Onlar direnişte iki yoldaş

Onlar iki direnişçi, iki sınıf savaşçısı, iki yoldaş, iki arkadaş ve baba-oğullar...

GÜNCEL
Cuma, 5 Ağustos 2005 (20 yıl 10 ay önce)

Coca Cola direnişçileri ile birlikteyiz. Onları direniş yerinde sohbet sırasında farkediyoruz. Onlar iki direnişçi, iki sınıf savaşçısı, iki yoldaş, iki arkadaş ve baba-oğullar.

Savaşımın güzelliği

Baba oğul birlikte görüyoruz sizi. Oğlunuzla birlikte direnişte yer almanızda ya da direnişin önünü çekmekte, geçmiş deneyimlerinizin payı ne oldu?
Mustafa Gençtürk: Başlarda bu direnişe çok soğuk bakan arkadaşlarımız olduğu için en baştan şunu söylüyoruz: Buradaki mücadele ekmek davası, gelecek için, çocuklarımız için buranın bir okul olduğunu öğreteceğiz. Benim oğlum yüksekokulda 2 yıllık bir öğrenim gördü, ama orada öğrenmediği çok şeyi bu direnişte, şu kısa zamanda öğrendi. İlk önce niçin buradayız, ekmeğimizi büyütmek için bu yola çıktık. Karşımızda koskoca bir Amerikan firmasının olması bizi kamçıladı. İlk başta korkuyorduk, ama tam tersini yaşamaya başladık, şimdi daha şevkle bakıyoruz bu işe. Kazanmanın ötesinde, büyük bir firmaya karşı verilen savaşın çok daha güzel olduğunu düşünüyoruz. Buradaki Türkiye genelinde hep işçi sınıfı ezildiği için, biz bunun bilincine yeni vardık. Benim 30 yıllık bir işçilik yaşamım var, hayatımın en güzel günlerini burada geçirdim, güzel günler gitti, ömrümü verdim ben buraya. Gençlik gitti, ama en sonunda gördük ki para babalarının yanında hep çalışmak, çalışmak, hep onlara kazandırmak var. Eğer bir gün başkaldırırsanız… buraya geldik işte. Bir gün dedik ki yav yeter artık, biraz da biz kazanalım.
Bugüne kadar hep zulüm gördük, hep baskı, gözdağı vererek bizi sindirdiler. Daha önce bireysel çıkışlar da oldu, ama hiçbir şey olmadı, hepsinin çıkışları verildi. Sendika döneminde de çok çıkış verildi, biraz sesini çıkaran işçi arkadaş oldu muydu hemen kapının önüne koyarlardı. O zaman ücret dengesizliği vardı, kimse sesini çıkaramıyordu. Biraz yüksek alan hep ‘bana ne!’ dedi. Böyle diye diye… Ama taşerona geçtikten sonra ücretler eşitlendi, işte o zaman tepki koyabildik burada. Aynı eşitsizlik olsaydı, bugünü örgütleyecek olan birileri zor gelirdi yani. Açıkçası koşullar bizi örgütledi yani. Direniş açısından da çok şeyler öğrendik biz.

Geçmiş tecrübenizi yeni sendikalaşma girişiminde nasıl değerlendirdiniz?
Mustafa: Acı olan yanımız şuydu, geçmişte örgütlüyken örgütlülük tecrübemiz yoktu. Sendikalıydık, sendikanın anlamını bile bilmiyorduk. Örgütlenirken DİSK hakkında duyumlar alıyorduk, işçiden yana tutumu hakkında. Kenetlenmek için ikişer, üçer kişilik toplantılarda onlarla konuştuk, bu işin getirisini götürüsünü konuştuk. Örgütlenmeye giderken bile çekinen arkadaşlar vardı, ben bu yaşta elimi taşın altına koyduysam inandığım için yapıyorum. Bir şeylerin ispatı için değil, gelecekte evladım için örgütleniyorum.

Baban örgütlenme çalışması yaparken sen ne yapıyordun?
Şafak: Ben de sendikaya üye olma olayına sevindim. Çünkü örgütlü olmanın ne kadar önemli olduğunu biliyordum. Ben daha önce Cola’nın Altuğ firmasında çalıştım 6 ay, sonra çıkardılar beni. Orada örgütlü olsaydım benim çıkarmazlardı. Bu nedenle sendikalaşmaya sıcak baktım. Direniş tecrübem, yeni oldu. Emperyalistlere karşı direnmenin, gerçekten, biz işçi kesimi olarak, onlara karşı birtakım şeyleri göstermemiz gerektiğini biliyordum.

