Salı, 21 Haziran 2011 (15 yıl 4 ay önce)
Henry Kissinger savaş suçlusudur!
Aktivist Reed Brody, pekçok diktatörün sonunu matematiksel hesaplarla tanımlarken hiç de haksız değildi aslında: Eğer birini öldürürsen cezaevine düşersin, eğer bir McDonalds’ta yirmi kişiyi otomatik tüfekle tararsan akıl hastanesi olur sonun, eğer 20 bin siyasi hasmını ortadan kaldırırsan siyasi sığınma için sana uygun bir ülke bakılır.
Belki de şimdi buna bir üst mertebeyi daha eklemenin tam sırasıdır: Peki ya yasal hükümetlere karşı devlet darbeleri hazırlarsan, farklı düşünenleri ortadan kaldırması için diktatörlerle birlikte çalışırsan, ülkeleri gizlice bombalarsan… o zaman ne olur? Eğer ismin Henry Kissinger ise konferans başına bir servet kazanabilirsin, The New York Times’ta köşe yazıları yazabilirsin, hatta FIFA’nın son yıldız transferi olabilirsin.
Amerika Birleşik Devletleri’nin eski Dışişleri Bakanı şimdi de FIFA’nın “Baba”sı Sepp Blatter’in önerisiyle örgütü suça karışan isimlerden temizlemek için oluşturulan sürrealist ekibin -Placido Domingo yahut FBI başkanı Louis Freeh’le beraber- bir parçası oluyor. Kissinger, teklifi alçakgönüllülükle kabul ederek “Eğer bir yardımı olacaksa, birlikte çalışmaya hazırım”, dedi.
Orwell teorisinin uç örneği
Uluslararası liderlerin, çokuluslu şirketlerin ve hatta sportif örgütlenmelerin Kissinger’in tavsiyelerine başvurmayı sürdürmeleri, Orwell’in, 'herkes eşittir ama bazıları daha eşittir' teorisinin uç bir örneğine karşılık geliyor. Eğer 'Realpolitik'in bu ustası tarafından yapılanın onda birini yapmış olsa herhangi bir Afrikalı kendisini Uluslararası Mahkeme’nin karşısında bulurdu (ya da Brody’nin işaret ettiği gibi, eğer bizimkilerden biriyse, sürgünde yaşardı).

Sağcı ya da solcu, komünist ya da kapitalist, Amerikan yanlısı ya da karşıtı olmaktan bahsetmiyoruz. Yalnızca bu tecrübeli Amerikalı siyasetçinin bir savaş suçlusu olduğundan, 1969 ve 1977 yılları arasındaki eylemlerinin milyonlarca insanın hayatına mal olduğunu gösteren belgelenmiş -ve pekçok durumda itiraf da edilmiş- suçlarından bahsediyoruz. Yazar Christopher Hitchens The Trial of Henry Kissinger (2001) isimli kitabında 1973 Nobel Barış Ödülü sahibi bu siyasetçiyi yargılamak için ulaşabildiği bütün hukuki gerekçeleri bir araya getirdi ve o zamandan bu yana suçlamaları destekleyen pekçok yeni bilgi, kayıt, tanıklık daha ortaya çıktı.
Gelin birlikte hatırlayalım: Kissinger Vietnam Savaşı sırasında Kamboçya ve Laos’ta sivil halkın kitlesel ve gizli bir biçimde bombalanmasını organize etti, Doğu Timor’da nüfusun beşte birinin hayatına mal olan Endonezya İşgali’ne alenen onay verdi, Şili’de kendi diktatörlüğünü kurması için Pinochet’le birlikte çalıştı, Latin Amerika’dan Afrika’ya kadar pekçok tiranı baskı rejimi konusunda cesaretlendirip destekledi, Pakistan’ın Bangladeş’teki kanlı işgalinin suçortağı oldu… "Kissinger’in bizzat kaleme aldığı anılarında bir tutum takınmadan önce yaptığı mikro hesaplar üzerine yaptığı açıklamalar herhangi önemli bir olayın onun bilgisi ya da yetkilendirmesi olmadan kararlaştırılmış olması düşüncesini tümüyle ortadan kaldırıyor" diye yazıyor Hitchens kitabında.
Milyonlarca dolar kâr

Ancak bu 88 yaşındaki siyasetçi yalnızca suçlarının bedelini ödememekle kalmıyor, bir taraftan da “deneyimli diplomatik kariyeri”nin getirilerini toplamayı sürdürüyor. Kendisine ait danışmanlık şirketi Kissinger Associates, büyük çokuluslu şirketlere ve farklı hükümetlere yurtdışında nasıl hareket etmeleri gerektiği üzerine tavsiyelerde bulunarak milyonlarca dolar kar ediyor. Şirketin web sitesinde açıklanan ilkeleri arasında dürüstlük ve saygıyla beraber “KİŞİSEL SORUMLULUK” da yer alıyor. Sormak gerek, hiç de hak etmediği altından bir emekliliğin keyfini sürmesi bir yana bu açıklamalarıyla Kissinger aynı zamanda ölülerin geride kalan yakınlarıyla da alay etmiş olmuyor mu?

Görünüşe göre bunların hiçbiri önemli değil. ABDli devlet adamıyla bir konferansta geçirilecek bir saatlik süre için 18 bin dolar ödeniyor. Washington, Afganistan ya da Arap Dünyası’ndaki çatışmalar konusunda kendisinden tavsiyeler almayı sürdürüyor. FIFA ise, örgütü rüşvet olaylarından temizlemek ve kuruma kaybettiği prestiji kazandırmak için ideal adamın o olduğuna inanıyor.
Sonra Batılı liderlerin uluslararası adaleti güçlendirmenin gerekliliği üzerine yaptığı konuşmaları dinliyorsun. Herhangi birinin, kim olursa olsun, milliyetinden ya da mevkiinden bağımsız olarak, bir hükümetin koruması altında işlenmiş olsa dahi, işlediği suçlardan sorumlu olması gerektiği bir adaleti mi kastediyorlar? Yoksa dünyanın bir parçasının geri kalanları yargılama hakkını elinde tuttuğu, kendilerine gerçekte va olmayan farazi ahlaki üstünlüklerine dayandırdıkları bir dokunulmazlık bahşettikleri, onlar için yontulmuş bir başka adaleti mi?
TLAXCALA, David, Jiménez, Henry Kissinger, el criminal de guerra con suerte