Yeni bir düzlem, yeni başlangıç

Kurultayımızla sınıf çalışmamızdaki bir eşiği aşarak yeni bir düzleme çıktık. Şimdi bu düzlemden ileriye bakmanın zamanıdır.

GÜNCEL
Pazartesi, 27 Mart 2006 (20 yıl 6 ay önce)

Kurultayımız, başta içeriği, militan mücadele ruhu ve enternasyonalist karakteri olmak üzere, kitleselliği, iç bileşim zenginliği, çok yönlü organizasyon becerisi, dar bir çevreyle sınırlı kalmayan propaganda gücü ve etkisi gibi bir dizi temel konuda ileri doğru farklılaşmanın bir adımı oldu. Devrimci işçi kurultayı tarzı organizasyon ve örgütlenme çalışmalarında Türkiye’de bir dizi ilki gerçekleştirerek çıtayı yükseltti. İşçi sınıfı hareketi ve devrimci hareketin ağır bir tıkanıklık ve durgunluk yaşadığı bir süreçte, buzu her iki yönden de iç içe çatlatmaya dönük bir adım: Bu, ona ayrı bir esinleyicilik kazandırmaktadır.

Kurultayımızı, oldukça zorlu nesnel ve öznel koşulları yara yara örgütleyen yoldaşlarımız olsun, özellikle son bir kaç ayda nicel ve nitel katılımı artarak yoldaşlaşan yeni işçi aktivistler olsun, azımsanmayacak bir hedefi büyük ölçüde başarmış olmanın hazzını ve coşkusunu yaşıyorlar şimdi. Kurultay hedefini yaklaşık 14 ay önceki İç Hazırlık Kurultayı’nda adeta “bir avuç” işçi yoldaş ve DSB aktivisti ile birlikte almıştık. Kurultay yolu her tutukluk, tıkanma, kesinti ve gevşeme noktasına hücum üstüne hücum tazeleyerek; eski alışkanlıklara karşı yılmak bilmez bir savaşım vererek; bazen tek bir işçiyi çalışmalara katmak için, bazen tek bir kurultay hazırlık komitesini kurmak ve işletmek için, bazen bir iki başarısız girişim nedeniyle morali bozulan bir işçi aktivisti yeniden canlandırmak için… aylarca ısrarlı bir çaba göstererek; zaman ve hedef disiplini geliştikçe artan sayıda yoldaşımız ve işçi aktivistinin gecesini gündüzüne katmasıyla ve yeteneklerini son sınırına kadar zorlamasıyla açıldı.

[foto]kurultay4.jpg[/foto]

“Biz de varız bu işte!”

Şimdi başarmış olmanın hazzını ve coşkusunu yaşamaktan daha doğal bir şey yok. Yalnızca “iç motivasyon” ve ruhsal enerji artışıyla sınırlı kalmayan, genişleyen bir çepere doğru yayılan ilgi ve beklenti artışı başlı başına önemlidir. Bunu belki de en iyi Kurultay’a katılan emekli bir Ditaş işçisi ifade ediyordu: “Siz bizim yüreğemizde küllenmeye yüz tutmuş, 1980 öncesinin, 90′ların başlarının sınıf mücadelesi ateşini yeniden yaktınız!” Yine Kurultay’a kafasında kimi tereddütlerle katılan azımsanmayacak sayıdaki işçi, emekçi ve öğrencinin adeta gözlerine, kulaklarına, içinde hissettiklerine inanamayan, coşkulu bir şaşkınlık, hatta hayretle yaptıkları değerlendirmeler: “Buraya gelirken büyük bir beklentimiz yoktu. İyi niyetli bir çalışma olduğunu biliyor ve saygı duyuyorduk. Ama üç beş kişinin çabasından ne çıkar diye düşünüyorduk. Bu kadarını, böylesine bir depremi beklemiyorduk doğrusu!” Ve arkasından irade beyanları: “Biz de varız bu işte!”