‘89 bahar eylemlerinin öncü işçilerinden bir baba, liseye giden oğlunun kendini hiç dinlemediğini, aynı dili konuşmadıklarını söylüyor, “Ben ona yaşadıklarımı anlatamıyorum, ilgilenmiyor, onun ilgilendiği şeyi bulamıyorum, benim oğlum gibi değil” diyordu. Ama senin oğlunda bir ilgi öncesinden oluşmuş.
Mustafa: O baba kendi oğlu olduğuna kani olmuyor. Ben de tam tersini söyleyeyim, benim oğlum da o kadar mülayim ki! Bazen diyorum ki çadırda gelme, git gez. Tek başına bir yere gitmez, arkadaşlarıyla gezer, sigarası yok, sineması yok. Evde 24 saat oturur, sazını alır eline. Kendi kendine… Ben istiyorum gitsin. Dışardan bakınca acaba baskı mı yapıyor diye görürler diye düşünüyorum.

Burada çeşitli çatışmalar oldu, jandarma geldi, o zaman pek sakin değildin herhalde?
Mustafa: Babasını korumakla görevliydi!
Şafak: İlk günkü arbedede babam yere düşerken kaldırdım onu. Babamı da gözlüyordum yani.

Direnişe çıktıktan sonra baba-oğul ilişkisi dışında nasıl bir farklılaşma yaşadınız? İlk defa farklı şeyler yapıyorsunuz, kol kola giriyorsunuz, başka yerleri ziyarete gidiyorsunuz, bu sana işçi olarak nasıl bir tecrübe kattı?
Şafak: Paylaşmanın ne demek olduğunu daha önce de yaşadığım için bu şeylerde çok zorlanmadım açıkçası. Ekmeğimi olsun ne bileyim…
Mustafa: Öğrenciliğinden bahsediyor.
Şafak: Hep birlikte olduk arkadaşlarla işverene karşı. Birleşmemiz, örgütlenmemiz gerektiğini biliyorduk.

Gurur verici duruş

Mustafa: Başka bir boyutta kendimi öne çıkarayım. Az önce dedim ya, keşke oğlum bana çekseydi diyorum, bir yönüyle. Ben 46 yaşında bunu yaşadım, keşke yıllar önce bu direniş olayını yaşasaydım. O kadar gurur verici ki şurada durmam. Hedeflerin, amaçların ne olduğunu keşke yıllar önce yaşasaydım. Oğlum benden şanslı, çok genç yaşta bunları yaşadı, ileriyi daha farklı görüyor, geleceğe daha mantıklı bakıyor. Biz gençlikte öyle değildik. Ben gençlikte farklıydım, işte bu yönümle farklıyım oğlumdan. Babam beni evde tutamazdı, her gün Şişli, Osmanbey, Taksim‘deydim. Yıllarca yayıncılık yaptım. ‘80 döneminde kitap sattım. Ezikliği, polisle mücadeleyi, gözaltına alınmayı o zamanlar yaşadım. Bu arkadaşlarımın hiçbiri benim kadar sorgulanmamıştır, benim kadar ifade vermemiştir. Hep basın bürosu tarafından el pençe götürülüyordum. Ben burada olmaktan çok mutluyum, buradaki genç arkadaşlar da zaman geçtikçe daha iyi anlayacaklar.

