İçimizden Biri

GÜNCEL
Çarşamba, 12 Nisan 2006 (20 yıl 6 ay önce)

- Ücretsiz zorunlu mesailerle günde 10 saatten fazla çalışıyor,
- Asgari yaşayıp azami sömürülüyor,
- Sosyal hayatı mı? Zaten sıfır.
- Haklı olarak kraldan çok kralcılara öfkeleniyor,
- Hala bir umudu var, insanca yaşayabilecek bir yaşam için
- Tüm bunları aynı işyerindeki yaklaşık 60 işçiyle beraber yaşıyor ve aynı ülkedeki milyonlarca işçiyle ve aynı dünyadaki milyarlarca işçiyle beraber, daha beter kölece çalışma koşullarındaki işçi kardeşleriyle beraber....
Evet o hizmet sektöründe çalışan bir işçi... İçimizden biri... Ve daha size anlatacakları var:



Bu yazıda sizinle paylaşacağım konu işyerindeki çalışma koşullarımdır. Böyle bir şeyi ilk defa yazdığım için nasıl başlayacağımı da pek bilemedim yalnız başladıktan sonra arkasının geleceğine de eminim. Çünkü işçi sınıfının ne zor şartlar altında yaşamaya çalıştığını birebir yaşadığım için bu konuda birçok şey var sizlere anlatacağım.

Öncelikle ben iş yaşantımdan bahsetmek istiyorum. Yaklaşık 1 yıl önce başladım iş hayatına yani büyüklerimizin deyimiyle gerçek dünyayla karşılaşmayı (biraz klasik olacak ama) işin içine girince anlıyor insan özellikle de asgari ücretle çalışmaya başlayınca. Biz okurken (MYO “mezunuyum”) kitaplarda işçilerin haklarından; günde 8 saatten fazla çalıştırılamayacağından bahsedilir, en azından haftada bir gün izin olduğu söylenir, üstüne üstlük 6 ayda bir ikramiye alabileceğimiz vs. söylenirdi. İşe girince gerçeğin hiç de böyle olmadığını, insanların ciddi anlamda nasıl sömürüldüğünü, başımızdaki insanların düzenin adamı olarak kime nasıl davrandığını öğrendik. Ben günde 10 saat çalışıyorum ve bu fazladan çalıştığım iki saatin karşılığını almadan tabii. Bu saatler “işin durumuna göre” 11-12 saate kadar da ulaşabiliyor. Asgari yaşayıp azami sömürülüyoruz. Ben hizmet sektöründe çalışıyorum ve benim işyerimde yaklaşık 60 işçi aynı şekilde aynı şartlarla çalışıyor. Ve şuna eminim ki eğer insanların gerçek anlamda ihtiyaçları olmasa bu ortamda böyle dalkavuk insanlarla 1 saniye bile çalışmak istemeyeceklerdir. Bu parayla ev geçindiren 4 çocuğunu okutmaya çalışanlar, emekliliğine 2-3 yıl kaldığı için çocuğu yaşındaki patron bozuntularının ya da patron yalakalarının hakaretlerine maruz kalanlar, yalakalık (patronla işbirliği) yapmadığı yani bizim yanımızda olduğu için bir an olsun huzur bulamayanlar ve niceleri. Sosyal hayat mı? Zaten sıfır. İzin günleri evet kitaplardaki gibi “1 gün” bazen iki hafta da bir, bazen ayda bir 1 gün izin veriyorlar. Yaz aylarında çalışma şartları daha da ağırlaşıyor.

10-12 saat çalışıp insan kendini dışarı atınca insanın aklına sadece bir an önce eve gidip söyle bir saat dinlenmek geliyor. Çünkü hem yorgunsun hem de dışarıda bir yere gitsen oraya ödeyeceğin para ya çok kısıtlı ya da hiç yok. Yetmiyor. İşyerindeki bu baskılara dur demek istediğimiz zamanlarda örneğin patronların kötü muamelelerine karşı çıkmak istediğimizde çevrelerindeki yalaka takımının adiliklerinde kaynaklı elimizden bazen birşey gelmemesi canımızı çok sıkıyor. Sürekli aynı tempo bekleniyor. Onlar için verimimizin düşmesi demek para kaybetmeleri demek.

Bu işyerinde daha önce patron ve “patroncuk”ların (şef falan olan patron yalakaları) kötü tutumuna karşı bir imza kampanyası başlatılmış ve bu şekilde 2 müdürü kovdurmuşlar. Şu dönemde ise insanlar korkuyor bir tedirginlik var baskılar hakaretler aynı ama birlik olmaya çekiniyor insanlar. Bu konuda konuşmak, düşünmek istemiyorlar. Sanıyorum işsizlik kaygısı gelecekleri için duydukları kaygı onları böyle düşünmeye ya da daha doğrusu düşünmemeye itiyor.

Benim işyerimde maaş günlerinde insanlar gidip “Maaşı alacakmıyız?” diye soruncaya kadar müdüriyetten ses çıkmaz hiç. Ben de yaklaşık 6 aydır maaşımı yarım yamalak alıyorum. Maaş günü paranın yarısını, 10 gün sonra da diğer yarısını alıyorum. Bunun nedenini sorduğumuzda şirketin durumunun kötü olduğunu bu ay tüm veremeyeceklerini söylüyorlar. Ama 1 hafta sonra duyuyoruz ki başka bir şehirde bir mağaza daha açıyorlar. Herkes isyan ediyor bu duruma ama kimse de hareketlenmiyor hayıflanıp duruyorlar sadece. Tabi müdürler istediği insanlara (yalakalarına) istedikleri zaman avans veriyor. Bu tam da çalışan arkadaşları yalakalığa özendirmek, onun yanında olmamızı sağlamak için yapılıyor. Ama bu hiç olmayacak. Haksızlığa karşı duranlar yani “mimliler” mağdur edilmeye hakarete uğramaya devam ediyor. Bunu düzeltebilmek için ben var gücümle çalışıyorum. Tabi bunun başarıya ulaşması için çoğunluk olunması gerekiyor. İnsanların korkmaması ve gerektiğinide risk alması taşın altına elini koyması gerekiyor. Çünkü böyle yapmazsak büyük işler başaramayız bence. Benim hala bir umudum var. Umarım birgün herkes insanca yaşayabilecek ve o dalkavuk patronlar hak ettiği yeri görecek bence. Bu benim hayatımda böyle olmasını hayal ettiğim şey. Hep beraber elele olduktan sonra üstesinden gelemeyeceğimiz şey yok bence. Kurultaya gelemediğim orada olamadığım için çok üzgünüm tam da bir arada olabileceğimiz yerdi. Haliyle izinsizdim ve çalışmak zorundaydım.

Böyle bir yazıyı ilk defa yazdım. Sizlere birşeyler anlatmaya çalıştım. umuyorum ki bunu başarabilmişimdir. Tüm coşkumla sizleri kucaklıyorum.

Hizmet sektöründe çalışan bir genç işçi

NOT: Bu yazıyla beraber bir kez daha hatırlatırız ki sitemiz sizlerin her türlü katkı, yorum, düşünce ve bilgilendirmesine açıktır. İçimizden biri başlığı altında sizde bizlerle öfkenizi, özlemlerinizi, hayallerinizi paylaşabilirsiniz.