Çıta yükselmiştir. Oradaki en çekinik ve tereddütlü işçi ve emekçilerin bile büyük bölümünde örgütlenme ve mücadele motivasyonu yaratılmıştır. Fakat bu demektir ki daha zorlu bir mücadele düzlemine adım atıyoruz. Şimdi yapılacak en büyük hata, daha bu ilk adımlarda “baş dönmesi” ile gevşemek, eski çalışma tarzının darlaştırıcılığına ve istikrarsızlığına doğru çekilmek. Büyük hata Kurultay’da yaratılan etkinin tüm katılımcı işçi ve emekçilerde kendiliğinden sürgit olacağını sanmak ve kurultay kararlarının yalnızca bu ilk itilimle hayata geçmesini beklemek olur.

Kurultaydan ileri!

Komünistler ve sınıf bilinçli işçiler şunun çok iyi farkındadır: Her dişe diş savaşımda kazanılmış mevziler ne olursa olsun -ki işçi sınıfı hareketinin mevcut geri ve dağınık durumunda sınıf çalışmasında en ufak bir ilerleme bile ısrarlı, enerjik ve dişe diş bir savaşımı gerektirir- ilerletilemezse geriler ve giderek kaybedilir. Kurultayımızın da ilk eldeki çarpıcı siyasal ve moral etkisi ne olursa olsun, daha gelişkin ve kalıcı örgütlülüklere, alanlarda kitleselleşen mücadele dinamiklerine, devrimci sendikal ve siyasal bir bilince dönüştürülemezse, çok geçmeden zayıflar ve sönümlenir. Kurultayımızdan sarsıcı bir devrimci etkilenme, örgütlenme ve mücadele istekliliği ile ayrılan öncü ve öncüleşme potansiyeli taşıyan işçiler bile, kendi hallerine bırakıldığında ya da eski çalışma tarzında olduğu gibi bir örgütlülük ve pratik faaliyet içine katılmadan arada bir görülmekle yetinilirse, gündelik yaşamın hayhuyu, kapitalizmin yoğun kuşatması ve sınıf hareketinin dağınık ve geri durumu karşısında çok geçmeden silikleşebilirler.

Kurultayımız bir dizi temel konuda ileri doğru farklılaşmayı başlatmakla birlikte, asıl farklılaşmasını örgütlülüğe, bilince, pratik faaliyet ve eyleme taşınmasında yaratacaktır. Çeşitli çevrelerin önceki kurultay deneyimlerinin geçici bir “iç motivasyon”dan öteye pek bir iz bırakmadan silinip gitmesi ve biraz da bu olumsuz deneyimlerden hareketle Kurultayımızda yer alan bir çok işçi ve emekçinin ısrarla “sonrası”na vurgu yapması yabana atılmamalıdır. Bu tutumlarında hem Kurultayımızın artırdığı beklentileri hem de onun ışıltısının “durgun gökte çakan bir şimşek gibi” arkası getirilmeden silinip gitmesinden duyulan kaygıyı görmek mümkündür. Bu konuda öncelikle söylenmesi gereken şudur: Kurultay hedefi ilk konulduğunda azımsanmayacak sayıda yoldaşımız ve aktivistler uzunca bir süre çeşitli tereddütler ve kaygılarla son derece tutuk kalmış, fakat kafalarındaki sınırları yıkarak kendilerini ortaya koydukları ölçüde Kurultayın yolunun açıldığını ve gerçekleştiğini görmüşler, hatta bazıları ortaya çıkan sonuca kendileri bile inanamamışlardır. Ya fiili tasfiyecilik sürecinin getirdiği bu tereddüt ve tutuklukları hiç yaşamamış, Kurultay’ın yolunu önce kendi içimizde açmak için adeta bir “iç savaş” vermek zorunda kalmamış, Kurultayı önce tüm güçlerimizin kafasında kazanmış olarak yola çıkmış olsaydık, bazılarımızı hayrete düşüren bu sonucun iki üç katını almak işten bile olmayacaktı! Ancak bu süreçte bir iç eşik de aşılmaya başlanmıştır ki en büyük kazanımlardan biri budur ve en büyük görevlerden biri bu içsel dönüşümümüzü sınıf hareketinde öncü bir filizlenmeyle iç içe, hızlandırarak sürdürmektir.