Direniş lisansı


Oğlun ve diğer genç işçiler, senin anladığın kadar direnişi anlıyorlar mı?
Mustafa: Anlamıyorlar. En üzüldüğüm şey bu. Halen bazı insanların yönlendirmesiyle hareket ediyorlar. Bugün 54. gün, ilk güne göre arkadaşlar daha aktifler, daha katılımcılar. Soğuk bakan insanlar daha aktifler. Buradaki arkadaşları en çok korkutan şey, güvenlik baskısı. Ekonomik konulardan çok. ‘Karakola gitsek ne olur?’ diye düşünüyorlar. Oğlum giderse de hiç korkmuyorum. Ben geçmişte yaşadığım için biliyorum. Ben oğlumu korumuyorum bu anlamda. O 2 yıl okudu, bu 54 günde bir 2 yıl daha okudu bana göre. Burası da bir okul.
Şafak: Lisans yaptım!
Mustafa: Biz 3 kişilik güzel bir aileyiz. Zaman zaman aramızda çatışmalar da olur kırıcı olmamak kaydıyda. Ama birbirimizin fikirlerine saygı duyarız. Fikirlerini söyleyeceksin, ha bana ters gelen şeyler vardır; ama bizde baskı yoktur. Direnişten sonra bende çok bir değişiklik olmadı. Çünkü babamla ben yıllarca sohbet edemedim, bunun ezikliğini yaşadığım için… Sevgi kopukluğundan değil, yetiştirme tarzından. Ben de benim yaşadığımı oğlum yaşamasın diye her şeyi açıyorum.

“Baba değil, arkadaşız” denir genelde ama sonuçta onunla bir baba-oğul ilişkisi vardır, bu direnişte nasıl değişti?
Şafak: Direnişten sonra ona saygım daha çok arttı. Çünkü bu direnişte o lider demeyeyim de uzlaştırıcı, yol gösterici bir niteliğe sahip. Diğer arkadaşların da ona saygı duyması benim için daha gurur verici bir şey. Ya babam aslında hep böyle biriydi.
Mustafa: Hani insanların hep evlatları kendi gözünde bebektir ya, ben bunu çoktan aştım. Oğlum bebek değil artık. Bunu aştığım için rahatım. Birbirimizi eleştiriyoruz, güzel yanımız bu. O beni daha çok eleştiriyor. Bu benim hoşuma gidiyor.

Oğlun nezdinde bakarsak, genç işçi kuşaklarının nasıl özellikleri var?
Mustafa: Oğlumun arkadaşları var, çevresinde şimdi o sanki öğretmen edasında. Onlar telefon açınca hem hal hatır soruyorlar hem direnişle ilgili bilgi alıyorlar. Çünkü biliyorlar, başından beri izliyorlar. Direnişin ne olduğunu bildikleri için, ilk sordukları bu oluyor, direniş nasıl gidiyor? Onlar da direnişi öğrendiler. Bu böyle kuşaktan kuşağa yayılıyor. Benim sülalem çok geniş. İşin acı yönleri var, maddi durumları çok iyi olduğu için şunu diyorlar, “sen emekli adamsın, sana iş mi yok.” Yani hala bunu anlatıyorum. Ama çevremize anlatmazsak başkasına anlatamayız. Yaptığımız şeyin çok güzel bir şey olduğunu, gelecek için güzel olduğunu anlatıyoruz. Kendi çevremden isterim ki bana destek versinler. Burada yapılan onurlu mücadelenin anlamını, kavganın gelecek için ne getireceğini anlatıyorum. Ama onlara hep kaybedecekmişiz gibi görünen bir şeyler var. Hep yıldırılmış ya insanlar 12 Eylül’den bu yana. Diyorlar ki sendikalar yiyici, para babaları.. şudur budur. İçine girmeden bunu yargılayamam, bunu yaşayarak göreceğiz.

Siz genç işçi kuşaklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mustafa: Ürkek, çok ürkek… Tabii ki suçlamak yanlış olur. Gerçi buradakiler ilk baştaki gibi değiller, yaşadığımız için. Kendi içimizdeki arkadaşlardan örnek verecek olursam her geçen gün daha katılımcı oluyorlar, öğrendikçe daha inançlı oluyorlar. Bu da bizim için güzel bir şey.

Sizce genç insanlar nasıl eğitilebilir, deneyimlerinizi kuşak olarak nasıl aktarabilirsiniz onlara?
Mustafa: Fidana benzer. Nasıl tarlaya tohum ekersin, verimini almak için ne yaparsın, toprağı sularsın, kazırsın… burada da arkadaşları da bilinçlendirmek lazım. Örgütlülüğün ötesinde aydınlatmak lazım. Burada öğrendiklerini çevresine ifade etmesi çok önemli, ifade edemezse başkasına zaten anlatamaz. Şimdi buradan geçen herkes bize gıptayla bakıyor. Selam veriyorlar, alkışlıyorlar. Her geçen gün de sayısı da çoğalıyor. Onlar da bizim direnişimize 2, 3 günlük baktıkları için… Artık onlar da gördüler şuradaki birlikteliği, topluluğu… İçerdeki arkadaşlar biz her slogan attığımızda içerde kafaları eğik gidiyorlar. Bize destek veremiyorlar, anlıyorum. Demek biz burada güzel şeyler yaptık, o insanlar da onu görüyorlar. Gerçekten etkilemeye başladık.

