Su hayvanlarının kara hayvanlarına dönüşümündeki ara halkayı oluşturan Tiktaalik'in bulunmasının ardından basit hücrelerin karmaşık yapılara dönüşümü de ispatlandı.
Darwin'in, türlerin milyarlarca yıl içerisinde tek hücreli basit organizmalardan başlayarak insan da dahil olmak üzere hayvansal yaşamın en karmaşık formlarına doğru gelişimini ortaya koyan evrim kuramı laboratuvar ortamında molaküler düzeyde ispatlandı.
Oregon Üniversitesi'nde konuyla ilgili araştırmalarını sürdüren ekip, bir hücre içerisinde milyonlarca yılda gerçekleşen evrim sürecini yeni moleküler biyoloji teknikleriyle laboratuvar ortamında yeniden yapılandırdılar.
Bush'un temsilcisi olduğu aşırı gerici neo-conlar Amerika'da evrim teorisine karşı savaş açmış, hatta bazı eyaletlerde teoriyi ders kitaplarından çıkartmışlardı. Temel tezlerini ise “yaşamın basit yapılardan oluşamayacağı ve bilinçli bir varlık tarafından tasarlanabileceği”ydi.
Araştırmada soyu tükenmiş canlılardan alınan genlerle oluşturulan hormon reseptörleri günümüzdeki eşdeğerleri ile karşılaştırıldı. Ve tüm bu genlerin 450 milyon yıl önceki tek bir ortak genden türediği, teoriden sonra pratikte de görüldü. Ekip bu “ata” geni yeniden yarattı ve bu reseptörün günümüzdeki hormonlarla da bağlanabildiğini gördü. Devam ettirilen deneylerle aynı genden evrimleşen reseptörlerin milyonlarca yıllık süreçlerde doğal seçim mekanizmalarıyla farklı farklı işlevler kazanarak gelişen evrim süreçleri ortaya çıkartıldı.
Darwin'in doğal seleksiyon teorisi, türlerin daha iyi uyum sağlayabilmek için gelişim gösterdiklerini açıklıyor, yeni türlerin nasıl oluştuklarını açıklamakta ise yetersiz kalıyordu. Bunun için evrime niteliksel bir bakış gerekmekteydi ve bu bakış Engels'ten gelmişti. Engels, “ardı arkası kesilmeyen sonsuz küçük değişikliklerin oluşturduğu özdeşlik içerisindeki farklılaşma”ya, bunun sonucu yeni bir türün oluşumuna dikkat çekmişti. 19. yüzyılda Engel tarafından ortaya atılan bu sav, 21. yüzyılda pratikte ispatlandı.
Yeni türlerin oluşumu, çeşitlenme, basitten karmaşığa doğru oluşan gelişim, canlı varlıkları sabit, değişmez ve bir kerede yaratılmış olarak niteleyen metafizik yaklaşımın yanlışlığını ortaya çıkarttığı gibi, koşullara uyum sağlayabilme zorunluluğu içerisinde ilerleme ve değişimin varlığını, evrim sürecindeki diyalektiğini de göstermektedir.
Evrim, aşağıdan yukarıya düzgün tedrici bir hareket değildir. Birkaç yüz milyon, milyar yılları içerebilen niceliksel gelişim süreçlerinin birikimiyle jeolojik zaman ölçeklerinde kısa sayılacak binlerce yıllık niteliksel sıçrama ve geçişlerle gerçekleşir… Duraksama ve yok oluşları da içerir bir süreçtir bu. Kopuş ve sıçramalarıyla niteliksel geçişleri içeren bir evrim olmasaydı, basit organizmalardan karmaşık yüksek canlı yapılara, (örneğin, tek hücrelilikten çok hücreli yapılara, sürüngenlerden memelilere, maymundan insana) doğru olan gelişim açıklanamazdı.