Libya'ya gerçekleştirilen saldırı halk isyanlarını kontrol altına almayı hedefleyen bir askeri müdahaledir
Libya’da, zengin petrol kaynaklarını Kaddafi’nin denetiminden çıkarmanın ötesinde asıl bölgede kabaran halk isyanları dalgasını konrol altına almak üzere inisiyatifi ele geçirmeyi hedefleyen “dış müdahale”nin düğmesine basıldı. Libya şu an karadan ve denizden emperyalistler tarafından bombalanıyor.
Arap dünyasını saran isyanlar dalgası Libya’ya sıçradığında, “görülen o ki, şimdi Libya’da işler farklı bir seyir izleyecek (…) Libya’daki gelişmeler birbirlerine esin kaynağı olan isyanlar dalgasında hedeflenen sonuçlara her zaman kolay ulaşılamayacağını, dolayısıyla çok daha şiddetli ve kanlı çatışma ve iç savaşlara, ileri atılmalar ve kanlı kırımlara hazır olmak gerektiğini hatırlatan bir örnek olmaya da aday görünüyor”du. (alınteri.net, 23 Şubat 2011, İsyandan içsavaşa)
Emperyalist bir müdahale olasılığı, Mart başından itibaren güçlenip “yakın bir tehdit” halini aldı. “…Bu denklem içerisinde egemenler yola nasıl devam edeceğinden çok bu yeni dönemi nasıl yöneteceğine kafa yoruyor. Bir tarafta sistemi sarsan sokak hareketinin öznesi emekçi yığınlar, onların yoksulluk ve özgürlük yoksunluğunun sınırlarına yüklenmesi var. Diğer tarafta emperyalistler arası, birbirilerinin nüfuz alanlarını daraltma kavgası.
Burada, Libya’daki tablo ve ortaya çıkabilecek gelişmeler bölge dengelerini etkileyen yeni sonuçlar doğuracak (…) Tunus ve Mısır’da sınıf iktidarlarını değil fakat on yıllardır sürdürülen işbirlikçi burjuvazinin diktatörlerini deviren ayaklanmaların, bölgede ve uluslararası alanda yaratacağı etkiler ve sonuna kadar gitmeyi zorlayabilecek yeni atakların gelişme olasılığının önünü kesmeyi de hedefleyen kanlı bir iç savaş ve emperyalist müdahale yakın bir tehdit olarak duruyor.
Emperyalist sermaye, Libya’daki zengin petrol kaynaklarının Kaddafi’nin kontrolünden çıkarılmasını kararlaştırmış durumda. Fakat müdahale sadece bununla sınırlı bir sonuç doğurmayacaktır. Libya’daki iç savaşı yönetmeyi, bölgenin bütününde ortaya çıkan yeni durumu kontrol altında tutmayı hedeflemektedirler.” (alınteri.net, 3 Mart 2011, Kontrol kaybı)
Olasılık bugün gerçeğe dönüştü! Libya’ya yapılan emperyalist müdahale, her şeyden önce, bölgedeki dengeleri farklılaştıran halk isyanlarının kapitalizmin temellerine yönelmesini ertelemeyi, aslolarak kontrol altına almayı hedefleyen bir askeri müdahaledir. Bu anlamda, Suudi Arabistan gericiliği eliyle Bahreyn’e yapılan müdahalenin farklı bir versiyonu, daha geniş çaplısıdır. Onyıllardır diktatörler eliyle uygulanan neoliberal politikaların biriktirdiği toplumsal huzursuzluğun patlamalı biçimlerde harekete geçmesi, düne kadar toz kondurulmayan diktatörleri sallayıp devirmesi emperyalistleri panikletti. Bölgede giderek boyutlanacak kontrol ve denetim kaybı yaşama tehlikesine karşı, yeniden ve daha gelişkin bir denetim kurmanın önünü açacak araç olarak iç savaşlar ve emperyalist müdahaleler gündeme geldi.
Şimdi Libya hem iç savaş hem emperyalist işgalin birlikte uygulandığı bir model olarak işletiliyor. Burada yaratılan ve daha da derinleştirilecek olan yıkım bütün bölge ülkelerine “ibret” olarak seyrettirilecektir. Gözü dönmüş azami bir kar hırsının ifadesi olan neoliberal kapitalizmi bize “demokrasi” yanlısı olarak yutturmayı misyon edinen kapitalizm pazarlamacıları, muhtemelen bu müdahaleyi de bize “Kaddafi diktatörlüğünün yerine demokrasiyi getirmek için yapılan bir müdahale” olarak göstermeye çalışacaklardır.Ve muhtemeldir ki “demokrat” Batı, düne kadar zaten canciğer olduğu Kaddafi ile yeni bazı pazarlıklara girişecektir.
İktidarı öyle kolay bırakmayacağını baştan ilan eden Kaddafi, şimdi “emperyalist işgale karşı direniş” kozunu oynamaya soyunacak. Bu emperyalist işgal ve savaşlardan canı yanmış bölge halklarının belli bir sempatisini de toplayacaktır.
Yakın zamanda yaşanan Afganistan ve Irak deneyimleri, bunun somut örnekleri olarak ortadadırlar. İşgal ve savaşların yarattığı yıkım, emperyalist tekellerin kendilerini büyütmelerine alan açtığı kadar, işçi ve emekçilerin ruh ve bilinçlerine de derin bir öfke ekiyor. Bu öfkenin işgalcilere karşı nasıl bir amansız savaşa büründüğünü, savaş içerisinde doğup büyüyen çocukların nasıl bir vurucu güce dönüştüklerini Irak ve Afganistan’da görmek mümkün.
Emperyalist kapitalizmin yarattığı bu tablo ancak ona karşı köklü bir savaşımla değişecektir. Bölge halkları bu değişimin fitilini ateşlediler. Egemenler şimdi yangının kontrollerinden çıkıp kendilerine ulaşmasının telaşı içerisinde bütün kozlarını oynuyorlar. İşbirlikçi diktatörlüklere de, emperyalist işgal ve savaşa da hayır diyerek karşı hamleler geliştirme zamanıdır!..