Çevren kendin seçtiğin için sana benzeyen, senin duyarlı bulduğun insanlar. Ama genel işçi kuşakları, çok genç. Çoğunlukla atölyede çalışan, bir şey bilmeyen ama çok meraklı işçiler var. Sen onları nasıl değerlendiriyorsun, onları nasıl buluyorsun, sence onların sorunları ne?
Şafak: Onlar da çalışma şartları kötü olduğu için örgütlenme ihtiyacı duyuyorlar ama örgütlenemiyorlar. Baskılardan dolayı, tecrübesizlikten dolayı. “Yaparsak nereye gider?” gibi. Onları bilinçlendirmek lazım….
Erol Türedi: Ben 9 yıldır çalışıyorum, ben de babamla 6 sene çalıştım. Belki Şafak’tan daha fazla tecrübem var. Evde başka bir insan, işte çok daha başka bir insan oluyor baba. Evde babamı bana sorarsanız, ‘96′dan önce babam despot, babam gülmez, böyle bir insan bilirdim. Ama işyerine geldiği zaman daha başka bir boyut alıyor, sanki babam 3. bir boyuta geçiyor, sanki babam Mısır‘dan gelmiş, ona başka bir ruh vermişler, onunla yaşıyor! Çok şaşırdım ya. Hala çok katıdır, çünkü ilk çocuğu olduğum için çok serttir. Aramızda çizgi yoktu, Çin Seddi vardı, dağlar vardı. Ama buraya geldikten sonra dedim ki bu baba gerçekten babaymış. Bana çok despot davrandı, ama o da babasından belki öyle görmüş. İnşallah biz bunları yıkacağız, bu gençlik. Hele bizden sonraki nesil hepsini zaten. Bunlar tabu olarak görüldüğü için.

Bugünkü direnişte baban olsaydı ne olurdu, direnişte yer alır mıydı?
Erol: Mustafa abi konuşurken ben zaten babamı gözümün önüne getirdim. Keşke babam da burada olsaydı dedim. Çünkü burada 15 senelik Fahrettin abi var, geçen gün giderken dedi ki ben 15 yıllık işçiyim, biz koyunmuşuz dedi. Yani açıldı, kendi bile farkında değil. Öyle bir ruh hali aldı ki, hiç konuşmayan insan artık mülakat veriyor.. kendini aştı o… Yani bu direniş bazı arkadaşları bir seviyeden bir seviyeye getirdi. Babam da olsaydı keşke diye düşünüyorum. Babam Taksim’deki açıklamaya da geldi. Belki benim Şafak’la yer değiştirmem lazımdı. Ben Şafak’ı hafif içine kapanık buluyorum. Keşke diyorum, babam burada olsaydı daha da çok açılırdı diye. Her zaman da babam bana, yeter artık konuşma, işten atılacaksın derdi. Eve gidince de, oğlum başkalarının sorunu seni niye ilgilendiriyor derdi. Ama ben rahatsızlık duyuyorum! Ben askerde sopa yemedim, sadece arkadaşım için sopa yedim.

15 yıldır değişmeyen işçi niye değişti bu direnişte?
Erol: Şuradaki birlik beraberlik. Mustafa abinin dediği gibi maddi yönden belki kazanımımız yok ama manevi yönden var. Mesela benim 4 aylık oğlum var, direnişle ilgili mülakatları, küpürleri kesiyorum, çünkü ona göstereceğim. Oğluma benim o olayı anlatmam, belgelemem lazım. Oğlum da, yani benden sonraki kuşak da bizim bu tecrübelerimizden yararlansın. Yani biz sadece kendi kurtuluşumuz için değil, diğer insanların da, Cola’daki diğer insanların da kurtuluşu için mücadele ediyoruz. Ki bunun mücadelesini vereceğiz de, nefesimiz yeteceği kadar…