberal politikaları hayata geçiriyor. Aynı zamanda bu hükümetler Nelson Mandela gibi çok değerli insanları da bu neoliberal politikaları kabul etmek zorunda bıraktı. Belki bunu duyduğuzunda şaşırmış olabilirsiniz. Şaşırdınız mı? (Salon: Hayır!)
Sosyalist yoldaşların gücü bu politikaları püskürtmeye yeter. Çünkü güçlü olmak zorundasınız. Çünkü yolunuzu seçmek durumundasınız. Özgürlük ellerinizdedir. Neoliberal politikalar ve sendikalar hergün daha da zayıflıyor, zayıflıyor ve zayıflıyorlar. Çünkü bu sendikalar da oportünistlik yapıyorlar ve iki yönlü olarak sistemi sendikalarda yerleştirmeye çalışıyorlar. Siz burada bir alternatif geliştirmek zorundasınız. Bence bu Kurultay bir çözüm, bir alternatif kuracak. Bedeli ne olursa olsun militan, radikal bir hareketi buradan çıkartmalıyız.
Güney Afrika’daki Komünist Parti, kapitalist sistem tarafından massedildi, içine alındı. Ve ilginçtir Komünist Parti’nin başkanı aynı zamanda polisin de başkanıdır Güney Afrika’da. Çünkü kendine komünist diyen bu reformist partiler, işçiler ayağa kalktığında polisi işçilerin üzerine, işçileri öldürmesi için yolladılar. Bunlar güya bizim komünist yoldaşlarımız olacak.
İşçiler sizin bir gücünüz var. İşçiler sizin bir geleceğiniz var. İşçiler siz umutsuzluğa karşı umutsunuz. Güçsüzlüğe karşı güçsünüz. Siz çözümsünüz.
Bu özelleştirme sürecinde insanlar yaşamlarını kaybettiler. Özelleştirmeyle işten atıldılar. Kamu işletmeleri özel sektöre verildi ve böylece Güney Afrika’da özelleştirmeyi gerçekleştirdiler. Sadece zengin olanlar bunlardan faydalanmakta işçi sınıfı değil.
İşçi sınıfı sizin sorumluğunuz var. Siz geleceksiniz. Öyleyse birleşelim ve kapitalizme karşı savaşalım. Benim ülkemde insanlar eğer fakirlerse ve paraları yoksa bir bardak suyu dahi alamazlar, ulaşamazlar. Bölgelerde de özelleştirme hayata geçti ve işçiler işten atıldı. İşçilerin sokağa atılması için kapitalizm elinden geleni yapıyor. Bizim ortak düşmanımız var. Kapitalizm bizim düşmanımız.
Dünyanın bütün işçileri birleşiniz. İşçi sınıfının uluslararası dayanışmasını yaratmak için dayanışmayı yükseltelim. Ve kapitalizme karşı ortak bir savaşı inşa edelim. Geleneksel sendikal hareketlerden farklı olarak ülkemde sadece sosyal hareketler var. Ülkemde sendikalar kapitalist sistem tarafından işlevsizleştirildiler ve sosyal hareketler bu boşluğu doldurdular. İşçiler de sendikal örgütlenmeye karşı güvenlerini kaybediyorlar çünkü bu sendikalar kapitalizmin sesi oluyorlar.
Yoldaşlar bu toplantıdan sonra bu durumu değiştirmek bizim sorumluğumuzdur artık. Biz sorumluyuz. Yaşasın işçilerin gücü.

Arjantin‘den İşsiz İşçiler Hareketi temsilcisi Tomas Eliaschev:
Meraba yoldaşlar, işçiler!
Arjantin halkının deneyimlerini paylaşmak için buraya geldim. 12 gün sonra Arjantin’deki darbenin aynı zamanda yıldönümü olacak. Faşistler bu askeri darbe sonucu 30 bin yoldaşımızı katlettiler.
Bu diktatörlerin amacı neydi? Onlar ABD‘nin emirlerini yerine getiriyorlardı. Onlar devrim tehlikesini engellemek istiyorlardı. Onlar zengini daha zengin fakiri en fakir haline getirmek istiyorlardı. Böylece işçilerimizin haklarını ezdiler, ortadan kaldırdılar. Diktatörlük başa geldikten sonra demokrasi belki geriye döndü ancak o direnişi ortadan kaldırmayı başarmışlardı. Onlar bizim neoliberal globalleşmenin tek yol olduğuna inanmamızı istiyorlardı. Onlar bizim Amerikan bayrağında yeni bir yıldız olarak yer almamızı istiyorlardı. Özelleştirmelere giriştiler, endüstrileri kapattılar. İşçiler haklarını kaybetmeye devam ettiler. Çok büyük bir işsizlik doğdu. Bu sırada da Madonnaları ve benzerini dünyaya ihraç ettiler.
