Avrupa ülkelerinde sınıf ve kitle hareketinin yaşadığı dalgalanma yeni bir eşiğe gelip dayandı
29 Eylül’de yapılan genel eylem, hareketin iç zayıflıkları yanında sıçramalı gelişiminin kapılarının nerelerden ve nasıl açılabileceğini de göstermiş oldu.
ETUC bünyesinde Brüksel merkezli olarak yapılan yürüyüş yüzbin kişilik “temsili” bir katılımla gerçekleşti. Sendikaların alana kitle taşımaya dönük bırakalım seferberliği, bunun çabasına bile girişmemiş olması, göstermelik bir katılımla kendisini sınırlamasıyla sonuçlandı. Fakat öte yandan, bu geçiştirme manevralarını artık daha fazla sürdürebilecek durumda olmadıkları da açığa çıktı.
Tek tek ülkelerden yüzde 70 katılımla İspanya’da gerçekleşen 24 saatlik militan genel grev, Yunanistan’dan sonra sınıf hareketinin uluslararası alanda, birbirini tetikleyip büyütecek eylem dalgalarının yaşanmasının sürpriz olmayacağını göstermiş oldu.
Liberal akıl hocaları
İşçi ve emekçilerin yaşamlarını her alanda etkileyecek olan paketlerin parlamentolarda onaylanıp, uygulamaya konulmasına Yunanistan’da verilen militan tepki, burjuvaziye akıl hocalığı yapan “Indepedent” gibi gazeteler tarafından “Mayıs ayında Yunanistan’da protestocuların Parlamento’yu basma girişimlerinin dahi, Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu’nun paketi uygulamasını engelleyemedi” sayıklamalarıyla küçümsenmeye çalışılıyor. Hemen arkasından gerici güdüleri harekete geçirmeyi hedefleyen tezler gelişitiriliyor: “Gösterilerin daha güçlü olduğu ülkeler, uluslararası yatırımcılar nezdinde güvenilmez görünebilir ve bunun da ülke ekonomisine zararları olabilir”. Bu atraksiyonlar bile birbiri üzerine binerek gelişip büyüyecek olan sınıf hareketinden duyulan korkunun sonucudur. Bu, Avrupa’da onyıllar sonra yeniden kıpırdamaya başlayan işçi sınıfı hareketine yılgınlık aşılamaya dönük bir ataktır.
Sınırlar zorlanıyor
İşçi sınıfının tepesine çöreklenmiş tekelleşmiş sendikal bürokrasinin, eylemleri yasak savmayla sınırlandırması, sonuca giden hak alıcı bir mücadele perspektifinden yoksunluğu bu düşünceye kan taşımaktadır. Fakat geleneksel işbirlikçi sendikal bürokrasinin sınırlarını zorlayıp aşacak olan, yeni bir sınıf hareketinin mayalanmakta olduğu gerçeği karartılamayacak kadar netleşmeye başlamıştır. İspanya’daki militan genel grev bu yönüyle de öğreticidir. Sınıf hareketi uzun yıllar sonra yeniden, sadece işe gitmeme ve pasif sokak gösteriyle yetinme sınırlarını zorlamıştır. İspanya’da işçiler kendisini üretimi durdurmakla sınırlandırmamış, grev kırıcı konumda olanları engelleyerek grevin etkisini güçlendirmişleridir.
Avrupa’nın farklı farklı ülkelerinde, işçi ve emekçilerin yaşam alanını daraltan sermayenin ortak programına karşı grev, direniş ve gösteriler bir yanıyla birbirinden bağımsız olarak örgütlenirken, diğer yanda birleşik bir eylem hattına doğru geçiş de kendisini dayatıyor. Sendikal bürokrasi bu gelişme dinamiğine yanıt olamadığı gibi, onu sınırlandıran bir itfaiyecilikle hareket ediyor. Burjuvazinin saldırılarının kapsam ve yoğunluğuyla da birleşik sınıf ve kitle hareketinin yarattığı basınç, toplumsal patlamaları da içinde barından bir sonuç doğurmaya adaydır.
Burjuvazi cephesi
Bujuva demokrasisinin sınırları ve dikişleri bu hareket dinamiği içerisinde patlamaya yüz tutmuştur. Sermaye kriz dinamiğiyle birleşik, alabildiğince ucuz, esnek işgücü zemini ve yıkım yaratmaya mecburdur. Bu mecburiyet doğrultusunda attığı her adım onun gerici karakterini güçlendirmektedir.
Burjuvazi cephesi, özellikle de sendika bürokrasisi ve Sivil Toplum Örgütleri üzerindeki etkisini yitirdikçe saldırganlıkta sınır tanımayacaktır. Sınıf hareketini bekleyen bu tehlike karşısında onun eğitilip donanımlı hale getirilmesi sorumluluğu bütün uluslardan öncülerin temel sorumluluğu olarak öne çıkıyor.
Sert kapışmalar
“Stutgart21” projesine karşı gelişen kitlesel hareketi bastırmakta zorlanan Alman devletinin, liberal solcuları şaşkınlığa uğratan vahşeti, sermayenin çizdiği sınırların dışına çıkan, bunu zorlayan her hareketin bastırılmasında sergilenecek tavrı bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu yönüyle toplumsal harekete “şiddetten uzak durun” çağrılarında bulunmak anlamını giderek daha fazla yitirecektir.
Sınıf ve kitle hareketinin sermaye ve onun yönelimleriyle her karşı karşıya gelişi, daha sert kapışmaları da beraberinde getirecektir. Sınıf savaşı sertleşmektedir.
[Yaşanacak Dünya'nın Ekim 2010 tarihli sayısının başyazısıdır]