Maraş katliamı, ırkçı faşistlerin ajandasındaki sayfadır; yeniden açmalarına izin vermeyeceğiz!
Maraş'ta 16-22 Aralık 1978'de beş gün süren faşist kitle katliamında yüzonbir kişi öldü, binin üzerinde insan yaralandı. 552 ev ve 289 işyeri yakılıp yıkılarak tahrip edildi. Alevi nüfusunun yüzde 80'i katliamın ardından Maraş'ı terk etti. Yüzonbir kişinin katledildiği katliam, resmi kurumların organize ettiği sivil faşisterce uygulanmış bir plandı. Amaç devrimci demokratik halk hareketine gözdağı vermek, bastırmaktı.
Bu katliam tarih yapraklarında kalmış bir geçmiş değildir; bugün de aynı güçlerin, bu defa Kürtler hedefe çakılarak gündemlerinde olan bir uygulamadır. Çünkü ırkçı milliyetçi linç geleneği rejimin emekçileri ezme, bastırma yöntemlerinden biridir. Dün olanların dünde kalmasını istiyorsak, Kürt halkına, devrimci güçlere dönük bugünkü linç hazırlıklarına karşı hazırlıklı olmalı ve “işçilerin birliği, halkların kardeşliği” mücadelesini yükseltmeliyiz!
Beş çocuğum, damadım ve kızımın nişanlısı vardı. Evimiz, mahallenin en ucundaydı. Ortalardaki bir eve gittik. Sabahtan başlayıp ikindiye kadar bütün evleri yaktılar. Bir çocuk kazanda yakıldı. Bizim evin de yandığını duydum, çocuklarla gittik, baktık yanıyordu. O sırada bağıra bağıra 100 kadar kişinin geldiğini gördük. Hemen yanan evin bodrumuna sığındık. Her şeyi tekrar talan ettiler. Biz bodrumda suyun içindeydik; üstümüz tahtaydı. Tahtalar yanıyor, üstümüze düşüyordu. Evim kül oldu. Bodrumda sekiz kişiydik, orada olduğumuzu anlamadılar, çıkıp gittiler.
23.12.1978 günü, geceden beri bir şeylerin olacağının kuşku ve korkusunu yaşıyorduk. Ama yine de, devlet var diye biraz güveniyorduk. Ne bilelim ki,... sabahın ilk saatleriydi, güneş doğmak üzereydi. Mahallenin sokaklarında sopalı, silahlı, baltalı büyük bir grup bağırarak yürüyorlardı. Mağaralı Deresi'ni geçerek Ahmet Tabak'ın motorunu yaktılar. Sonra Ahır Dağı'na doğru gittiler. "Allahını, peygamberini seven, eli balta, silah, sopa tutan yürüsün, Alevileri öldürelim, komünistleri içimizden temizleyelim" çağrısıyla ve bağırmalarıyla mahalle içinde saldırıya geçtiler. Bu sırada askerler geldi, saldırganları aşağı doğru indirdiler. Öğleden sonra yeniden geldiler. Benzin şişeleri vardı. Alevilerin evlerine saldırdılar, evlerin penceresinden benzin şişelerini içeri attılar; arkasından gazlı bezleri ateşleyerek içeri attılar. Evleri ateşe verdiler. "Maraş size mezar olur, vatan olmaz; Yaşasın Türkeş, Yaşasın MHP" diye bağırıyorlardı. Ellerindeki uzun menzilli silahlarla evlerimize ateş etmeye başladılar. Korkudan kaçıp kurtulmak isteyenlere arkadan ateş edip öldürüyorlardı. Bu sırada evden çıkmakta olan Cemal Bayır ve Ali Ün'e silahla ateş ettiler ve öldürdüler. Biz de Molla Tabak'ın evine sığındık. Bu eve de ateş ettiler. Merdiven başında içeri girmeye çalışan Fatma Baz ile Zeynep Aydoğdu'yu kurşunla öldürdüler. Fatma Baz'ın kucağındaki 6 aylık oğlu Yılmaz da kurşunla öldürüldü. Molla Tabak'ın evine çok insan sığınmıştı. Dışarıdan yağmur gibi kurşun geliyordu. Evin camları, kapıları delik deşik olmuştu. Bizler içerde birbirimize sarılarak hem ağlıyor, hem korunmaya çalışıyorduk.