Ama 2001'in 20 Aralık’ında Arjantin’de bir halk ayaklanması gerçekleşti. İnsanlar süpermarketlere girmeye ve malları almaya başladılar. İnsanlar, gençler sokaklara çıktılar ve polisle, taşlarla çatışmaya başladılar. O zaman hükümet başkanı kaldığı yerden, hükümet konağından halikopterle kaçmak zorunda kalmıştı. Ama tekrarlıyorum onlar ancak kanla halkların öfkesini bastırabilirlerdi.
Bir devrim olmadı. Fakat bu süreçten yeni deneyimlerle ve direnişin yeni yollarını öğrenerek çıkmayı da bildik. İşte bunlardan biri Piceteroslar Hareketi, İşsiz İşçiler Hareketi bu süreçte açlığa karşı ve yeni iş olanakları bulma amaçlı ortaya çıktı. Krizden kaynaklı fabrikaları kapatan patronların boş bıraktıkları bu yerlere, işçiler işgal ederek geldiler ve üretime başladılar. Bizim üretmek için patronlara ihtiyacımız yok.
İnsanlar bu kurultaya benzer toplantıları sokaklarda yapmaya başladılar. Ve aynı zamanda da kırlarda yeni bir hareket doğdu Campenyerolar çıktı. Ancak ilginçtir ki biz bu fabrikaları belki işgal ettik ama onun dışındaki fabrikalarda sendikal bürokrasi varlığını sürdürmeye devam etti. Ama son iki yıldır ben şunu biliyorum, bu işgal edilmiş fabrikalarda işçiler artık kendileri toplanmaya başladılar ve kendi kararlarını yeni baştan hayata geçirecekler. Durum çok basit değil, daha fazla birlik olmaya ihtiyacımız var. Bizim ülkemizdeki tüm işçilerin katılımına ihtiyacımız var. Bu deneyimleri paylaşmak istedim sizinle bu tüm dünyanın işçi mücadelerinin ortak deneyimidir.
Yoldaşlar! Yoldaşlar! Kapitalist sistem tüm insanlığa karşı bir savaş yürütüyor. Irak halkına bugün bir katliam uygulanıyor. Sadece işçilerin uluslararası dayanışması buna bir yanıt verebilir. Bizim sistemi kökten değiştirmemiz gerekir. İşçilerin özgürlüğü bizlerce gerçekleştirilecek. İşte burada biz uluslararası dayanışmaya başladık. Afrikalı arkadaşlarımızla başladık; Latin Amerika‘dan yoldaşlarla başladık; Türkiye‘den insanlarla Türkiye’nin insanları ile başladık. Bizim evimiz tüm dünya. Bu deneyimleri paylaşıyorum çünkü bu deneyimler ışığında hep beraber hareket etmezsek kapitalizmi devirmeye gücümüz yetmez.
Bitirirken bu kurultayı örgütleyen tüm işçi yoldaşlara, çevirmenlerinden destekçilerine kadar herkese özellikle teşekkür ediyorum.
Ve şunu söylemek istiyorum ki hepimiz kalbimizde yeni bir dünya taşıyoruz. Bitirirken Che Guevera‘nın “Ya Ölüm Ya Zafer” sloganını tekrarlıyorum.

Kolombiya‘dan Petrol İşçileri Sendikası temsilcisi Freddy Pulecio Perez:
Merhaba, merhaba, merhaba!
Neoliberal müdahalelere karşı mücadele, tüm mücadele edilen yerlerde, fabrikalarda enternasyonal şekilde devam ediyor. Özellikle enerji işçilerinin mücadelesinde şu çok iyi görüldü ve anlaşıldı ki enternasyonal ve bölgesel bir mücadele olmaksızın kazanmak oldukça güç.
Dünyanın enerji ve petrolle ilgili bütün tekelleri Kolombiya‘dalar. Kolombiya’da bulunan bütün petrol işletmelerini özelleştirmek için özellikle çaba harcıyorlar. Bütün bu uluslararası şirketler Kolombiya hükümetini paramiliter bir şekilde faşist çetelerle kontrol altına almaya, baskı altında tutmaya ve özelleştirmenin onların istediği şekilde sonuçlanmasına, halkın en ufak kıpıdanışlarına müsade etmemeye çalışıyorlar.
Bizim mücadelemiz, bütün Latin Amerika‘nın mücadelesidir. Biz 30 seneden beri darbenin Kolombiya’da yaptıklarına karşı mücadele ediyoruz. Mücadele ediliyor, alanlar, mevziler kazanılıyor. Bir şekilde gidiyor ama başarılıyor da yara yara bir şekilde ilerliyoruz. Bizim bu mücadelemiz pek çok Latin Amerika halkları için umut oluyor. 30 seneden beri görüyoruz ki 30 seneden beri ülkemizde neoliberal inşaya çalışan bu model uluslararası olarak çalışıyor. Bizim de ancak kazanmamızın koşulu ona karşı enternasyonal olarak mücadele etmemiz ve ona karşı kendi kurumlarımızı kendi özerk alanlarımızı yaratmamızdır.
