Alın size özgürlük!

Neolibelarizmi hedefe oturtan ve giderek sınıfa karşı sınıf çizgisine oturan Avrupa çapındaki eylemlerin, Diyarbakır'da sokakları zapteden öfkenin ardından her maddesiyle komünistleri, devrimci ve işçileri susturmak için özel tasarlanmış yeni TMY yasalaştırılıyor.

GÜNCEL
Çarşamba, 5 Nisan 2006 (20 yıl 6 ay önce)

Bir süredir Demoklesin Kılıcı gibi tepemizde sallanan Terörle Mücadele Yasası'nda (TMY) planlanan değişiklikler için düğmeye basıldı. Pazartesi günü Meclis'te görüşülecek olan yeni TMY ile devlet terörünün önü alabildiğine açılmak isteniyor. Her tür muhalif örgütlenme, neredeyse tüm muhalif eylemler, düşünce ve siyasi propaganda istenildiği zaman "terör" kapsamına alınıp ağır cezalara çarptırılmak isteniyor yeni yasayla.

Başbakan Erdoğan, yasada değişikliğin zorunlu olduğunu vurgularken, “Demokrasi ve özgürlüklerden geri adım atıldığı izlenimi yaratmayacak (evet aynen böyle,İZLENİMİ) bir düzenleme yapacaklarını" söyledi. Başbakanın “demokrasi ve özgürlüklerde geri adım atıldığı izlenimi” yaratmadan yapmak istediği değişiklikleri pazarlama işini ise onun yardımcısı Abdullah Gül üstlenmiş görünüyor. Zira, Gül aynı gün yaptığı açıklamada “Devletin gücünü ve kararlılığını göstereceğiz.” tehditini savurduktan sonra “yeni bir reform dalgasının başlatılacağını” belirtti. Adına reform diyerek pazarlamaya çalıştıkları TMY'nin neler getirdiğini ise anlatmaya gerek yok. Sadece bir kaç maddesinden örnek vereceğiz.


Ancak ona geçmeden AB ile özgürlük ve demokrasi geleceğini hayal edenler için bir not düşmek istiyoruz buraya.
Yeni TMY'nın meclise geleceği bugünlerde AB yetkili organları da bir açıklama yaparak değişiklikleri desteklediklerini ve yardıma hazır olduklarını açıkladı. Mevcut yasada değişikliğin özünü oluşturan "terör" tanımı da 'Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi' adıyla 16 Mart 2005'te imzaya açılan belgeye dayanılarak yapılıyor. Sözkonusu sözleşme "terör" tanımı konusunda ek olarak şunu getiriyor: “Toplumu tahrik: Kamuoyuna açık mesaj vererek, toplumu tahrik etmek fiili de terör suçudur. Bu suçlar arasına 'örgüte adam temini ve eğitimi' de alınmıştır. Örgüte 'Yardım ve yataklık' fiili de terör suçu içindedir. “

“Kamuoyona açık mesaj vererek” terörizm yapıldığında “düşünce özgürlüğü” nasıl olur acaba?

“Terör; baskı, cebir ve şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen cumhuriyetin niteliklerini… değiştirmek… bozmak amacıyla” (TMY 1/1).

Bu “terör” tanımı zaten TCK, CMK ve CİK paketine yedirilmişti. Bu kez AB’nin “anti-terör” yasa ve ilke kararlarına uyumlu hale de getiriliyor.

11 Eylül saldırısından kısa bir süre sonra, 14-15 Aralık 2001’de Belçika’nın Leaken şehrinde 15 AB üyesi devlet ve hükümet başkanları zirvesinde yasalaştırılmak üzere alınan ilke kararıdır esas alınan. (Bu ilke kararları yukarıda andığımız 16 Mart 2005'te imzaya açılan 'Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesin'e dönüştü ve bu sözleşmeyi imzalayan ilk devlet Türkiye oldu. Şaşırdınız mı?) Bu karara göre:

“a) Halkı aşırı düzeyde korkutmak, b) Kamu kuruluşlarını ya da uluslararası kurumları ortadan kaldırmayı amaçlamak, c) Bir ülkenin ya da uluslararası kurumun siyasal, anayasal, ekonomik ya da sosyal yapısının istikrarını bozmak/istikrarsızlaştırmak ya da yıkmak terörizmdir”.