Ali Rıza İşbilir kaynım olur. Dumlupınar Mahallesi Neyzen Sokak'ta oturmaktayız. Ali Rıza İşbilir'in polis memuru olan kardeşi Hacı Veli'yle yeni evliyiz. Kaynım Ali Rıza'nın evinde kalıyorduk. 23.12.1978 cumartesi günü öğleden sonra tahminen saat 15.00 sıralarında ellerinde balta, sopa, tahta, av tüfeği bulunan saldırganlar, oturduğumuz evin önüne geldiler. "İşte sarı öğretmen Ali Rıza İşbilir'in evi" diye bağırdılar. Dışarıdan evi kurşun yağmuruna tuttular. Bir kısmı dama çıkarak bacaları yıkmaya başladı. Sonra oturduğumuz evin kapısını, duvarlarını, kazma ve baltayla kırarak, sökerek içeriye girdiler. Ben, odada bulunan elbise dolabının içine girdim, saklandım. saldırganlardan bazıları ellerindeki tahta ile dolaba vurmaya başladılar. "Aman ben varım" diye bağırarak ve ağlayarak dışarı çıktım. Tahta ile bana vurmak isterken, elimi önüne siper ettim. Elim ve kolum ağır yaralandı. Bir ara fırsat bulup dışarıya doğru kaçarken, merdivenlerde kaynım öğretmen Ali Rıza İşbilir'in karısı Ayşe'nin ve kızı Sebahat'ın orada yerde yattıklarını, üzerlerinde televizyon, biriket, taş, tahta parçalarının bulunduğunu, her taraflarının kan olduğunu görüp üzerlerine düştüm. Sonra kendime geldim ve kalktım, aşağıya doğru kaçmaya başladım. Arkadan tüfekle ateş ettiler, omuzumdan yaralandım. Sokakta birkaç evin kapısını dövdüm, hiçbiri içeri almadı. Arkamdan koşarak beni yakaladılar, evdeki ölülerin yanına götürdüler. "Türk müsün, gavur musun?" diye sorguya çektiler. Yaralarımdan kan akıyordu. Ben de "Türküm, buraya yeni gelin geldim" dedim. Birisi, "Bırakalım, bu Türkmüş" dedi. bazıları da "Elimize geçmişken öldürelim" diyordu. Üzerimdeki bilezik, küpe ve altınlarımı aldılar. Sonra beni aşağı indirerek caddeye doğru götürdüler. Cadde üzerinde Ali Rıza İşbilir'in oğlu Mehmet'i sopa ve kalaslarla dövüyorlardı. Bir saldırgan, Mehmet İşbilir'e "Bu senin neyin oluyor?" diye sordu. O da, "Benim amcamın karısıdır, yeni gelin geldi. Onu öldürmeyin" dedi. Beni oradan alarak bir düğün evine götürdüler. Sonra babamın evinin yakınına götürüp bıraktılar. Kaynım öğretmen Ali Rıza, karısı Ayşe, kızı Sebahat, oğlu Mehmet ve eşim Hacı Veli İşbilir'i öldürdüler. Evlerini, eşyalarını da yaktılar.
24.12.1978 Pazar günü, saat 10.00 sıralarında mahallemizin Muhtarı Mehmet Yemşen ile Fevzi Görkem'in başında bulunduğu saldırgan bir grup, "Allah Allah, koministlerin kökünü kazıyacağız, büyük-küçük demeyin, komünistlerin kafasını ezin" diye bağırıyorlardı. Muhtarın elinde silah ve bayrak vardı. Diğerlerinin elinde silah, patlayıcı madde, gaz, benzin, sopa gibi saldırı malzemeleri vardı. Evime hücum ettiler, kapıyı kırarak içeri girdiler. Odada oturan kocamı (Kalender) alıp bahçeye çıkardılar. Ben de arkalarından koşarak çıktım. Muhtara, "Aman etmeyin eylemeyin, kocamı öldürmeyin, çoluk çocuğumu meydanda koymayın" diye çok yalvardım. Muhtar bana dönerek, "Çocuklarını götür, Karaoğlan beslesin, kocanı Karaoğlan'ın yoluna kurban kesiyorum" dedi. "Karaoğlan kim?" diye sorduğumda, "ECEVİT" diye cevap verdi. Kocamı, gözlerimin önünde işkence ederek öldürdüler. Öldürülürken kocama sarıldım, üstüm başım hep kan oldu. "Aman muhtar etme eyleme, sen ne ediyorsun?" dediğimde "Pişirdik pişirdik, koministler gelsinler, hep yesinler" dedi. Saldırganlar, bu defa yakınımızda oturan kardeşim Hüseyin Toklu"yu götürmek için evinin etrafını sardılar ve kardeşimi içerden çıkardılar. Yine muhtara yalvardım yakardım. "Kocamı öldürdün, bari kardeşimi öldürme..." diye yalvarıyordum. Muhtar ise, "Hüseyin'i de Karaoğlan yoluna kurban ediyorum. Biz Karaoğlan yoluna bu sene kurban keseceğiz, bayram günü gelmiş" dedi ve kardeşim Hüseyin'i işkence ederek öldürdüler.
Sonra, karşımızda oturan ve bir gözü görmeyen çok yaşlı Cennet Çimen'in evine gittiler. Bu kadını, "Gel nene, gel nene" diyerek elinden tutup dışarıya çıkardılar. Cennet kadın, gözleri görmediği ve yaşlı olduğu için öldürülenlerden ve yakılanlardan habersizdi. Sanıklardan Cuma Yalçın ile Nuri Boğa tornavida ile Cennet kadının (80 yaşında) gözlerini oydular, sonra silah sıkarak öldürdüler. Yakınında bulunan helanın çukuruna baş üzeri atıp, üzerine at arabasını devirdiler. Daha sonra hem bizim evi, hem diğer evlerin tümünü yaktılar. Fevzi Görkem, "Yürü, hadi seni kurtarayım" diyerek beni alıp götürdü. Bir süre yürüdük, aniden kalbim sıkıştı, yürüyemedim. Beni bırakıp gitti. Biraz dinlendikten sonra evime döndüm. Evimin her tarafı alev, kül ve kan... Azıcık dinlendim, askerlere haber vermek ve sığınmak için çıktım. Yolda Mustafa Göktaş, bir elini İbrahim Usta'nın boynuna sarmış, diğer elinde de tabanca tutuyordu. İbrahim Usta'ya, "Senin kanını evime akıtmayayım" diyordu. Götürdü, saldırgan topluluğun içine itti, topluluk İbrahim Usta'yı dövmeye başladı, sonra da onu öldürdüler.