Savaşta Değil Tersanelerde Öldüler
Bayram Güleç 1992 patlama, Şener Güleç 1992 patlama, Durmuş İpek 1992 patlama, Hüseyin Karaca 1992 patlama, Bahri Taşçıoğlu 1992 patlama, Sami Şahin 1992 patlama, Hüseyin Çoban 1992 patlama, Özay Çoban 1997 patronun kafasına 1.5 metrelik demir çubuk atmasıyla beyin kanaması, Recep Yaman 1993 patlama, Nurali Gürsoy 1993 patlama, Erkan Alasan (17 yaşında) 1996 elektirik çarpması, Ahmet Çelik 1996 patlama, Kenan Çetin 1996 patlama, Hüseyin Gonca 1996 elektirik çarpması, Hüseyin Polat 1996 patlama, Tuncay Yanık 1996 patlama, Yaşar Yavuz 1996 patlama, Saim Satılmış 1996 elektirik çarpması, Saffet Yılmaz 1997 patlama, Mehmet Kurban 1997 patlama, Orhan Çağdaş 1997 patlama, Mustafa Düzağaç 1997 patlama, Kemal Köksal 1997 patlama, İbrahim Bacak 1998 elektirik çarpması, Murat Kapan 2000 güverteden düşme, Salman Gözpınar 2000 güverteden düşme, Recep Kayaş 2000 güverteden düşme, İsmail Tatlı 2000 güverteden düşme, Fırat Durudeniz 2001 denize düşüp boğulma, Hüseyin Kalkavan 2002 düşme, Hüseyin Şahin 2002 ambar kapaklarının üzerine düşmesi, Burhan Kayabaşı 2002 ambar kapaklarının üzerine düşmesi, İbrahim Arslan 2002 elektirik çarpması, Mustafa Doğuş 2002 çatıdan düşme, Mustafa Yardım 2003 düşme, Tufan Kaya 2003 kapak arasına sıkışma, Serdar Kurt (mühendis) 2003 düşme, Cemal Yetim 2004 düşme, Suat Dursun 2004 üzerine saç plakası düşmesi, İlhan Üstündağ 2004 elektirik çarpması, Süleyman Birinci 2004 vinçin kırılarak üzerine düşmesi, Burhanettin Omurca 2004 patlama, Osman Koçak 2005 düşme, Murtaza Tan 2005 vinç halatının kopması, Selim Nişli 2005 üzerine sac düşmesi, Ekrem Bektaş 2005 patlama, İhsan Yüzsüz 2005 patlama, ismi öğrenilemedi 2005 elektirik çarpması, Hüseyin Korur 2005 düşme, Sezai Demiral 2005 çatıdan düşme, Selamettin Erol 2006 Forklift arasının altında ezilme, Mehmet Yücesoy 2006 forklift aracının altında ezilme, Nurdoğan Çelik 2006 düşme, İsmail 2006 vincin arasında sıkışarak.

”Tersanelerden geliyoruz. Kimimiz montajcı, raspacı, kaynakçı, kimimiz taşcı, bozmacı, boyacı. Punta atar, kaynak yapar, calaska çekeriz. İskele kurar, çekiç sallarız gün boyu. Neredeyse tan yeri ağaranda düşeriz yollara. Ekmek teknemiz çocuklarımızın nafakasını çıkardığımız yer biliriz Tuzla tersanelerini.