[foto]yenibirduzlem1.jpg[/foto]

Sıra dışı görüneni olağan hale getirmek

Öyleyse “sonrası” için ilk yapılacak şey onu önce kafalarda kazanmak ve kilitlenmektir. Kurultayı kazanmanın kolay olmadığı gibi Kurultay iradesinin ortaya koyduğu hedefleri kazanmanın pek kolay olmayacağını, hele ki kendiliğindenci, ilkel ve amatör çalışma tarzıyla hiç olmayacağını bilerek… Çünkü “sonrası” asıl olarak, eski bakış açısıyla “sıra dışı” görüneni “olağan” hale getirmekle kazanılır. Sonrasını kazanmak, yeni ve daha yüksek bir bakış açısı ile sınıf çalışması ve hareketinin istikrarını, iç örgüsünü, sınıf içinden kalıcı öncü dayanaklarını yaratmaktır. Sonrasını kazanmak, siyasal kavrayış, militanlık, eğitim, beceri ve uzmanlaşma düzeyini yükseltmektir. Gerçek anlamda öncü işçi niceliğini ve niteliğini, bir bütün olarak hareketin sonuç alıcılığını yükseltmektir. Öyle ki Kurultayımızın önümüze ara hedef olarak koyduğu, sonbahar aylarındaki bölgesel, sektörel genişletilmiş işçi toplantıları veya kurultaylarının her biri daha bir eylemli örgütçülük ve öncü platformlar üzerinden gelişerek, kendi başına 11-12 Mart Kurultayı’na yakın bir etki ve güç taşıyabilmelidir.

Kurultayımızın zayıf kalan bir yanı, arzu ettiğimiz sayı ve genişlikte işçi KHKları oluşturamamızdır. Ancak alan içi hazırlık faaliyetleri ve Kurultay, en az 5-6 büyük işçi havzasında bunların önkoşullarını, bazılarında da öncü işçi kurullarının ilk filizlerini yaratmıştır. Fakat işçi sınıfı hareketinin kayganlığı ve öncü işçilerin kırılganlığı koşullarında öncü işçi platformlarının bir kez “kuralım” deyip bir iki toplantı düzenlemekle kurulmuş olmayacağını, kurulanların da hemen tıkır tıkır misyonlarını yerine getirmeye başlayamacağını bilmek gerekir. Öncü işçi kurullarının oluşturulmasında ve istikrarlı alan çalışması yürütmesinde, ısrarlı bir örgütçülük ve eğiticilik zorunludur. Hedeflendirme, hedefleri ara kademelendirme, kampanyayı alanın-bölgenin özgüllüklerine uyarlayarak planlama, düzenli devrimci sendikal ve siyasal, pratik faaliyet eğitimi ve en önemlisi, sıcak mücadele içinde eğitim… Tek tek raslantısal işyerlerinden bir araya gelmiş, ancak hemen hiçbirisinin kendi alanında, işyerinde, sektöründe, çevresinde bir inisiyatifinin, öncüleşmesinin, örgütlenme çalışmasının olmadığı kurullar son derece yüzeysel kalır ve işlevli olamaz. Öncü işçi kurulları, gerçek anlamda temsil ve yaptırım gücüne sahip olabilmeleri için, daha en baştan “Bu havza, bu bölge, bu sektör, bu kesim bizden sorulur, buradaki her şey, tek bir işçinin hakarete uğramasından işten atılmasına, filanca işyerindeki sorunlardan falanca işyerindeki örgütlenme arayışına kadar her şey, bizi ilgilendirir…” hedef bilinci ve anlayışıyla kurulmalıdır. Kurulları oluşturacak her işçi, bu anlayış, iddia ve istenç ile yoğrulmalıdır. Öncü işçi kurulları, işyerlerindeki etki ve inisiyatifini geliştirmelidir. Fiili yaptırım gücüne dayanan “fiili toplu sözleşme” gibi esinleyici ve ön açıcı örnekler yaratmayı hedeflemelidir. Bu kurullar, kendi alanındaki yakıcı işçi sorunlarına ve hareketlenmelerine içerden ve dışardan müdahale ve eylemli destek halkalarıyla kitlesel mücadele ve örgütlenme dinamiklerini geliştirebilmelidir.