Kolay değil, kolay değil ama… Bütün bu yolları aşmak mücadele etmek tabii ki zor. Çünkü hemen birbirlerimizi de suçlamaya başlıyoruz. Ama, sen böyle diyorsun, ben böyle diyorum diyerek devamlı salonlara tıkılarak, birbirimiz arasında tartışmalar çıkartarak neoliberalizme karşı mücadele edemiyoruz. Bu bizim kapasitemizi sınırlıyor ve ona karşı bir yumruk olamıyoruz böylece. Mücadele edildiği, benim de dahil olduğum 400 kurum, kişi, kimileri hapishaneye atıldı kimileri öldürürdü, benim gibi birçok siyasi sürgün var. Ama şunu gördük ki Kolombiya sınırları içinde tek başına mücadele etmekle kazanamıyoruz.
Evimizi, ülkemizi bıraktık. Bütün Amerika için model olacak bir birliktelik yaratmaya başladık. Şu anda Güney Amerika’daki enerji işçileri, Güney Amerika ve Karayip Enerji İşçileri Birliği gibi bir isim altında bir araya geliyoruz. Oturup kısır tartışmalar değil, insanlık için enerji sektöründe ne yapmalıyız bunu tartışıyoruz. Enerji sosyalleşmeli ve herkes bundan eşit şekilde faydalanmalı.
Enerji halka doğru mu gitmeli, halk için mi kullanılmalı, enerji halk tarafından elde edilebilir mi olmalı? Evet. Enerji tekellerin değil, halkın elinde olmalı ve sosyal amaçlar için kullanılmalı. Devletin görevi bu sosyal düzenlemeleri en iyi şekilde yapmaktır. Ama bugün sadece sermayenin çıkarlarına hizmet ediyor. İşte çok önemli olan bu durum için bir şey yapmak gerekiyor. Normalde biz çok iyi biliyoruz ki devletin hem enerjiyi üretenleri hem tükentenleri aynı zamanda bu enerjiyi bir teminat altına alması gerekiyor. Ama devlet orayı özelleştirmek isteyen tekellerin çıkarına hareket ediyor.
Biz iki şeyin açıklanmasını ve öğrenilmesini istiyoruz: Birincisi, bu enerjinin sağlanması için kaynaklar nereden geliyor, Kolombiya’daki gerillaya karşı mı harcanıyor bu kaynaklar, nasıl değerlendiriliyor? İkincisi, enerji için gelen bu kaynaklarla halk için ne yapılıyor? Bizim bölgemizden çıkan petrol, savaş için değil bölge halklarının refahı için kullanılmalı. Biz diyoruz ki yeter artık durun, savaş da dursun, bütün bu çıkan enerji halkın yararı için kullanılsın, 3-5 tane tekelin çıkarı için değil. Normalde çıkarılan varil 5 dolardır, 5 dolardan satılır ama uluslararası tekellerin pazarına geldiği zaman bir varil 60 dolardan satılır. İşte ben bunları anlatmak bu deneyimleri paylaşmak için geldim.
Biz Güney Amerika’da nasıl bir model yapabiliriz, nasıl bağımsız bir birlikteliği sağlayabiliriz diye uğraşıyoruz. Bu enerji sektöründe olanların bedelini biz işçiler hepimiz ödüyoruz. Spekülasyonu durdurun, çünkü bu spekülasyon fiyatların artışına vb. neden oluyor. Ve bu para dünyada savaş için kullanılıyor. Irak için kullanılıyor, yarın belki İran’da veya Venezüella’da kullanılacak. Buna dur diyecek olan ve engelleyecek olan biziz.
Son olarak çok güzel birşeylere geldim, çok mutluyum. Aynı şekilde burası da bu ortam da o insanca duyguları yaşamak için çok uygun, çok güzel hissediyorum. Bir çok işçi konuştu. Çin faktöründen buradaki işçiler de etkileniyor ama bunun hepsi bu gördüğünüz kölece sistemin ürünleri. İşte Irak‘ta olanlar ve yeni planlar, ama şayet biz hayatta kalmak istiyorsak, yok olmak istemiyorsak, insanlığın var olmasını istiyorsak bunun için birşeyler yapmalıyız. Arkadaşımızın yanına gideceğiz ona sarılıcağız, onu tutacağız. Ama hayır, ayrılık yok, birlikte olacağız. Birlikte mücadele edeceğiz ki ancak bu yeni kurulacak sosyal bir dünya mümkün olur ve ancak birlikte mücadele edersek bunu elde edebiliriz.