Demir parçalarını birleştirip kaç bin gros tonluk muhteşem gemiler yaparız, ismini dahi bilmediğimiz kapitalist patronlar için. Denizlerde, okyanuslarda yüzen gemilerde kanımız, canımız, alınterimiz vardır. Oysa tersane patronları ve taşeronlar hariç hiçbirimiz mutlu değiliz tersanelerde. Toplama kampına gider gibi gideriz oraya. Köleci Roma İmparatorluğu'nda o muhteşem piramitleri yapan kölelere ne de çok benziyoruz! Elimiz kopmuş, bacağımız kırılmış, gözümüş çıkmış ya da gözümüze çapak batmışsa iş kazasından sayılmaz kayda bile geçmez. Ancak ölürsek iş kazasından sayılırız. Ölülerimiz bile parayla satın alınır. Kamuoyuna yansımasın diye ailelerimiz üç beş kuruşla susturulur. Karlarının azalmasından korkan tersane patronları işgüvenliği tedbirleri almadıkları için;
Kimimiz gemi kapaklarının altında kalarak,
Kimimiz iskeleden gemi ambarlarına çakılarak ya da denize düşüp boğularak,
Kimimiz bakım yapılmayan vincin altında kalarak,
Kimimiz forklifin tekerleri altında ezilerek,
Kimimiz patlamalarda yanarak feci şekilde can veririz.
1997 yılında Özay Çoban adlı arkadaşımız İzmir Aliağa'da patronun kafasına attığı borunun isabet etmesiyle ölmüştür.
Biz ölmekten bıktık tersane patronları bizleri bile bile ölüme göndermekten bıkmadılar, bıkmaya da niyetleri yok.
Yalnızca, 2006 yılının ilk üç ayında 4, son bir yılda 12 arkadaşımızı iş cinayetlerine kurban verdik.
(...)
Artık Yeter
10-12 saat çalıştırılırız. Çay molası hakkımız bile gasp edilmiş durumda. Sigortalarımız ya hiç yatırılmaz ya da eksik yatırılır, çoğu zaman girdi çıktı yapılır. 3-5 ay çalışırsın sigortan sadece bir gün gösterilir. Ücretlerimiz zamanında verilmez. Bazen de hiç verilmez. Soyunma odalarımız hayvan barınaklarını andırır. Elektrotlarla, calaskallarla, duvardaki örümceklerle koyun koyun yaşarız. Bir çok tersanede gemi güvertelerinde pasın, kirin içerisinde yemek yeriz. Bir çok tersanede ise soyunma odaları tuvaletlerle yan yana, yemek kokusuyla iç içe. Trilyonlar kazandırdığımız tersane patronları evlerinde kedi köpeklerine verdikleri değerin yüzde birini biz tersane işçilerine layık görmezler.” (Basın açıklamasından..)
Baharla birlikte bir örgütlenme kampanyası başlatan Limter-İş sendikası, tersanelerdeki kölece çalışma koşullarına ve iş cinayetlerine dikkat çekmek ve protesto etmek amacıyla bugün Taksim'deydi. Yanlarında daha dün iş kazası geçirerek burnu kırılan Ercan Yoldaş isimli bir işçi de vardı.
Taksim Gezi Parkı'nda saat 12:30'da basın açıklaması yapmak için Galatasaray'dan yürüyerek gelen tersane işçilerinin önü meydan girişinde, saat 13:00'de yapılacak basın açıklamasına saldırmak için bekleyen polis tarafından kesildi.
Uzunca bir süre polis barikatının önünde sloganlarla bekleyen tersane işçileri daha sonra polisin geri çekilmesi şartıyla basın açıklamasını meydanın alt tarafında yaptı. “Katil Bush geldiği zaman İstanbul'da yollar trafiğe kapatılıyor, kırmızı halılar seriliyor” diyen tersane işçileri “Direne Direne Kazanacağız”, “Emekçiye Değil Çetelere Barikat”, “Baskılar Bizi Yıldıramaz” sloganlarını attılar.
Basın açıklamasında Limter-İş'e yapılan baskılara da değinildi. İki kere molotoflu saldırıya uğrayan sendikanın eğitim uzmanı Süleyman Yeter de gözaltında katledilmişti. Basın açıklamasında Gemi İnşa Sanayicileri Birliği önünde kitlesel bir eylem yapılacağı da söylendi.
Tersane işçilerinin eylemine Alınteri okuru ve DSB'li işçiler de destek verdi.