Emeğin Korunması Yaşam Hakkının Korunmasıdır

Kaza değil onlar, hep daha fazlasını isteyen patronların kar hırsının neden olduğu cinayetlerdir

GÜNCEL
Cumartesi, 8 Nisan 2006 (20 yıl 6 ay önce)

İş kazaları; gün geçmiyor ki, çevremizden yahut yansıttığı kadarıyla basından ölümlerle veya ağır yaralanmalarla sonuçlanan işyeri kazalarını duymayalım görmeyelim. Aslında “kaza” değil daha fazla kar hırsından kaynaklanan cinayettir. Çünkü çalıştığımız mekanlarda kazalara sebep vermeyecek önlemlerin alınması önemli derecede bir para demektir(!). Özellikle de ağır sanayi ve kimyasalların yoğun olarak kullanıldığı sektörler için bu güvenlik tedbirlerine yatırılacak paralar daha da katlanmaktadır. Bu durumda daha fazla kar sağlama uğraşında olan bir işyeri sahibi (patron) için bu kesinlikle göze alınamayacak fuzulü bir yatırımdır. İşte bu fuzulü yatırım insan hayatıdır ve kazalara sebebiyet vererek iş yerlerinde cinayetler işlenmektedir.

2004 iş kazaları raporuna göre Türkiye’de 3691 kaza meydana geldi ve bu kazalarda 743 kişi ölürken 1604 kişi herhangi bir uzavundan (organından) olmuştur. Ve yine araştırmalara göre, bu kazalar hızla artmaktadır. 2000 yılında 2978, 2001’de 3246, 2002 3468 ve en son 2004’te bu sayı 3691’e çıkmıştır. Bu tablo bize göstermektedir ki, bilimin ve teknolojinin bu denli ilerleme sağladığı bir zamanda kazalara neden olacak etmenlerin engellenmesi daha kolayken kazalar her yeni gün artarak devam etmektedir.

Dünyada her gün her on dakikada bir, bir inşaat işçi ölüyor. Yani sadece bu sektörde patronun kar payını artırmak için almadığı emniyet tedbirlerinden ve uzun süreli aralıksız çalıştırmadan dolayı her on dakika bir işçinin yaşamı son buluyor. Hiç durup düşündük mü bu ne gözü dönmüşlüktür bu ne vahşettir ve insan hayatı nasıl böyle hayasızca hiçe sayılmaktadır. Evet söz konusu olan bu insan kanıyla beslenen cani düzen olunca pekala anlaşılır bir şeydir. Öyle ki sadece işyerlerinde değil hayatımızın her alanında ve dünyanın her yerinde dünyanın yoksul haklarına işçi ve emekçileri kan kusturmaktadır. Silahlarıyla coplarıyla yasalarıyla çürümüş yaşam kültürüyle kanlı postallarıyla ezip geçmektedir.

Ve her gün yaşam ve çalışma koşullarını, daha da ağırlaştırarak yaşamımızı daha da hiçe sayarak çalışmak dışında hiçbir yaşamsal hak tanımayarak yaşamın her alanında köleleştirmektedir.


