Kurşuna karşı taş, panzere karşı molotof… Kürt gençleri 90'lı yılların serhıldanlarını unutmadıklarını gösterdiler.
Bir Newroz daha geldi, ama geçip gitmedi. Haftalar öncesinden başlayan gerilim ve sancılar 21 Mart’ı izleyen günlere de taştı ve devam ediyor. Yüzbinlerin katılımıyla kutlanan Newroz’dan üç gün sonra en büyüğü 28 yaşında olan 14 Kürt genci kimyasal silahlarla vuruldu. Cenaze törenlerinde on binlerce yoksul Kürt genci Amed sokaklarına baharı taşıdı. Militan eylemleriyle özgürlüğün taze havasını yoksul kentin tüm mahallerine yayan Kürt gençleri 90'lı yılların militan serhildanlarını unutmadıklarını gösterdiler.
Amed serhıldana durdu; Kürdistan serhildanla çalkalandı. Sokaklar devlet güçleriyle halk arasındaki çatışmalarla savaş alanına döndü. Okullar boykot edildi, kepenkler kapandı. Ayağa kalkmış yoksul Kürt gençliğinin coşkusu, öfkesi, militanlığı günlük hayatı durdurdu. Kurşuna karşı taş, panzere karşı molotof… Sağduyu çağrılarına karşı öfke, öfke, öfke… Polis karakolları, askeri nizamiyeler, bankalar, plazalar, MHP, AKP teşkilatları, lüks araçlar, kepenk kapatmayan esnaf öfkenin hedefindeydi. Polis inine tıkanıp kalırken, asker 15 yıl aradan sonra şehre girerek gençlerle çatıştı. Amed serhıldanı yıllardır özlenen kitle militanlığının yolunu açtı; eylemler Van‘a, Siirt'e, Adana‘ya, İstanbul‘a yayıldı.
YÜRÜNECEK YOL
İşte bu! Yürünecek yol budur. Kürt halkının yıllardır bastırılan öfkesi, düzene bağlanmaya çalışılan ulusal uyanışı kendi yolunu açıyor. Ezilmişliğin, bastırılmışlığın, yoksulluğun, işsizliğin reformist teslimiyetçi çizgi ve politikalara sığdırılamayacağını gösteriyor eylemler. Serhıldana duran Amed’in anlamı budur.
Kürt halk hareketi öfkeli bir insanın soluk alış verişini andırır bir görünüm çiziyor. 2006 Newroz gösterilerinde de bu öfkeli soluğu görmek mümkün. Faşist rejimin ve burjuva medyanın tüm terörize etme, provakasyon havası yaratma çabalarına karşın Kürt halkı kadını, çocuğuyla katıldı Newroz’a. Eylemlerde yer yer polis barikatlarına vurup geçen kitleler öfkeli soluğunu yine gösterdi. Kürdistan’ın tüm parçalarında, kimisinde yüzbinlerle ifade edilen sayılarla Newroz alanlarına aktı. Göğüs kafesi kabaran Kürt halk kitlelerinin Newroz kutlamaları faşist rejimin bölücülük fobisini de kaşıdı. Son yıllarda emekçi Kürt kitlelerinde bu yöndeki işaretlerin çoğalması, Güney‘deki devletleşme olgusu ve Kürt sosyal yapısındaki değişim süreci egemen burjuva sınıfı Kürt sorununa dönük yeni bir ideolojik söylem geliştirmeye zorluyor.
