Salı, 18 Nisan 2006 (20 yıl 6 ay önce)
4 konfeksiyon işçisinin bize ulaştırdığı 1 Mayıs mesajlarını yayınlıyoruz. Bu mesajlarda biz, Türkiye proletaryasının bütünden içselleştirmesi gereken; işçilerin birliği halkların kardeşliği bilincini okuduk, bu mesajlarda ihtiyaç olan bir siyasallaşmanın yeşillenmesini, burjuvaziye karşı proletarya netliğinde bir sınıf bilincini, mücadele etme azmini, kendine ve sınıfına güveni okuduk. Ansiklopedi okuyan bir enformel sektör işçisinin tarihle konuşmasını gördük... Sizleri de bu mesajları okumaya ve yeşermekte olanın gururunu hep birlikte yaşamaya davet ediyoruz:
Merhaba,
1 Mayıs işçi sınıfının birlik mücadele ve dayanışma günüdür. Benim için ve işçi sınıfının 1 Mayıs'ın çok ayrı bir özelliği var. İşte o gün Türkiye ve dünya işçi sınıfının birçok mücadelelere esin kaynağı olmuştur. Biz işçiler olarak hep birlikte 1 Mayıs da alanlarda olmalıyız. Biz işçi sınıfını olarak gücümüzün farkına varmalıyız din, dil, ırk farkı olmadan işte bugünü daha ileriye taşımalıyız ve birçok 1 Mayıslar yaratmayız. Devrim olduğunda 1 Mayıs günü olmasını isterim.
Yaşasın 1 Mayıs yaşasın devrim ve sosyalizm.
1 Mayıs bütün dünyada işçi sınıfının kapitalist emperyalist sömürüye karşı mücadele günüdür. 1 Mayıs işçi sınıfının birlik, dayanışma ve kavga günüdür. İşçi sınıfı kitlesel katılımıyla, devrimci duruşuyla bu yılki 1 Mayıs'a damgasını vurmalıdır. Kürt, Türkü, Arabı, Lazı ayrım yapmadan kol kola girip 1 Mayısta alanları doldurarak kitlesel bakış açımızı yaratmalıyız.
Yaşasın 1 Mayıs.
Sermayenin saldırılarının arttığı bir süreçten geçiyoruz. Diyarbakır’da, Batman’da insanlar öldürülüyor, yetmiyor, Genel Sağlık Sigortası ve Terörle Mücadele vb. yeni çıkarılan yasalarla yaşam ve örgütlenme haklarımız gasp ediliyor. Daha dizi dizi saldırılar… 1 Mayıs’a sayılı günler var ve sermayenin saldırı yasaları sokakta parçalanır, haklar sokakta alınır. Bütün işçileri ve emekçileri insanca yaşam için yeni 1 Mayıs yaratmaya çağırıyorum.
Her gün takvim yaprağını kopardığımızda iki binli yıllarda yaşadığımızı zannediyoruz ama ben buna inanmıyorum. Ben ansiklopedi okumaya meraklı bir insanımdır. Sık sık evimizdeki ansiklopediyi okurum. Ve orda gördüm ki bundan 150 - 200 yıl önce hangi koşullarda yaşıyor ve çalışıyorlarsa biz de aynı koşullarda yaşıyor ve çalıştırılıyoruz. İki binli yıllar teknoloji mi, ben kullandığım makine dışında yeni bir teknoloji kullanmıyorum. Teknoloji benim teknolojim değil. Yeni yiyecekler, giyecekler, düzgün güvenli, sağlıklı evler, tedavi edilen binlerce hastalık, bir tuşun ardındaki ulaşılmaz diyarlar mı? Hani bir atasözü vardır; “Ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca” diye… Ben güzel yiyecekler yiyemiyor, elbiseler giyemiyor, hastalıktan kırılıp geçiyor, içinde yaşadığım dünyanın ev ile işyeri arasındaki bölümünü tanıyor, izbe bir gecekonduda kalıyorken, hala nasıl olur da iki binli yıllarda yaşarım bunu anlamıyorum. Tarih bile kandırmaca. Herkes farklı çağlarda yaşıyor ve biz işçiler bu tarihin çok gerilerinden geliyoruz. Ama 1890'larda yeni bir çağa adım atmışlar. Adamlar sekiz saat çalışma hakkı için sokaklara çıkıp bu hakkı kazanmışlar. Her gün 15 saat çalışınca bana çok ulaşılmaz geliyor, fakat ulaşılmaz değildir. Madem 1800’lü yıllarda yaşıyoruz, zamanı geriye sarmalı ve Türkiye’de 1886’daki Amerikan işçilerinin yaptığını biz de yapmalıyız. Türkiye 1 Mayıs’ı kutlamamalı, yaşamalı. 1 Mayıs yaşandığı sürece bize bir fayda getirir. Ve şundan kesinkes eminim ki, işçiler 1 Mayıs’ı Türkiye’de yaşattığı an bizim için 1800’lü yıllar bitecek ve 2000’li yıllarda yaşamaya başlayacağız. İşte bu yüzden yaşasın 1 Mayıs diyorum…