Hücre tipi sınav...

İçim sıkılıyor, çığlık atmak istiyorum. Hatta okkalı bir küfür savuruyorum içimden

GENÇLİK
Çarşamba, 8 Aralık 2010 (15 yıl 5 ay önce)

Aslında basından ve çevremden takip etmiştim ÖSYM’nin yeni sınav uygulamasını. Bugün sınava girecektim ve bilmeme rağmen yine de kapıda nasıl bir aranmaya maruz kalacağımı merak ediyordum.

İlkin girişte bir kalabalık biriktiğini gördüm, aranmanın daha “ince” yapılıyor olmasından kaynaklı bir birikmeydi bu. Ben biraz daha rahattım. Yanıma çok az şey almıştım çünkü. Sağımdan solumdan “ne.. onu da mı almıyorsunuz? Nasıl yani içeri bunu sokamayacak mıyız?” seslerini duyuyorum sık sık. Şaşkınlık ve kızgınlıkla karışık bu sözler.

Ufak çantamı hazırlıyorum içine bakmaları için... Bu sırada benden önceki kadına “saatinizi çıkarın alamıyoruz içeri” diyor görevli, sonra parmağındaki yüzüğü fark ediyor olmalı ki “yüzüğü de çıkarmalısınız“ diyor. “Evlilik yüzüğüm oysa…” demeye çalışıyor, “fark etmez, alamıyoruz” diye kestirip atıyor o ses.

Ben çantamdaki tek metalik eşyayı elime alıyorum, “ev anahtarım” diyorum, “olmaz! Alamayız içeri diyor”, “iyi de onu getirmek zorundaydım, sokakta mı kalayım?” demeye çalışıyorum, “zaten çantanızı da içeri sokamazsınız” diyor. Gülüyorum... Oradaki onlarca kişi gibi, gülüyorum, sinirlerim bozuluyor, sinirden gülüyorum.

Söylene söylene çantamı bırakacak bir yer buluyorum, çünkü kaybolan çantaların sorumlusu da olmayacaklarını söylüyorlar.. Bir kaloriferin dibine sıkıştırıyorum çantamı. Söylenip duranlar arasına katılıyorum ben de, sınıfa yerleşene kadar, koridorda, tuvalette karşılaştığım herkesle söylenip duruyorum. “Bizim suçumuz ne ki? Sınav sorularını biz mi satın almıştık ya da biz mi satmıştık ki?”…

Sınıfa geliyorum, “su şişelerindeki etiketleri de çıkarın!” diyor görevli. Birbirimize bakıyoruz, “bir dahaki sınavlarda gözlüklü olanların gözlüklerini bile çıkarmaları istenebilir...” diyor. Hapishanede gibi hissediyorum kendimi. İçim sıkılıyor, çığlık atmak istiyorum. Hatta okkalı bir küfür savuruyorum içimden…

Amerika’da hava alanında yapılan tacize varan aramalar geliyor aklıma. “Teröristler her yerde ve biz hariç herkes terörist olabilir“ paranoyasının, artık sıradan insanları bile nasıl hedefe çaktırdığını düşünüyorum. Üstelik de bir o kadar küçük düşürücü, onur kırıcı arama yöntemleriyle…

Aslında o kadar uzağa bile gitmesine gerek yok düşüncelerimin. F tiplerinde çocuklarını ziyaret etmek isteyen aileler de bu insanlığa aykırı, hakaret dolu uygulamaya maruz kalmadılar mı?

Yakında aynı arama yöntemini ÖSYM’de sınavlarda uygularsa hiç şaşırmayacağım. Onları yapan zihniyetle bugün bizi kopyacı olarak damgalayıp, burada didik didik arayan zihniyet arasındaki fark ne ki?.. Hiçbir fark yok…

Düşünüyorum; hep sadece söylenip durdukça, bu uygulamalara karşı bir şeyler yapmadıkça, bir süre sonra bize de bu aramalar, bu onur kırıcı uygulamalar doğal gelmeye başlayacak. Bugün söyleneceğiz, yarın sesimiz bile çıkmayacak.

Alışacağız… Tüylerim diken diken oluyor… Alışmak ve bu hakaretleri doğal kabul etmek… İnsanlığından vazgeçmek yani…

Oysa ki biliyorum, bize bu hakareti yapanlara karşı, bütün bunların hesabını sormadıkça, bir şeylere yeter artık demedikçe, insanca bir yaşam mümkün olamayacak bizim için... Ne insanca bir yaşam olacak, ne de insan yerine koyanlar bizi...

[Bir sınav mağduru]