SORUMLULUK
Nike, Gap, Mark&Spencer, Zara, Timberland, Tommy Hillfiger gibi tekellerin tedarikçisi Yeşim Tekstil, “Sosyal Sorumluluk Sertifikası” aldı. “500 büyük şirket” içinde ilk 50‘de yer alan, en büyük “Anadolu Kaplanı”, Bursa‘daki entegre tekstil-konfeksiyon işletmesinde 5 bin işçiyi çalıştıran Yeşim Tekstil, ‘98′den beri, fason üretim yaptığı tekeller tarafından denetleniyor. Denetlemelerde kullanılan kriterler; uluslararası örgütler tarafından önerilen genel kriterler ve Türk İş Kanunu. Bu denetimlerde insan haklarındaki ana prensipler; firmanın özellikle çocuk işçi çalıştırmaması, ücret ödemelerinin düzenli yapılması ve asgari ücretin altında olmaması, işçilerin yasal haklarının ödenmesi, işçilere yönelik herhangi bir hakaret, taciz ve ayrımcılığın yapılıp yapılmadığının kontrol edilmesi, işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından çalışma ortamının güvenli olup olmadığı, çalışanlara yönelik sosyal aktivitelerin yapılıp onların motivasyonların sağlanıp sağlanmadığı ve ayrıca fabrikanın çevreye saygısı sorgulanıyor. Tekellerin insan hakları konusundaki prensipleri de, afiş haline getirilerek fabrikanın çeşitli bölümlerine asılıyor. Tekeller, ne olduysa son dönemde “çevre”yi ve “insan hakları”nı öne çıkarmaya başladı.
Çiğli Organize Sanayi Bölgesi‘nde kurulu, yine Nike vb. tekellere fason üretim yapan Üniteks, ihracatını yüzde 50 artırarak bir rekor kırdı. Üniteks Genel Müdürü, başarının sırrını şöyle açıklıyordu: “İş gücünün çok ucuz olduğu Hindistan, Kamboçya, Bangledeş gibi ülkelerle rekabet halindeyiz. Biz bu süreçte tamamen esnek bir üretim politikası izledik. Üretimi artırıp, maliyetleri düşürdük. En iyi neredeyse, en ucuz neredeyse ona yöneldik. Sonunda başarı geldi.” 600′ü ana fabrikada, geri kalanı Üniteks’e fason iş yapan atelyelerde çalışan 3 bin 500 işçi, asgari ücret alıyor. Daha yeni İş Yasa Tasarısı yasalaşmadan, Üniteks patronu tasarının maddelerini yeni sözleşme olarak dayatmış; imzalamayan işçiler (yaklaşık 50 işçi) işten atılmıştı. Karşılıksız fazla mesailer günlük hale getirilirken, olağanüstü artırılan emek yoğunluğu nedeniyle işçiler, molaları bile kullanamaz haldeler.
Yeşim Tekstil ve Üniteks’in fason üretim yaptığı Nike, yakın zamanda bir ilki gerçekleştirerek, “Şirket Sorumluluk Raporu”nda, dünyanın çeşitli ülkelerinde kendisi için üretim yapan, yaklaşık 500 bin işçinin çalıştığı 700 fabrikanın listesini yayınladı. Nike’a fason üretim yapan ülkelerin başında 124 fabrikayla Çin geliyor. Onu, Tayland 75, Endonezya 39, G. Kore 35, Vietnam 35, Malezya 33, Türkiye 26, Sri Lanka 25, Taiwan 19 fabrikayla izliyor.
Neler oluyordu da, emperyalist tekel Nike, tüm fabrikalarını açığa çıkarıyor; oralara “insan hakları” denetçileri gönderiyor, “sosyal sorumluluk sertifikaları” dağıtıyordu?
NIKE’LEMEK
Nike’ın diktatörlük rejimleri altında ezilen işçiler üzerindeki vahşi sömürüsü ‘97′de patladı. Çocuk ve kadın işçilerin sefalet koşullarında, amansızca ezilerek, işkence, baskı altında sömürüldükleri açığa çıkarken; bir yandan da bu koşulları zorlayan işçi eylemleri yükseliyordu.