REJİMİN AÇMAZI
Newroz’dan üç gün sonra 14 Kürt gerillasının kimyasal silahlarla katledilmesi rejimin Newroz kutlamalarına verdiği ilk yanıttır. O, bir halkın gencecik evlatlarını alçakça katlederek milyonları sindireceğini hesaplıyor. 1920′lerden, 30′lardan kalma eski hesapların yeni duruma uymadığını biliyor bilmesine fakat rejim krizinin en gerilimli fay hatlarından biri olan Kürt sorununda inisiyatifi kimseye kaptırmama telaşıyla ilk ve en alışık olduğu yöntemlere başvuruyor. Onbinlerce askeri Kürt dağlarında kelle avına çıkartan faşizmin bildiği ve uyguladığı tek şey bu değil elbette. Katliamlarla ve önderlerini, Seyit Rızaları, Şeyh Saitleri ucuz vaatlerle ipe götürmeyi başararak, ilk büyük Kürt başkaldırılarını ezen rejim bugün de aynı hesapla yoluna devam etmeyi umuyor. Bu defa Öcalan teslim alınarak ezilen bir halkın ulusal özlemleri teslim alınmak istendi. Fakat olmadı. İmralı teslimiyetinin de rejimin Kürt sorunundaki açmazlarını kapatmaya yetmediği ortada.
O açmaz ki Kürt halkının binlerce evladının kanıyla yaratıldı. Kolay mı öyle kapatılması. Mezarsız ölülerle dolu topraklardan zorla sürülmüş bir halkın açlık ve sefaletiyle, faili meçhule giden çocuklarıyla, dumanı tütmeye devam eden yakılmış köyleriyle, hapishaneleri, işkenceleri ve serhildanlarıyla yaratıldı. Kürt halkı ile faşist rejim arasındaki derin çatlağın son iki üç yıldır kapanmak bir yana açılma eğilimine girdiği bizzat rejim sözcülerince de kabul ediliyor. Geçen yılın Newroz’u ve arkasından Van ve Batman’da yaşanan militan halk eylemleriyle kör gözün gördüğü derin yarılmayı bir kaç saatlik Kürtçe TV yayınıyla, “Kürt sorunu vardır” tarzı liberal manevralarla kapatma çabası ise Şemdinli sokaklarında yerle bir oldu. Şimdi, yanı başında bir Güney devleti oluşuyorken, bunun Kuzey’ini hala “kart kurt” zihniyetiyle zaptu rapt etme hevesi, bir cenaze töreni sonrasında, Amed’in sokaklarında bir darbe daha aldı.
REJİM KRİZİ, DÜN VE BUGÜN
Faşist rejimin geleneksel inkar ve imha politikasının dayandığı zemin kayıyor. Kürt gerilla savaşının en sert zamanlarında bile başvurulmayan kimyasal silahların bugün kullanılmasının; 15 yıl aradan sonra Diyarbakır şehir merkezine zırhlı araçlarla askeri çıkarma yapmanın; eylemci Kürt halk kitlelerini uçaklarla tehdit etmenin de -ki bu da 90′lı yıllar boyunca yaşanan bunca serhildanda başvurulmayan bir tehdittir- milyonlarca Kürdü “vatanın ekmeğini yeyip suyunu içen hain” “sözde vatandaş” ilan eden “muhtıra”ların da gerisinde bu zemin kaymasının yarattığı psikoloji vardır. Bunlar hastalıklı ve çürüyen bünyeyi ele veren semptomlar. İktidar uzleti içinde rahat edemeyişin başka bir açıklaması olur mu? Ezilenler eskisi gibi yönetilmek istemiyor ve ezenler de eskisi gibi yönetemiyorlar. Dipten gelen bu basıncın “yukarıya” vuran yansımaları ise istikrarsızlık oluyor. AKP hükümetinin her yeni bürokrat atamasının bile kendisinden büyük bir gürültü kopartması, her yeni yasanın bir kriz üretmesi.. derinleşen ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel istikrarsızlığın hem bileşeni hem de ürünüdür. Özeti rejim krizidir! Egemen sınıfların çekişmesi bu zeminde gelişiyor. Her vesileyle kendini gösteren iktidar çekişmelerinin hassas bir alanı olan Kürt sorununda bir tarafta “Şemdinli iddianamesiyle” ordunun kirli savaş suçlarını da ucundan aralayarak yeni bir pozisyon kazanmaya çalışan AKP, AB‘ci liberal çevreler, diğer tarafta yeniden faili meçhul cinayetler, Terörle Mücadele Kurulu ve diğer tansiyon yükseltici manevralarla inisiyatifi elde tutmaya çalışan ordu ve bürokrasi arasında gelişen süreç. Bu süreç doğru kavranmalıdır. Kürt sorununa yaklaşımda kategorik bir farklılık taşımayan, retorik ve söylem düzeyinde dahi büyük oranda örtüşen egemen sınıf içindeki bu farklı konumlanış yanılsamalı değerlendirmelere vesile olabilmektedir. Düzen güçlerinin Kürt sorununa ilişkin ortaya çıkan yeni bölge koşullarına ve değişime uğrayan toplumsal formasyona uygun politika arayışının ifadesi olan farklı söylemlerin, kimi atakların iç içe ve bir birini değiştirip dönüştürerek zamanla ve uygulamada tamamlayan özelliği görülmelidir.
