Tekstil ve konfeksiyonda yıkım ve yeniden yapılanma

GÜNCEL
Pazartesi, 10 Nisan 2006 (20 yıl 6 ay önce)

Tekstil ve konfeksiyonda yoğunlaşan KOBİ’lerin önünü açan, ülkenin “en ücra”/kapitalist üretim ilişkilerinin en zayıf olduğu köşelerine kadar yayılıp mantar gibi çoğalmasını; sadece kuruldukları yerlerle sınırlı kalmayıp, doğrudan uluslararası taşeronluk ağlarına bağlanmasının yolunu açan, emperyalist ve işbirlikçi tekelci burjuvaziydi. Çünkü bu, kapitalist üretim ilişkilerinin bir bütün olarak derinleşmesini, yaygınlaşmasını; burjuvazinin sınıf temelinin güçlenmesini sağladığı gibi, sınıf iktidarını ve onun içindeki egemenliklerini de güçlendirecekti. Bu doğrultuda yol alındıkça, hedeflenen sınıfsal kazanımlar yanında başlangıçta önemsiz kalan “külfetler” de giderek büyüdü ve ciddi bir ekonomik, siyasal kriz dinamiği haline geldi.

Bir dönem, sadece düşük ücret üzerine kurulu olarak, hem büyük sermayenin krizi ve emeğin denetimini üzerlerine yıktığı, hem de vahşi sömürüden en büyük karları devşirdiği KOBİ zincirleri, diğer bağımlı ülkelerin aynı şekilde fakat çok daha düşük ücretlerle fiyatları çok daha fazla kırarak rekabet arenasına girmesiyle, “saadet zinciri” olmaktan çıkıp, yük olmaya başladı. Üstüne üstlük, bu KOBİ burjuvazisinin önemli bir kesimi, emperyalist tekellerin uluslararası taşeronluk ağlarına kendi başlarına tutundukları ve belli bir sermaye birikimine ulaşarak palazlandıkları için, azami karlardan ve iktidardan daha fazla pay istemeye başladılar!

“Türkiye’de hiç kuşku yok ki bazı sektörler ölecek. Bunların başında da tekstil geliyor. Tekstil sektörü ölecek. Bunun çaresi yok, suni tedbirlerle yaşatamazsın. Allah’tan ki hükümet, gayet aklı selim içinde bu talepleri fazla ciddiye almıyor.”

Bu, ipin çekildiğinin en üst düzeyden ilanıdır. Konuşanın, Merkez Bankası’nı toplumsal ihtiyaçların baskısından kurtaranlardan MB eski başkanı, şimdiyse Koç Holding Finansman Grubu Başkanı Rüşdü Saracoğlu olması, ipin kimler tarafından çekildiğini ortaya koyuyor.

Büyük burjuvazinin, “içerde” ve “dışarda” yeni stratejik açılımları doğrultusunda yola girmesi için bastırması ile kendi tabanını oluşturan KOBİ burjuvazisinin talepleri arasında fena halde sıkışan AKP hükümeti ise, kendi ipinin de çekileceğinin işaretleri arttığı için “gayet aklı selim” davranmaya zorlanıyor.

Tekstil-konfeksiyon sektörü, sınıra dayanmış halde. Verili haliyle, ne ücretler çok daha fazla bastırılabilir, ne de verimliliği yükseltilebilir. Üstelik, son “sosyal güvenlik süpabı” olması da, başlı başına bir engel oluşturuyor. Sınırın aşılması, ancak dev çaplı sermaye yıkımı; toplum da sermaye toplumu olduğundan, dev çaplı bir toplumsal yıkım olarak yaşanıyor: Muazzam bir mülksüzleşme ve işsizlik dalgası…

Yıkım, önceki yıllardan farklı olarak, zorla sonuna kadar götürülürken; onunla içiçe geçen, nispi ve mutlak artı değer sömürüsünü ve emek üzerindeki denetimi artıran yeniden yapılandırma da sektör çapında geliştiriliyor.

GAP ile birlikte Kürdistan, Avrupa ve Ortadoğu‘nun en büyük pamuk, tekstil ve konfeksiyon üretim bölgesi haline getirilirken; İstanbul, emperyalist metropollerin, tasarım ve moda merkezleri zincirine katılıyor. Kürdistan’da kapitalist üretim ilişkilerinin geliştirilmesi ve milyonlarca Kürt emekçisinin işçileştirilmesi, ulusal patlama dinamiklerinin soğutularak azami kara dönüştürülmesi ile “bölgesel asgari ücret” dayatılarak, sektörün Türkiye’deki emek yoğun kesiminin yıkım ve tasfiyesinin ivmelendirilmesi içiçe geçiyor.