[foto]yenibirduzlem2.jpg[/foto]

Süreklilik, ısrar, irade…

Öncü işçi kurulları, önce mükemmel bölgesel vd. örgütlenme organları olacak, sonra faaliyete geçecek değildir. Bu hedef doğrultusunda, kurullar pratik faaliyet ve mücadele içinde serpilip gelişecek, genişleyecek, ağ tarzı bölgeyi örecek, öne çıkan işçiler çekirdekleşecek, istikrar ve derinleşmeyi sağlayacaktır. 1 Mayıs ve 15-16 Haziran oluşum halindeki öncü işçi kurul ve platformlarının (ve kurulacak olanların) ilk önemli sınavları; hem de etki ve faaliyet alanlarını, eylemli örgütlenme yönelimlerini geliştirmenin kaldıracı olmalıdır.

“Kölece Çalışmaya Kölece Yaşamaya Hayır!” kampanyası ve öncü işçi kurullarını benzerlerinden ayıran karekteristik bir özellik de işçi sınıfının militan dinamiklerinin örgütlenmesi ve yumruğunun konuşturulması, savunma komitelerinin, pratik bir yönelim haline gelmesidir. Türkiye ve dünya işçi sınıfı tarihinde ve günümüzde öne çıkmış tüm işçi hareketlerinde, taban örgütlülük ve inisiyatiflerinin gelişmesinin ve güç toplama süreçlerinin önü böyle açılmıştır. Yumruğunu konuşturmayan sınıf kazanamaz! Bunun her zamankinden fazla geçerli ve yakıcı, belli bir süreklilik, ısrar ve iradenin ifadesi olduğunu da hissettiren pratik bir yönelim haline getirmek, kampanya ve kurullarda yakalanacak halkalardan biri olmalıdır.

Kampanyanın en ekonomik veya moral-psikolojik görünen taleplerinin bile siyasal bir perspektiften; sınıfa karşı sınıf perspektifinden yürütülmesi, temel önemdedir. Bu yalnızca ve basitçe ekonomik taleplere 3-5 siyasal talep ve slogan iliştirmekle, şu veya bu yasa tasarısına, düzenlemeye, uygulamaya hayır! demekle sağlanamaz. Örneğin kampanyanın en güncel ve yakıcı halkaları arasında yer alan, her biri milyonlarca işçi ve emekçiyi yaşamsal düzeyde etkileyen, tekstil-konfeksiyon ve diğer emek yoğun sektörlerde kriz sorunu ile Genel Sağlık Sigortası yasa tasarısı sorununu ele alalım. Her iki konuda da kuşkusuz somut teşhir, aydınlatma, kızıştırma, çıkışını buradan alan kitlesel platformlar ve eylemler örgütleme faaliyetine yükleneceğiz. Ancak tümünü, emperyalist kapitalist neoliberalizm sosyal yıkıcılığına, daha temelde de kapitalizmin mutlak genel yasasına bağlayarak yapacağız: Bir kutupta sermaye birikimi, diğer kutupta sefalet birikimi! Sağlığın giderek daha fazla ve yağlı sermaye birikimi sektörü haline gelmesi, işçi ve halk sağlığını giderek daha hissedilir biçimde çökertiyor… GSS’ye karşı mücadeleyi de bu şekilde “ufkuna sömürüden tam kurtuluş hedefini dikerek” (Sonuç Bildirgesi) ve bu perspektif içine yerleştirerek örgütleyeceğiz. Aynı şekilde, tekstil-konfeksiyon vd. sektörlerdeki ağırlaşan krizi, bir kutupta sermaye merkezileşmesi ve yoğunlaşması (ve bu sektörlerdeki sermayenin daha karlı sektörlere kaçması, ki bu da çok geçmeden rekabeti artırarak krizi diğer sektörlere doğru yaygınlaştıracaktır) diğer kutupta fabrika kapatmalar, kitlesel işçi çıkarmalar, daha küçük parçalar halinde taşeronlaştırma, üretimi yurtdışına, taşraya, evlere kaydırma, daha yaygın çocuk, kadın, göçmen, sigortasız işçi çalıştırma, asgari ücretin altına düşen ücretler, ücret ödememe uygulamalarının yaygınlaşması…