ORMAN İŞÇİLERİ
Denizli’nin Sarayköy İlçesi’nde 2 orman işçisi 5 Nisan günü kaldıkları çadırda kullandıkları teneke sobadan sızan karbonmonoksit gazından zehirlenerek öldü.
Tahtacılar
“Tahtacı” denilen orman işçileri Orman Müdürlüğü'nün işaretlediği ağaçları kesmek için havalarının ısınmasıyla dağa çıkarlar, kışın ise köylerine dönerler. Günün ilk ışıklarıyla ağaçları kesmeye başlayan işçiler, hava kararana kadar işe devam ederler. Kesilen ağaçların dalları oduna, gövdesi tahtalara parçalanır ve müdürlüğün gelip alması için yola yakın bir yerde istiflenir. Yapılan işe göre para ödeyen devlet işçilere kalacak yer dahi ayarlamaz. Çadırlarını kendileri bulan işçiler aylar boyunca ilkel koşullar da yaşarlar. İşçiler işe ailelerini de katarlar. İşçi çocukları katırlara yüklenen tahtaları kesim bölgesinden istif alanına götürüp getirmekle sorumludur. Kesim bölgesine gitmek için katırlarla günlerce süren yolculuklar yapılır. Bazen Adana'dan tahtacılar iş için Karadeniz'e kadar giderler.
Kolektif işçi
Orman işçilerinin ürettikleri ürün hepimizin kullandığı masamızda tahta, sobamızda odun, inşatımızda kalıp, yatağımızda tahtadır. 24 saat içinde kullanıdığımız herşeyde onların alın teri vardır. Fakat onlar en ilkel koşularda her türlü güvenceden yoksun yaşar ve çalışırlar. Her yıl koşulların ilkelliğinin doğurduğu sayısız iş kazasında onlarcası ölür ya da sakat kalır. Seslerini kimse duymaz onların, varlığından çoğu kez kimsenin haberi dahi olmaz. İşte aslında bu var olmayan, umursanmayan işçilerden 2'si, Denizli Sarayköy ormanlık alanında, kaldıkları çadırda ısınmak için kullandıkları tenekeden bozma sobadan sızan gazla zehirlenerek öldüler. Tersane işçileri, maden işçileri, binlercemiz gibi....
Emeğin korunması mücadelesine
Yapacak hiç bir şey yok mu? Hep ölüm haberlerini mi okuyacağız? Okuyup “tüh be” deyip unutacak mıyız? İlerde unutulacaklar arasında bizim de, çocuklarımızın da olmayacağının garantisini hangimiz verebiliriz. Yaşam hakkını savunmak ancak emeğin korunması hakkını savunmakla birleştirildiğinde işlevli olacaktır. İnsanca yaşamak insanca çalışmakla mümkündür.
Kapitalizmde emeğin karşılığı yok insanca yaşam sosyalizmde
Kapitalizmde emeğin karşılığı bu ve benzer yüzlerce, binlerce olayda görüldüğü gibi “kazalarla” ölüm olarak alınıyor. İnsanca yaşam için örgütlü mücadele içine giremediğimiz sürece sıranın hangi “kazayla” ne zaman bize geleceğini bilemeyiz. Olanlardan sonra ağıt yakmak yerine, olanlar olmadan mücadele etmeliyiz.

TERSANE İŞÇİLERİ
Tersanelerden geliyoruz. Kimimiz montajcı, raspacı, kaynakçı, kimimiz taşcı, bozmacı, boyacı. Punta atar, kaynak yapar, calaska çekeriz. İskele kurar, çekiç sallarız gün boyu. Neredeyse tan yeri ağaranda düşeriz yollara. Ekmek teknemiz çocuklarımızın nafakasını çıkardığımız yer biliriz Tuzla tersanelerini.

Demir parçalarını birleştirip kaç bin gros tonluk muhteşem gemiler yaparız, ismini dahi bilmediğimiz kapitalist patronlar için. Denizlerde, okyanuslarda yüzen gemilerde kanımız, canımız, alınterimiz vardır. Oysa tersane patronları ve taşeronlar hariç hiçbirimiz mutlu değiliz tersanelerde. Toplama kampına gider gibi gideriz oraya. Köleci Roma İmparatorluğu'nda o muhteşem piramitleri yapan kölelere ne de çok benziyoruz! Elimiz kopmuş, bacağımız kırılmış, gözümüş çıkmış ya da gözümüze çapak batmışsa iş kazasından sayılmaz kayda bile geçmez. Ancak ölürsek iş kazasından sayılırız. Ölülerimiz bile parayla satın alınır. Kamuoyuna yansımasın diye ailelerimiz üç beş kuruşla susturulur. Karlarının azalmasından korkan tersane patronları işgüvenliği tedbirleri almadıkları için;
Kimimiz gemi kapaklarının altında kalarak,
Kimimiz iskeleden gemi ambarlarına çakılarak ya da denize düşüp boğularak,
Kimimiz bakım yapılmayan vincin altında kalarak,
Kimimiz forklifin tekerleri altında ezilerek,
Kimimiz patlamalarda yanarak feci şekilde can veririz.