“Nike’lemek”, Vietnam’da işçilere aşırı kötü davranmak anlamına geliyordu. Vietnam, Endonezya ve Çin’de, kadın ve çocuk işçiler, günde 10-12 saat çalıştırılıyor, üstüne fazla mesaiye zorlanıyor; günde, o da en çok 2 dolar ücret alıyorlardı. ABD-Avrupa pazarında 70 dolara satılan bir çift Nike spor ayakkabısından, Nike 30 dolar, satıcı 20 dolar (eğer Nike Town ve Nike bayilerinde satılıyorsa, bunun büyük bir kısmı yine Nike’e gidiyordu), fason üretim yapan şirket ise 3 dolar kazanıyordu. Baskı, cezalandırma, cinsel taciz neredeyse gelenekselleşmişti: Çalışma saatinde konuştuğu için kadın işçilerin ağzının bantlanması, 45 kadının elleri havada diz üstü çöküp dik durmaya zorlanması, “sıcaklık cezası” olarak saatlerce güneşte bekletilmeleri, iş ayakkabılarını giymedikleri için fabrikanın etrafında koşturulmaları, ayakkabılardaki tek dikiş hatası yüzünden 15 kadının başlarından ve enselerinden kendi ürettikleri Nike marka ayakkabılarla dövülmeleri, kabul edilebilir seviyenin tam 177 katı ‘Toluene Toksin’ zehirli maddesine (düşüklere, ölü bebek doğumlarına, gelişim bozukluklarına, sinir sisteminin zarar görmesine neden oluyor) maruz kalmaları, fabrika denetçilerinin kadın işçilere sarkıntılık etmesi,...
“Adım Lern. Tayland’ın kuzeyinde kırsal bir alanda büyüdüm. Orada iş bulmak çok zordu, bu nedenle 1998′de iş aramak üzere şehre göç ettim. Kısa zamanda Bed and Bath Prestige şirketinin fabrikasında iş buldum. Ben işe başladığımda fabrikada Nike ürünleri üretiliyordu. Fabrikanın 2002′deki kapanışına kadar da bu devam etti. Fabrikada bizden boynumuza, üzerinde Nike’ın kuralları yazılı olan bir kağıt asmamız ‘rica edildi’. Haftada 70 ile 110 saat arası çalışıyordum. Yaptığımız fazla mesai 50 saati ne kadar aşarsa aşsın bize sadece 50 saat karşılığı ücret ödeniyordu.
İşlerin yoğun olduğu zamanlar fabrikanın sahibi Chaiyapat Photikamjorn bize içine amfetamin koyduğu buzlu kolayı içirirdi. Bizler içtiğimiz şeyin amfetamin olduğunu biliyorduk, ama çok azımız içmeyi reddediyordu. Çünkü bu şeyden içtiğimizde 48 saat kadar durmadan çalışabiliyorduk. Zaten o koşulları kaldırabilmenin tek yolu da o ilaçlardı. Paketleme bölümünde çalışan erkek işçilerin büyük bir kısmı amfetamin bağımlısı olmuştu. Fabrikada bulamadıklarında dışardan satın alıyorlardı.
Bay Chaiyapat huysuz bir adamdı, keyfi yerinde değilse bağırırdı. Birçok kez paketleme bölümünde işçileri gömleklerle dövdüğünü duydum. Nike, Reebok, Levi’s, Adidas ve diğer şirketler duvarlara yönetmelikler astırmışlardı. Bize bu kurallar bir kez açıklandı: ‘Fabrika denetlenirse yalan söyleyin, asla fabrikayı suçlamayın, çalışma koşullarınızdan şikayet etmeyin.’
Biz çalışırken patron hoparlörlerden konuşmalar yapıyor, sendika örgütlemeye çalışan herkesin ‘anne-babasına elveda demesi gerektiğini’ söylüyordu. Yanında altı korumayla gezerdi. Biz ondan çok korkardık. İki işçi yan yana konuşursak korumalar derhal yanımıza gelip bizi sorguya çeker, sonra da ayırırdı.”