Sözgelimi siz kapitalizmi yıkmayı "amaç”larsanız; IMF'yi “istikrarsızlaştıran” eylemler yaparsanız; burjuvaları “aşırı düzeyde korkutursanız” terörist sayılırsınız.

Yürürlükteki yasanın terör tanımına dahil edilen “baskı” sözcüğü ile zaten devlet terörünün hedefi haline getirilen tüm muhalif gruplar yeni tasarı ile istenildiği zaman terör örgütü sayılabilirler.

Bunun yanında kişi, örgüt ya da kurum olarak:
“Terör örgütlerinin bildiri ve açıklamalarını basanlara veya yayınlayanlara veyahut örgütü ve örgüt yöneticisini veya üyelerini kamuoyunda hoş göstermeye yönelik yayın yapanlara 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilir” (Yeni TMY, md.6/2)

Üstelik örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır.

Örgütün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde örgüte ait amblem ve işaretlerin taşınması veya bu işaret veya amblemlerin üzerinde bulunduğu üniformayı andırır giysiler giyilmesi veya toplantı veya gösteri yürüyüşlerinde kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüzün tamamen veya kısmen kapatılması (sözgelimi Che fotoğraflı tişört giymek, Deniz Gezmiş'in posterini duvara asmak vb) terör suçu sayılabilir.

Silahsız da “terör örgütü” olabileceği ve “terör örgütü olabilmek için iki veya daha fazla kişinin bu eylemler için biraraya gelmesi yeterli” (yürürlükteki TMY, md.1/2) olduğu düşünüldüğünde devlet terörünün hedef ve kapsamının ne kadar sınırsız olduğu daha iyi anlaşılır.

“Terör suçları”nı yargılama usulleri de “ayrıcalıklı”. “Terörist”lerin DGM’lerin devamı olan özel mahkemelerde yargılanmaları zaten var olan bir uygulamaydı.

Yeni olan ise: “Cumhuriyet Savcısı'nın emriyle yakalanan veya gözaltına alınan veya gözaltı süresi uzatılan şüphelinin veya sanığın durumu hakkında belirlediği kişiye haber verilmeyebilir” (Yeni Tasarı, md.10/a).

“Müdafiin soruşturma evresinde dosya içeriğini incelemesi ve her türlü belgeden örnek alması, Cumhuriyet Savcı'nın istemi üzerine hakim kararıyla kısıtlanabilir” (md.10/d).

“Kolluk tarafından düzenlenen tutanaklara ilgili görevlilerin açık kimlikleri yerine sadece sicil numaraları yazılır” (md.10/

Bu fıkraları devlet terörü diline çevirirsek, sanık, zanlı ya da şüpheli kaybedilebilir, işkenceye tabi tutulabilir, bu nedenle ilgili görevlilerin isimleri gizlenebilir; eğer avukat tayin edilmek durumunda kalınmış ise dosya incelemesi yasaklanarak avukatın eli kolu bağlanabilir!

Alın size demokrasi ve özgürlük!

Herşey işçi sınıfı ve emekçileri, devrimci ve komünistleri susturmak, hareketsiz bırakmak için özel tasarlanmış. Burjuvazi emekçilerin ve Kürt halkının yakıcı özgürlük ihtiyacından, sınıfın mücadelesinden duyulan korkuyla faşist baskı ve tahakküm yasa, uygulama ve mekanizmalarını sınırsız bir serbestiyle yetkinleştirip devreye sokuyor. Buna karşı sokağa çıkmak, eylem ve direnişlerle faşist rejimi, bizim için yaratmak istediği boğucu cendereye sıkıştırmak dışında bir çıkış yok. Devrimci mücadele, tam da emperyalist-kapitalist sistemin hassas olduğu ve yeni terör yasaları ile stabilize etmeye ve yalıtmaya çalıştığı, başta işçi sınıfı olmak üzere, toplumsal muhalefet dinamiklerini kucaklamaya ve harekete geçirmeye odaklanmak zorundadır.

Her baskı yasası militan kitle mücadelesiyle aşındırılır ve aşılır.