1997 yılında Özay Çoban adlı arkadaşımız İzmir Aliağa'da patronun kafasına attığı borunun isabet etmesiyle ölmüştür.
Biz ölmekten bıktık tersane patronları bizleri bile bile ölüme göndermekten bıkmadılar, bıkmaya da niyetleri yok.
Yalnızca, 2006 yılının ilk üç ayında 4, son bir yılda 12 arkadaşımızı iş cinayetlerine kurban verdik.
Artık Yeter
10-12 saat çalıştırılırız. Çay molası hakkımız bile gasp edilmiş durumda. Sigortalarımız ya hiç yatırılmaz ya da eksik yatırılır, çoğu zaman girdi çıktı yapılır. 3-5 ay çalışırsın sigortan sadece bir gün gösterilir. Ücretlerimiz zamanında verilmez. Bazen de hiç verilmez. Soyunma odalarımız hayvan barınaklarını andırır. Elektrotlarla, calaskallarla, duvardaki örümceklerle koyun koyun yaşarız. Bir çok tersanede gemi güvertelerinde pasın, kirin içerisinde yemek yeriz. Bir çok tersanede ise soyunma odaları tuvaletlerle yan yana, yemek kokusuyla iç içe. Trilyonlar kazandırdığımız tersane patronları evlerinde kedi köpeklerine verdikleri değerin yüzde birini biz tersane işçilerine layık görmezler. (Limter-İş sendikasının 2 Nisan tarihinde Taksim'de yaptığı basın açıklamasından..)

Tersanelerde 1992 yılından beri 55 işçi öldü.

İNŞAAT İŞÇİLERİ
18 Mart'ta, Kadıköy Belediyesi'ne bağlı olan Ataşehir'de (1 Mayıs Mahhallesi'nin üst tarafında kalıyor) TOKİ'ye ait toplu konut inşaatlarında yaşanan iş cinayeti sonucunda 1 işçi yaşamını yitirdi. İnşaatın 16. katından büyük bir demir parçası aşağıda çalışan bir işçinin kafasına düştü. İşçinin kafasında sözde baret bulunsa da, plastikten yapılmış olan ucuz baretin hiç bir faydası olmadı. İnşaat işçisi olay yerinde hayatını kaybetti. Şantiyede bulunan ambulans ise işçiyi alıp giderken başka bir işçiyi ezdi. Göğsünden ağır yaralanan işçinin durumu ağır.
Göz boyamaktan başka işe yarar hiç bir iş güvenlik önleminin alınmadığı şantiyede çalışan işçiler yaklaşık 3 hafta öncede benzer bir “kaza”nın yaşandığını anlattılar. O “kaza”da başına büyük bir demir parçası düşen işçi halen koma da. İşçiler şantiyede daha inşaatlar bitmeden 6 işçinin yaşamını yitirdiğini söylediler. İnşaat işçileri bu toplu konut inşatının karşısında bulunan SOYAK Sitesi'nin tamamlanması esnasında da 5 işçinin öldüğünü anlattılar.
Oturmayı hayal bile edemeyeceğimiz evler bedenlerimizle, yaşamlarımızla inşa edilirken daha ne kadar kölece çalışma ve kölece yaşama koşullarına boyun eğeceğiz.

GÜBRETAŞ
İş kazası, iş kazası, iş kazası gün geçmiyorki yeni bir iş kazası cinayeti daha yaşanmasın. İnsan hayatının değerini tamamen yitirdiği geldiğimiz şu süreçte sermaye sınıfı payına pay katmak için bir makine parçası kadar değer vermediği insan yaşamını gözünü kırpmadan iş kazası süsü verilmiş cinayetlerle almaktadır. Cinayetlerin faili alenen ortada olan sermaye sınıfı olmasına rağmen yasalar her geçen gün bu ölümleri onlar adına meşrulaştırmaktadır.
Kocaeli / Yarımcada bulunan Gübretaş fabrikasında yaklaşık dört ay önce müteahit işçisi olarak işe başlayan Kadir Bardak 9 Şubat tarihinde kepçenin altında kalarak hayatını kaybetmiştir. Edinilen bilgiye göre saat 23:00 sıralarında meydana gelen olay şöyle gelişmiştir: Aynı fabrikada çalışan Ali Berke Erkan adlı işçinin kepçe ile geri geri giderken oluşan toz bulutu nedeni ile arkasındaki Kadir Barkak'ı fark etmeyerek ezdiği ve olay yerinde feci bir şekilde yaşamını yitirmesine neden olmuştur.
İşsizliğin bir diğer adı olan serbest meslek sahibi olan Kadir Bardak'ı ezen kepçe opertörü müdür? Yoksa ona neden olan, aynı işi daha ucuza mal etmek ve hiç bir sorumluluk almadan aynı işi taşeronlara yaptırarak daha fazla insanın kanını emerek daha çok para kazanmak isteyen sermayenin kendisi midir? Her geçen gün yanı başımızdaki insanları, beraber çalıştığımız iş arkadaşlarımızı iş kazası cinayetlerine kurban veriyoruz. Ama bilmemiz gereken bir şey var bu gidişi durduracak ve buna bir son verecek olanda yine bizleriz. Eğer hep beraber bir arada olursak, iktidar bilinçli sınıf tavrımızı ortaya koyup sınıf olarak karşılarında durursak bu ölümleri ancak o zaman durdurabiliriz. Ya da bir sonraki ölen olmaktan hiçbir şey bizi kurtaramaz.