Yıkılıp tasfiye edilenin yerine, sektörde asıl katma değeri oluşturulduğu tekstil terbiye (boya, baskı, apre) ve konfeksiyonda yoğunlaşılıyor. Bir kısmı tasfiye edilen Sümerbank‘tan yağmalanan, geri kalanı emperyalist ülkelerdeki ıskartaya çıkarılmışlardan oluşan, miladını doldurmuş makina parkı yenileniyor. Yeni üretim tekniklerine (konfeksiyonda, model ve kalıp hazırlama, serileme, kesim resmi hazırlama, kesim vb. dikim öncesi işlemlerle, taşıma, ütüleme, amblajlama vb. dikim sonrası işlemlerde bilgisayar entegre üretim -CİM-; elyaftan kumaşa, hatta hazır ürüne kadar üretim süreçlerini yoğunlaştırıp azaltan nonworen teknolojileri) geçiliyor. Tekstil ve konfeksiyonun hem kendi içlerinde, hem de birbirleriyle ilişkisinde, hammaddeden tasarıma, teknolojiden üretime, marka ve moda yaratmaktan pazarlamaya kadar yeni ve bir üst bütünlüğe yöneliniyor.

AB ile sektörel entegrasyon yolunda, çok yönlü projeler yürütülüyor (Tekstil Sektörü Tedarikçi Firmalarda Verimlilik ve Çalışma Koşulları Hakkında İşçi-Yönetim Eğitim Projesi, Fashion Net Projesi, Tekstil ve Hazır Giyim Sektörünün Geleceği Üzerine Avrupa-Akdeniz Diyaloğu vb.). Tekstil üniversitelerinin geliştirilmesinin yanı sıra gelişkin bir tekstil enstitüsünün kurulması, tekstil bakanlığı ve üst kurulunun oluşturulması, Ar-Ge fonları, envayi çeşit komisyonun önemli halkalarını oluşturduğu, önümüzdeki 20 yıla ilişkin sektörel projeksiyonlar oluşturuluyor. Çok kabaca özetlediğimiz tüm bu gelişmeler, sınıf savaşımı içinden, elbette karşıtını da alabildiğine büyüterek, sermaye merkezileşmesi ve yoğunlaşmasının üst düzeye çıktığı, emperyalist tekellerle çok yönlü kaynaşma süreci olarak yaşama geçiriliyor.

Yıkım ve yeniden yapılanma sürecinden çıkaracağımız ilk sonuç, bunları birbirinden ayıramayacağımız; hele ki, birbirinin karşısına koyamayacağımızdır. Ne sadece yıkımı görüp, bütünsel yeniden yapılanmanın bir iç bileşeni olan sektörel yeniden yapılanmaya gözlerimizi kapayabiliriz; çünkü bu, sınıf mücadelesi koşullarındaki, sınıfın niteliksel ve niceliksel gelişimindeki dönüşüme karşı körleşmekten başka bir şey değildir; ne de sadece yeni oluşmakta olanı görüp yıkılana gözlerimizi kapayabiliriz; çünkü bu, herşeyi bir türlü içinde yeralınamayacak olan geleceğe ertelemektir. Biri, kapananda kalakalmıştır, diğeri ise bir türlü gelmeyen ve gelmeyecek olan daveti beklemektedir.

İçiçe geçen yıkım ve yeniden yapılanma süreçlerini, kurmakta olduğumuz “öncü işçi kurulları”nın oluşum, mücadele ve müdahale koşulları haline getirmeliyiz. İş cinayetleri, kitlesel işçi çıkarmalar, ücretlerin ödenmemesi, en yakıcı ve işçilerin tepkisinin yoğunlaştığı, birikip sık sık kendiliğinden eylemlere dönüştüğü sorunları oluşturduğundan önceliklidir. “Öncü işçi kurulları”, bu tepkilere örgütlülük, hedef bilinci, vurucu güç ve sonuç alıcılık kazandırdığı ölçüde, daha geniş işçi kesimlerinin yüzünü kendisine dönmesini ve oluşturduğu örnekleri yaygınlaştırarak yaşama geçirmesini sağlayacaktır. O sadece, iş cinayetleri, işten çıkarmalar ve ücretlerin ödenmemesi ile sınırlı kalmayacak; kendi içinde, bu sonuçların kökenlerine dair bilinci de geliştirerek, öncü işçilerin, sosyalist bir işçi kuşağı olarak yetiştirileceği, geleceği de kucaklayan bir mücadele platformu olacaktır. Sadece tek tek küçük atelyelerin değil, tekstil konfeksiyon site ve bölgelerinin, yıkılarak yeniden yapılandırılan sektör bütününe dair alan politikaları, mücadele araç ve yöntemleri oluşturarak, sektör işçilerinin en yakıcı taleplerinden başlayıp, onların sınıfsal birlik, dayanışma ve mücadelesini ileriye çekecektir.


* Ufuk Çizgisi, Sayı: 35, 1 Nisan 2006