Evrimsel bulguları emekçiler nasıl okumalı

Varoluşunu bir üst iradeye teslim etmiş insan doğal olarak çevresini saran dünya karşısında tümüyle savunmasız olacaktır.

GÜNCEL
Pazartesi, 10 Nisan 2006 (20 yıl 6 ay önce)

Bilim insanlarının evrim konusundaki son üç bulgusunu hatırlayalım:

Bir: İspanya'nın Katalonya bölgesinde 2004 yılının sonlarında doğru, insan ve maymunun son ortak atası sayılabilecek 13 milyon yıllık bir primat fosili bulundu. Kemiklerin yaklaşık 35 kilogramlık bir erkeğe ait olduğu tespit edildi. İskelette yapılan incelemelerde göğüs kafesinin geniş ve yassı, omurganın alt kısmının ise bükülmediği, kürek kemiklerinin maymunların aksine sırtta, bileklerin de oldukça esnek olduğu saptandı. Uzmanlara göre, tüm bulgular dik durmaya ve ağaca tırmanmaya olanak verecek türden. Özellikle dik durmaya uygun bir beden yapısının olması bu maymun türünü, insan gelişim sürecinde önemli bir yere oturtuyor.

İki: Kanada'nın 970 km. kuzeyinde kutup bölgesinde su hayvanlarının kara hayvanlarına evriminde bugüne kadar boş olan halkayı dolduran ve hem balık hem de sürüngenlerin ortak özelliklerine sahip olan Tiktaalik'in fosili bulundu.

Üç: Oregon Üniversitesi'nde yapılan araştırmalarla yaşayan tüm canlıların tek bir ata genden türediği moleküler düzeyde ispatlanarak, basit hücrelerin karmaşık yapılara dönüşebileceği deneylerle ortaya konuldu.

Yaradılış Teorisi veya güncelleştirilmiş utangaç ifadesi ile Akıllı Tasarım ve Evrim Kuramı ile Darwin'in Amerika'da ilk ve orta eğitim müfredatlarından çıkartılması tartışmaları yukarıda 3 bilinen örneği sıralanan keşiflerin gerçekleştirildiği günümüzde bir kez daha bilgi ve eğitimin kaynağının ne olması gerektiği sorusunu gündemleştirdi.

Kıblesi Amerika olan Türk gericiliği bize uzak olan bu tartışmada da saflardaki yerini almakta gecikmedi. En bilinen yüzleri olan Adnan Oktar (Adnan Hoca) “bireysel” çabalarıyla onlarca kitap mı çıkratmadı, internet siteleri mi kurmadı, hatta üniversitelerde seminerler dahi verdi. AKP ise Milli Eğitim Bakanlığı'na iliştirilmiş kadroları aracılığıyla konuyu burada gündemleştirip, evrim teorisini müfredatlardan çıkartma salvosuna bile girişti.

Aslında olanlar ne bilimin soyutluğu ölçüsünde karmaşık ne de siyasetin sığlığı ölçüsünde basittir. Her ikisi birden aynı anda iç içe işlediği ölçüde “sıradan” insanı aptallaştırıp kölelik halkasına sokuyor. Üzerimizdeki bilinçli cahilleştirme çabasının bir amacı var elbette. Varoluşunu bir üst iradeye teslim etmiş insan doğal olarak çevresini saran dünya karşısında tümüyle savunmasız olacaktır. Ve savunmasız – iradesiz insanlar istenildiği gibi yönetilebilir. Cehalet “cahili” değil, cahil bırakını mutlu kılıyor.

Sormamız gereken soru “Neye inanmak istiyoruz?” değil, “Neye ihtiyacımız var?” olmalı. Çünkü bilmek yapmanın – eylemenin ilk adımı iken inanmak kabul etmektir. Ve bugün inanmamız için çabalayanlar ile inanmamızı istedikleri şeyler dönüp dolaşıp bugünkü yerimizi – haddimizi kabullendirmenin araçları olarak öylesine pervasızca kullanılıyor ki bu çemberin dışına çıkamıyoruz. Sanki herşey olması gerekenmiş gibi... Her şey normal sanki... Tüm bu kuşatma bu düzen böyle gitsin diye.

Oysa bilgi sorgulamayı gerektirir. Ve bir kez bilindikten sonra gereğini yapmaya başlamak imkansız hatta zor bile değildir. İşçi sınıfı ve emekçilerin bilimsel bilgiden uzaklaştırılmalarının veya ona erişiminin olanaklarının engellenmesinin nedeni budur. Bilmezsin ve yapmazsın. Ve yapmadığın içinde sorumluluk suçluluk hissetmezsin. Kader böyle yazılmıştır; köle gelinmiştir, ücretli köle gidilecektir.