Neden Örgütlülük

GÜNCEL
Cuma, 7 Nisan 2006 (20 yıl 6 ay önce)

Şubat ayında yayın hayatına başlayan Dersahane Öğretmenleri sitesine öncelikle proletaryanın bu dağınıklık, düşük ücret, zorunlu fazla mesai, sözleşmeli çalışma batağındaki denizinde atacağı kulaçlarda başarılar diliyoruz. Ve onlara kocaman bir merhaba diyerek sitenin bülten kategorisindeki Neden Örgütlülük başlıklı yazıyı yayınlıyoruz:


80 sonrası Türk eğitim sistemi, düşünen, sorgulayan öğrenciler yetiştirmenin aksine araştırmadan uzak, sadece soru çözme tekniklerini bilen öğrenciler yetiştirmeyi amaç edinmiştir.

Özellikle 1999’da sınav sisteminin de değişmesiyle saniyelerle ifade edilen sürelerle soru çözen öğrencilerin liselere ve üniversitelere giriş sınavını kazanması, ağırlıklı olarak test teknikleri üzerine eğitim veren dershanecilik sektöründe bir patlama meydana getirmiştir.

Bugün Ankara’da 600’ü kayıtlı 1000’i aşkın da kayıt dışı dershane bulunmaktadır. Dershane sayısında ki bu hızlı artış öğretmen ihtiyacını da beraberinde getirmiş ve MEB‘e girmenin imkansız hale gelmesiyle eğitim ve fen-edebiyat fakültesi mezunu öğretmen adayları dershane kapılarına yığılmıştır.

10 yıl öncesine kadar cazip koşullar sunan dershaneler bir çok öğretmen için ek gelir veya geçiş aşamasını oluştururken işsizliğin artmasıyla artık zorunlu bir çalışma alanı haline gelmiştir. İşsiz öğretmen sayısındaki artışla birlikte alternatif iş olanaklarının da ortadan kalkmasıyla, öğretmenler arası rekabet hat safhaya ulaşmış ve öğretmenlerin “istediğiniz koşullarda, istediğiniz ücrete çalışırım” yaklaşımı giderek yerleşmiştir. Her türlü desteği de arkalarına alan dershane patronları, öğretmenlerin bu acizliklerini fırsat bilip binlerce yeni mezun öğretmen adayını ucuz iş gücü olarak görmeye başlamış ve sigortasız, günde 11 -12 saat çalıştırmaya başlamıştır. Daha işe başlarken imzalatılan senetlerle, istifa dilekçeleriyle hiçbir hak iddia edilemeyecek sözleme koşulları zorunlu olarak kabul ettirilmiştir. Artık hastalanmak, iş arkadaşlarınla konuşmak, yüksek lisans yapmak, çocuk doğurmak, boş saatlerinde kitap - gazete okumak… her şey patronların insaf(sızlığı)na kalmıştır.

Eğitim sektörünün her geçen gün lezzetli bir pasta halini alması ve dershanelerin de bu pastadan büyük dilimlere sahip olma istekleri çalışma koşullarını daha da ağırlaştırmaktadır. Bu ağır çalışma koşulları karşısında, çözümü iş arkadaşlarının kuyusunu kazmak olarak gören ve her geçen gün daha da yalnızlaşan dershane öğretmenlerinin aksine dershane patronları 1984’te kapatılma kararına karşı bir araya gelmiş ve bu birlikteliğin gücüyle eğitim de söz söyleme hakkına sahip olmuşlardır. Karşılarına çıkacak her türlü soruna karşı her ne kadar rakip olsalar da dayanışma sergileyebilmişlerdir. Tam da bu noktada dershane patronlarından öğreneceğimiz çok şey var aslında! Patronlar tüm bu güçlerine karşın örgütlü güç olmanın zorunluluklarının farkındalar. Ya biz?

Bizler, dershane öğretmenleri olarak tek başımıza hareket ettiğimiz oranda ağır çalışma koşullarına mahkum olacağız. Bizi bu denli yokluğa mahkum etmelerinin bu sefalet koşullarında çalışmak zorunda bırakmalarının tek dayanağı örgütsüz dolayısıyla güçsüz oluşumuzdur. Bugüne kadar aynı şeylerin başımıza geleceğini bilerek ve korkarak “Bana dokunmaya yılan bin yaşasın” dedik. Ama artık yılanın başını ezme zamanıdır. Azami sömürü altında bizleri yalnızlaştıran patronlara karşı güçlü bir birliktelik yaratma zamanıdır. Kölece çalışma koşullarına karşı insanca yaşam için dershane öğretmenlerinin kendi örgütlülüğünü yaratmaları artık bir zorunluluktur. Haklarımızı elde edebilmenin tek yolu tüm sorunlarımıza karşı birlikte mücadele etmek ve bize dayatılan geleceksizliği elimizin tersiyle itmektir.