29 Aralık: Bursa'da akşam mesaisinde bir tekstil fabrikasınında çıkan yangında biri hamile, ikisi 15-16 yaşlarında 5 kadın işçi, 5 sigortasız-sendikasız köle; Ayşe, Sadife, Gülden, Necla, Sevgi öldü.
5 Ocak: İkitelli'de bir ambalaj fabrikasında çıkan yangında 3 işçi öldü.
18 Ocak: Dudulu İMES sanayi sitesi çevresindeki bir çekyat atelyesinde çıkan yangında 5 işçi öldü.
26 Ocak: İkitelli Organize Sanayi Bölgesi'nde kurulu olan Dökümcüler Sanayi Sitesi'ndeki Özen Metal adlı parfüm deposunda meydana gelen patlamada 2 işçi yanarak can verdi.
28 Ocak: Topkapı'da bir hurda deposunda yine eski deodorant şişeleri preslenirken patlama oldu, 8 işçi yaralı.
24 Ocak: Gebze'de 32 yaşındaki Zihni Çelik raylı sistemle malzeme taşındığı sırada malzeme ile fırın arasına sıkışarak öldü.
27 Ocak: Koç'a ait RMK Tersanesi'nde forklifin altında kalan iki çocuk babası 32 yaşındaki Selamettin Erol ile 25 yaşındaki Mehmet Yücesoy öldü.

Bir iş kazasının ekonomi politiği
yay gibi eğilmiş geniş sırtları
soluksuz şişen inen çiğerleri hızlı hızlı
alev alev yanan kasları
tınlayan vınlayan sinirleri
iğne iğne batan gözleri kanlı
beyinleri hayal mayal
ter
ter
ter
mavi buhar
içinde çalışan çelik işçileri
sıvı çelik ağır
vakur
kızıl
pofkuruyor bazen terli yüzlerine
lav ve cürüf
havada
güneş vurdukça ışıyan
toz
toz
toz
zehir bulutu

eskiden en yüce değer emekti
meğer ki verimli emektir en yücesi

daha demin koca elleriyle kaldırıp kaldırıp kazana kütükleri
bir işçi
nasıl ki saniyede mavi ışık ve buhara dönüştü
budur sermayenin simyası

Mehmet'in iki yılda üçüncü yanığıdır yanan
iki yılda üç kez yanan Mehmet'in yanığıdır
yanık yanmış Mehmet'i yakmıştır valla billa bu üçüncü
Mehmet işçi doğmuştur yanmıştır bir kez sonra kaç kez
diyelim ki bu Mehmet'in üçüncü yanığıdır harbiden
ya Nihat, Bayram ve Mustafa'nın kaçıncı ölüşüdür
Bayram erimiş çelik kazanına düştü
iki saniyede mavi ışık ve buhara dönüştü
eğer bu çelikse Bayram nerede
Bayram'ın emeği değişim değerinde ise çeliğin
kendisi nerede Bayram'ın
Bayram'ın gövdesi mavi buhardaysa
değişim değeri nedir çeliğin
Bayram'ın değişim değeri ayda 80 milyon
kullanım değerinde günde 12 saatse
daha istediği ne kadar kemiktir sermayenin
ve elinizi dokunduğunuz, üstüne bindiğiniz
binip binip gittiğiniz çelikte
kaç erimiş Bayram vardır

İşte bu yüzden insanlar susarken bu düzende
metalar şarkı şöyler bed sesleriyle
büyüdükçe metalar dünyası insanlar dünyası küçülür

işçi Ahmet Gökşit'in anlattığıdır:

büyük bir patlama duyduk
ben düştüm belim kırılmış çok mu
Nihat'ı gördüm o Nihat mıydı gördüm Nihat'a baktım
anladım anlamadım Nihat'tı kimdi görmedim baktım
baktım baktım Nihat'a
üstündekileri çıkarıp atıyordu
derisini çıkarıp atıyordu
etlerini koparıp koparıp kazana atıyordu

işçi sınıfı:
kaybedecek hiçbir şey düşünde


Yücel Filizler, Yaşam ve Şiir Hücreleştirilemez