Perşembe, 14 Ekim 2010 (16 yıl 2 hafta önce)
Fransa'da emeklilik yaşının yükseltilmesine karşı öğrencilerin 12 Ekim'de başlattığı blokaj eylemleriyle polis terörü doğru orantılı olarak yükseliyor. Dün (13 Ekim) 800 lise bloke edilirken, polisin 12 Ekim grevinin akşamında iki gazeteciye saldırmasının yankıları büyüyor. Öğrencilerin eylemlere katılmasını engellemek için bir haftadır adeta açıklama ve antipropaganda bombardımanı yürüten hükümette vites büyüterek gözaltılara başladı.
Eğitim Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada 135 okulda “eğitimin aksadığı” belirtildi. Hemen ardından açıklama yapan Ulusal Liseliler Birliği (UNL) Genel Sekreteri Quentin Delorme ise, bloke edilen okul sayısının 135 değil, 800 olduğunu söyledi. Öğrencilere kin kusan Adalet Bakanı Michelle Alliot-Marie'nin “Gençler sokaktaki izdihamı şenlik olarak görüyor. Onların bunu sevdiğini biliyorum ama ben gençleri sokakta görmekten nefret ediyorum” sözlerine de cevap verdi: “Gençleri bu hareketin geri kalanından ayırmak mümkün değildir. Gençler bu harekete katıldı, çünkü kapı komşumuz da direniyor”.
Öğrencilerin, emeklilik yaşının yükseltilmesini kabul etmeyeceklerini ve sonuna kadar direniş hareketi içerisinde yer almaya devam edeceklerini söyleyen Delorme, kimsenin kendilerinden direnişe sessiz ve kayıtsız kalmalarını beklememesi gerektiğini söyledi. Delorme sınıf savaşında bir sonraki randevu tarihi olan 16 Ekim'de yapılacak eylemlere katılımın da güçlü geçeceğini tahmin ettiğini “Ben bu seferberliğin önümüzdeki hafta sonu da aynı yoğunlukta devam edeceğini düşünüyorum” sözleriyle açıkladı. Gençlerin direnişe katılmalarında, hükümetin eğitim politikalarına karşı duyulan hoşnutsuzluğun da büyük önemi olduğunu vurgulayan Delorme, “Savaşmak için çok güçlü bir dürtü var” sözleriyle açıklamasını sonlandırdı.

Polis terörü tırmanıyor
5 hafta içinde ortalama üç milyonluk 4 eylem yapan Fransız işçi ve emekçilerinin peşpeşe indirdiği darbelerle sendeleyen, bugüne kadar defalarca denediği sendikal birliği içerden bölme, emekçileri sokakta tutup yorma çabalarının boşa düşmesi, üstüne bir de öğrencilerin gövdesel olarak direniş cephesine katılması üzerine iyice köşeye sıkışan hükümet, son kozu olan terörü de oynamaya başladı.
Polis saldırganlığı, gözaltı ve dava açma gibi baskılarla üzerinde terör estirilen direnişçi kitle, sindirilmeye ve sokaklardan geri çekilmeye zorlanıyor. İki gazetecinin 12 Ekim yürüyüşünden hemen sonra eylemin bittiği alan olan
Bastille Meydanı'nda
CRS (çevik kuvvet) tarafından coplarla dövülmesi, ne o an orada bulunan polislerin ne de gazetecilerin bireysel davranışlarının sonucu değil kuşkusuz. Sivil ve resmi polislerin yürüyüş boyunca kortejlerin dört bir yanında cirit atmalarından, metroların giriş-çıkışlarına öbek öbek yığılıp alanı terk eden kitleyi göz hapsine alarak provokasyan yaratma çabalarından da anlaşılacağı gibi, devletin terör politikası düğmesine bastığının kanıtı.
İçişleri Bakanı Brice Hortefeux'nün dün, yürüyüş sonrası Bastille Meydanı'nda çıkan kısa süreli çatışmada gözaltına alınan 61 öğrencinin tamamı için suç duyurusunda bulunulacağını açıklaması da, bir yanını polis saldırganlığının oluşturduğu mekanizmanın diğer yandan mahkeme ve cezaevi sopasıyla bütünleştirildiğini gösteriyor. Bu ikisi ve dün
Meaux şehrinde grev günü yapılan yürüyüşte polise taş attığı gerekçesiyle dört öğrencinin operasyonla gözaltına alınması,
Paris polisinin isihbarat şefi
René Bailly'nin salladığı “
bloke edilen okullar dikkatle izlenecek” sopasıyla birlikte düşünüldüğünde, önümüzdeki günlerde devlet terörünün dizginlerinden boşalacağına işaret ediyor.

Emek cephesi Fransız burjuvazisinin emeklilik yaşının yükseltilmesi saldırısını birleşik ve kitlesel eylemlerle yanıtlıyor. Aldığı darbelerle sendeleyen burjuvazi elinde kalan son terör kozunu da oyuna sürdü. İşçi ve emekçiler birleşik-kitlesel eylemliliği süresiz genel greve sıçratabilirlerse, bu kozun da beyhude çaba olmaktan öteye geçemeyeceği aşikar...