Öncü işçi kurulları, aynı zamanda dışımızdaki uzmanlık birikimini de değerlendirmeyi ve örgütlemeyi gözeten, süreklileşmiş, organize ve pratikle bütünleştirilmiş sendikal-siyasal sınıf çalışması ve mücadelesi eğitimi olmaksızın düşünülemez. Bu belli bir alanda 2-3 haftada bir bazen 5-6 işçiyle bazen 50-60 işçiyle, güncel hedef ve faaliyetle bütünleştirilerek olur. Ancak her durum ve koşulda, devrimci sendikal ve siyasal eğitim, süreklileşmiş faaliyet ve ısrarlı yönelimin bir ifadesi ve parçası olmalıdır.

[foto]izmirambar3.jpg[/foto]

Yüreklerdeki ateşi yeni ufuklara taşıyacağız

Kurultayımız, enternasyonalist ilişkiler bağlamında da ufkumuzu açmıştır. Yalnızca, Latin Amerika ve Güney Afrikalı temsilcilerin katılımının yarattığı etki ve devrimci sendikal enternasyonalin bugünden hayal edilebilir bir hedef haline getirmesiyle de değil. Aynı zamanda günümüzde dünyanın hemen her ülkesinde olduğu gibi, Türkiye işçi sınıfının da Türkü, Kürdü, Arabı, göçmen Afrikalısı, Romanyalısı, İranlısı vd. ile zaten ve kaçınılmaz olarak uluslararası bir karakter taşıdığını gözler önüne sermesiyle. Kurultayda dünya işçi hareketinden temsilcilerin yanı sıra en çok ilgiyi çeken tebliğ ve konuşmaların, Kürt işçiler ve Nijeryalı bir göçmen işçi tarafından yapılan göçmen işçiler konusunda olması bunun göstergesidir. Enternasyonalist ilişkileri artık yalnızca bu tür toplantılara katılım ve deneyim alışverişiyle sınırlı görmeyeceğiz, yalnızca yurt dışı faaliyetinin bir sorunu olarak da görmeyeceğiz. Türkiye’deki Türk, Kürt ve göçmen işçilerin eylem birliğini sağlama yöneliminin yanısıra, artan oranda ve sayıda emperyalist yatırımlı işletmeler başta olmak üzere, Türkiye’deki grev ve direniş hareketleriyle dünya çapında eylemli dayanışma kampanyaları örgütleme, dünyadaki işçi hareketleriyle Türkiye’den eylem birliği kampanyaları örgütleme yönelimini de pratikleştireceğiz. Bu, Kurultayımızdan sonra artık bizim için asla bir iki dergi-gazete yazısıyla sınırlı kalamayacağımız pratik faaliyet konusudur, kampanyamızın ve öncü işçi kurullarının yerellik, işkolu ve ulusallık ayrımları içinde darlaşıp körelip kalmaması için en etkin panzehirlerden biri olacaktır.

Kurultayımızla sınıf çalışmamızda bir eşiği aştık; kendi iç sınır ve engellerimizi aşarak yeni bir düzleme çıktık. Şimdi bu düzlemden ileriye bakmanın zamanıdır. Yüzlerce işçi ve emekçinin yüreğinde yaktığımız ateşi yeni ufuklara taşımanın zamanıdır artık. Bunun gurur ve coşkusunu da yaşayacağız.


Ufuk Çizgisi, Sayı: 34, 20 Mart 2006