“OĞLUNUZ” Erdal mı “DEVRİMCİ” Erdal mı?

Ne kadar acı bir durum; gençliğe ve geleceğe nasıl anlatıyoruz Erdal'ı? Adeta “bırakın bu işleri” der gibi!..

GENÇLİK
Perşembe, 16 Aralık 2010 (15 yıl 10 ay önce)

Devrim ve sosyalizm için toprağa düşmüş bir devrimcinin hayatını ve mücadelesini anlatan bir belgesel yapıldı. EMEP tarafından hazırlanan bu belgeselde ön plana çıkarılması gereken, 17 yaşında tüyü bitmemiş bir gencin devrim mücadelesine olan inancı, mücadele azmi ve duruşu olmalıydı.

Bugün bu mücadeleye hayatını koyan özellikle devrimci gençlere, ne kadar haklı olduklarını ve mücadelelerini asla yılmadan, asla vazgeçmeden sürdürmeleri gerektiği anlatılmalıydı.

Fakat belgeseli izlediğimde bunu hissetmedim, hissettiğim şey tam da kapitalist sistemin kitlelere vermeye çalıştığı gibiydi: Özellikle gençlerin, genç olmalarından kaynaklı yaptıkları bir yanlışlık, bir hata ve sanki bundan duyulan bir pişmanlık!..

Belgeselde anlatılan şey, Erdal EREN'in bu mücadeleye bir gençlik heyecanıyla katıldığıydı. Bu yüzden, ailesinden sanki özür dileniyormuş gibi bir duygusallık ve vicdan hesaplaşmasıyla anlatıldı onu unutmadığımız, unutmayacağımız...

Asla unutmayacağız, unutturamayacaklar asla!.. Ama bu şekilde değil! Bizler onu bir devrimci, mücadeleci, ölüme giderkenki dimdik duruşuyla hatırlayacak ve anlatacağız. Tabulaştırmadan, bir ilah gibi değil, devrim mücadelesine uygun bir şekilde hatırlayacağız, hatırlatacağız ve anlatacağız! Bugükü ve gelecek kuşaklara, isterlerse mücadeleye, -kaybettiklerimizden- daha ileri birer özne olarak atılabileceklerini, geçmişten dersler çıkararak sağlam adımlarla yürüyebileceklerini anlatacağız,

Belgeselde, Erdal EREN'in, eylem sırasında çıkan çatışmada vurulan askerin kendi silahından çıkan kurşunla vurulmadığını ve eğer kendi silahından çıkan kurşunla vurulduysa bundan duyduğu üzüntü dile getirilmekte, adeta pişmanlık duyduğu döne döne anlatılmakta. Bizler insanız! Bizim de duygularımız, zaaflarımız, zaman zaman iç hesaplaşmalarımız olmuştur ve olacaktır. Fakat kaybettiğimiz bir devrimciyi anlatırken, topluma, devrimci gençliğe mesaj olacak filmler, belgeseller hazırlanırken bu basit, anlık ikilemler değil, onların mücadeleye kattıkları, gençliğe mücadele azmi kazandıracak temalar işlenmeliydi. Çünkü verilen mücadele sonuna kadar haklı bir mücadeledir; bunun altının çizilmesi gerekiyor.

Eğer verdiğimiz mücadelenin haklılığından bir an bile kuşku duyacaksak, pişman olacaksak, geriye dönüp baktığımızda “bir gençlik hatasıydı” diye anlatacaksak... mümkünse bu yola hiç çıkmayalım! Kendimize, “devrim için, sosyalizm için mücadele ediyoruz” demeyelim! Mücadele eden gençlerimize yılgınlık, bitmişlik ve pişmanlık taşımayalım! Çünkü bunları -böyle- anlatanlar devrimci olamazlar; ancak ve ancak bu düzenin, kapitalist sistemin, faşist baskıları uygulayanların işine yarar ve mücadelemize çok büyük zarar verir. Bunu ne zaman fark edeceğiz? Belki de farkındayız...

68’lerde, 78’lerde, 80’lerde ve hatta '90’larda verilen mücadelelerde binlerce devrimci katledilmiş; kimine “terörist”, kimine “vatan haini” denilmiş; cezaevlerinde dört duvara mahkum edilmiş, tecrit altına alınmışlar. Yüzlerce siyasi tutsak, zehirli gazlarla hunharca yakılmışlardır. Demokratik bir hak olan protesto gösterilerinde, basın açıklamalarında, sivilleriyle, resmileriyle yığınak yapan devlet yaptıklarından pişmanlık duyuyor mu? Asla! O zaman bir belgeselde, bir anlık zaaf neden döne döne ön plana çıkarılıyor?

Erdal EREN'in ailesinin, kardeşinin, ablasının, babasının, emmisinin, dayısının, hatta avukatının ve arkadaşlarının duygusallıkları ön plana çıkmış olabilir. Beni şaşırtan, birlikte mücadele etmiş, zamanla sistem içerisinde çözülmüş kişilerle yapılan o konuşmalarda lay lay lom bir anlatıma yer verilmiş olmasıydı. Ne kadar acı bir durum; gençliğe ve geleceğe nasıl anlatıyoruz Erdal'ı? Onlara sanki “bırakın bu işleri” der gibi!.. KENDİMİZE GELELİM, ne yaptığımıza bir bakalım lütfen! Şu saatten sonra da olsa artık bir çekidüzen verelim kendimize!

Bu belgeselde EMEP, Erdal EREN'e sahip çıkıyor güya ama farkında değil ne yaptığının!.. Erdal ki, idama giderken “Yaşasın devrim!”, “Yaşasın TDKP!” diyerek göğüslemiştir ölümü. Erdal EREN bu mücadeleye kendisini sahiplenenlerden daha inanmış, 17 yaşının bütün deneyimsizliğine rağmen daha güçlü bir devrimci kişiliktir.

EMEP'leşmiş TDKP'nin bugüne kadar “o geçmiş”in adını anmamasının elbette “mantıklı” bir nedeni vardır. Ama bugünkü EMEP'in o günkü Erdal'a sahip çıkması tarihin ironisi olsa gerek. Ya da TDKP'nin bugüne kadarki geçmişini inkar etmeyi özel bir varlık sebebi haline getirenlerin, şimdi onun içinden Erdal'ı cımbızlayarak kendilerine bir tarih yazmaya çalışanların yaptıkları bundan farksız mı?..

Devrim şehitleri ölümsüzdür, onurumuzdur, ışıktır almasını bilirsek eğer!.. O ışığı bir meşaleye, koskoca bir yangına çevirebiliriz. Almasını bilmezsek, bu belgeselde olduğu gibi gençlerimizi farkında olmadan köreltmiş, mücadeleden soğutmak için “katkıda bulunmuş” oluruz

[Bir DPG'li]