80'li yılların sonlarından itibaren şehirlere inip kitleselleşerek rejimi köşeye sıkıştıran Kürt halk hareketine karşı politika geliştirmeye çalışan düzen güçlerinin o dönem (89-91) yarattığı kafa karışıklığı, ideolojik illüzyon hatırlanmalı. O yıllarda egemen sınıf bloku içindeki tartışmalardan “özgürlük” bekleyenlerin falında bir “yolcu”luk görünüyordu: Reformizm! 1990′lı yılların ortasında o yolculuk son durağına vardı. Bir yandan aralıksız askeri operasyonlar, Özel Tim, Koruculuk ve Kontrgerilla yapılanması, diğer taraftan “demokrasi paketleri”, “Kürt sorunu raporu”, “ikinci cumhuriyet”ler vs bugünkü söylem (azınlık raporu-hakları, AB kriterleri vd) ve uygulamalarla (kimyasal silah, tecrit, linç vd) yana yana konulup iyi düşünülmeli. Düzen cephesindeki Kürt sorununu ideolojik ve popüler söylem düzeyinde yeniden tanımlayıp stratejik bir eksen belirleme çabaları görülmeli ve buna karşı devrimci bir ideolojik, politik eksenle, proleter sınıf stratejisiyle çıkılmalıdır.
TARİHİN HÜKMÜ
Tarih hükmünü yürtüyor: Bütün toplumsal sorunlarda olduğu gibi Kürt sorunu da faşist zorla bastırıldığı oranda kitle zoruyla yeniden açığa çıkıyor. Üstelik bu defa tüm metropol kentlere de yayılarak. Ve eski dar ulusal zeminden emekçi sınıfların aynı potada buluşmasının artan imkanlarını sunan genişleyen emekçi zeminiyle beraber. Proletarya devrimcileri, öncü işçiler tüm dikkatlerini bu zemine vermeli; buradaki olanakları açığa çıkartmaya bakmalıdırlar. Amed’in yoksul halkının polis karakollarıyla birlikte banka şubelerine, plazalara yönelen öfkesi doğru okunmalıdır. Sınıfsal ve ulusal özlem ve beklentilerin iç içe geçmesinden, örtüşmesinden kaynağını alan buna benzer kendiliğinden reflekslerin işaret ettiği yönelim, Söz Alınterinin Kurultayı’nda Kürt işçilerin sunduğu tebliğde dile gelen şiarı doğruluyor: Azadiya Karkeran Azadiya Kurdan e!
Newrozlar, kitlesel ve militan gerilla cenazeleri, Şemdinli, Batman ve Amed serhıldanı… Yeni bir başlangıcın ağır ağır gelen sancılı ilk adımları. Son on yılın gerileme ve tesilimiyet sürecinin basıncını, ideolojik-politik blokajını ve izlerini de taşıyan bu adımlar büyümeli, büyütmeliyiz. Artık her yer serhildan olmalı, her sokak eylem alanı… Amed’in vuruşa vuruşa, düşe kalka açılan eylem yolu yeni serhildanlarla ileri taşınmalı. Newroz’dan 1 Mayıs’a, oradan geleceğe!
Ufuk Çizgisi, Sayı: 35