"Ama hukuk diyoduk?.."

Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya mesleğinden ihraç edildi. Perde kapandı. Peki ya Şemdinli'de patlayan bombalar, ölenler, yıllardır Kürt halkına karşı düzenlenen kontra eylemlerin failleri, "iyi çocuklar", "büyük anıtlar"... diğer kahramanlara ne oldu?

GÜNCEL
Perşembe, 20 Nisan 2006 (20 yıl 6 ay önce)

Umut Kitabevi'nde, 9 Kasım 2005'te patlayan Alman yapımı "SPLİTTER COMP-B" marka iki adet el bombasının etkisinin patladığı alanın sınırlarını çok çok aşacağı belliydi. Şemdinli halkının bombacıları kıskıvrak yakalayarak teşhir etmesi hepimizi sevindirmiş ve gururlandırmıştı. Fakat faşist devleti ve ordusunu az biraz tanıyan herkes "Bakalım bundan nasıl kurtulacaklar?" sorusunu daha ilk günden sormaya başlamıştır.

Jandarma İstihbarat Komutanlığı'nda görevli iki astsubay ve bir itirafçının, arabalarının arka bagajındaki bombalar, silahlar, raporlar, bilgi notları ve krokilerle kimbilir kaç aylık planlarını böyle yüzlerine gözlerine bulaştırması başta abileri generaller olmak üzere en çok devleti tedirgin etmişti. Kuşkusuz başta Şemdinli olmak üzere Kürt halkının öfkesini sokaklara taşıması bu tedirginliği yaratan etkenlerin başında geliyordu.

"Unutma, yakalanırsan seni tanımıyoruz!" Amerikan filmlerinde, gizli ajanlar bu sözlerle uğurlanır kontra eylemlerine. Kimbilir astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile itirafçı Veysel Ateş de kaç kez duydular bu sözleri. Fakat Kürt halkına yönelik kontra eylemlerin neredeyse meşrulaştırıldığı bir süreçte komutanlarının bunu söylemek şöyle dursun bu "iyi çocukları" alenen sahiplenme cüretini göstermeleri başta liberaller olmak üzere, "Bu kez hukuktan kurtulamazlar" diyenlerin heveslerini kursaklarında bıraktı.

Şemdinli'de yaşananlar, tıpkı Susurluk'taki gibi birkaç kurbanın feda edilmesiyle altından kalkılabilecek kadar "örtük" değildi. Fakat birilerinin bunu anlamaları biraz uzun sürdü. Bunu da aynı şekilde sonuçlandırabileceğini düşünen devlet erkanı, bombalamadan sonraki birkaç gün boyunca, Kürt halkının militan eylemlerinin de etkisiyle, burjuva medyanın "Demokrasi dersi", "Hukuk sınavı" başlıklarıyla savurduğu demokrasicilik rüzgarlarını da arkalarına alarak demokrasi havarisi kesildi. Kabadayı başbakan her zamanki üslubuyla cengaverce haykırıyordu:

" ... nereden gelirse gelsin, kim tarafından yapılmış olursa olsun, kim yapmışsa bunun bedelini ödeyecektir. Bizden kimse bir kayırmacılık, bir korumacılık, yürütme olarak beklemesin, yargı üzerine düşeni en ideal bir şekilde yapacaktır."

Yalnız Başbakan değil, bütün Meclis, Ordu, Cumhurbaşkanı, burjuva medya birden bire "demokrasi aşığı", "hukuk savaşçısı" kesilivermişti. Önlerine ne çıksa silip süpürecekler, sorumluları ezip geçeceklerdi sanki. Böylesine bir demokrasi ve hukuk cenginden geri kalmak istemeyen Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya, aldığı mesajlara uymuş, bu senaryoyu daha bir gerçekçi kılmak için elinin titrekliğini kırarak birkaç büyükbaşın adını da kurbanlarla aynı iddianamede bulundurmak gafletinde bulunmuştu. Ve işte o an "onun bittiği andı"!

Olaya karışan astsubaylar, haydi bilemedin birkaç subayı daha kurban ederek bu işten aklanmak, üstüne bir de "hukuk savaşçısı" ünvanı almak isteyen ordu bu kadarına bile tahammül edemedi. Kara Kuvvetleri Komutanı, geleceğin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın isminin Savcı Sarıkaya'nın iddianamesinde yer alması bile katil sürüsünü kudurtmaya yetti. Artık Şemdinli'de patlayan bombalar değil, "nereden gelirse gelsin, kim tarafından yapılmış olursa olsun, kim yapmış olursa olsun" birilerinin ordunun "yerel" diyerek kurtulamayacağı boyutta bir suçlamaya cesaret etmesi tartışılmaya başlanmıştı.

Şemdinli'de "Halka karşı güç kullanarak devlete zarar vermeye çalışan kendini bilmezler"e karşı hukuk savaşı veren cesur savaşçılar kayboldu birdenbire. "Teröre karşı kahramanca savaşan orduyu yıpratmak isteyenlere karşı" onu korumak için birbirleriyle yarışan "Vatan, Millet, Sakarya" savaşçıları oldu birçoğu. Geri kalanlar ise kuyruklarını kısıp inlerine çekildiler. Rüzgar döndü, kurbanlar değişti.

"Ne yardan ne serden, Van'daki savcıdan"
AKP hükümeti "Midyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmuş"tu. "Demokrasi dersi", "Hukuk sınavı" diyen burjuva medya da yalnız bırakmıştı onu. O sırça köşklerinden ders vermeye başlayan hukuk aşıkları gitmiş, yerine "Ordu kesin çok sert bir muhtıra verecek", "Acayip kızdılar", "Felaket sert çıkacaklar" diyen tellallar gelmişti.

Eh ordu yeni kurbanı da açıklamıştı zaten: Ferhat Sarıkaya. Adi bir dolandırıcı ve şarlatan olduğu alenen açığa çıkmış "Kemal Abi"lerini bile feda etmekten şiddetle kaçınan hükümet için böylesine kolay bir lokmayla işin içinden sıyrılmak gökte arayıp da yerde bulduğu bir fırsat oldu: Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya mesleğinden ihraç edildi. Perde kapandı.

Peki ya Şemdinli'de patlayan bombalar, ölenler, yıllardır Kürt halkına karşı düzenlenen kontra eylemlerin failleri, "iyi çocuklar", "büyük anıtlar"... diğer kahramanlara ne oldu? Değerli büyük abiler yerlerinde duruyorlar, kimisinin rütbesi yükselecek. "İyi çocuklar" şimdilik tutuklular. Belki birkaç ay, belki de birkaç yıl sonra Korkut Eken gibi cezaevi önünde generaller, Türk bayrakları ve "Vatan sizinle gurur duyuyor" sloganları eşliğinde geri dönecekler görevlerine. Belki de Mehmet Ali Ağca gibi yanlışlıkla salıverilecek, ortalardan kaybolacaklar. Belki kitap yazacaklar milyonlarca YTL karşılığında, "kan, barut, entrika, ihtiras, ihanet ve alçaklık"la dolu anılarını satacaklar.

Mutlu son yok mu? Kürt halkı, Türkiye işçi sınıfı ve emekçileriyle birlikte kırmayacak mı kalemlerini?.. Bir bir sıkmayacak mı gırtlaklarını?.. Çok yakında! Biz izleyici olmaktan çıkıp bu sahnedeki yerimizi aldığımızda...