Cumartesi, 25 Haziran 2011 (15 yıl 4 ay önce)
“Düş görmemize izin vermezseniz biz de sizi uyutmayız”…
İspanya’da özerk bölgeler için yapılan seçimlerde “düş görmesine izin verilmeyenler” yüzünü sandığa değil, sokağa, gösterilere, parlamento -Katalan Parlamentosu- işgallerine döndü. İspanya işçileri, emekçileri, IMF’nin “kayıp kuşak”olarak nitelendirdiği işsiz gençler, seçimler dolayısıyla devletin koyduğu gösteri yasağını dinlemedi. Kazanılmış mevzi olan sokaklarda olmayı tercih etti.
İspanya’da seçim sonuçları, 15 Mayıs’tan bu yana sokaklarda olan direniş dinamiklerini, aynı zamanda bu dinamiklerin sınırlarını ortaya koydu.
İspanya seçimlerinde, sosyalistlikle isminden başka ilgisi olmayan iktidardaki Sosyalist Parti 32 yıl sonra ilk kez Barcelona’yı kaybetti. Klasik kalelerinden Sevilla’da yenilgi aldı. Alınan sonuçlar sadece iktidardaki partinin seçmenler tarafından cezalandırılması değildi. Bu seçimler, alışılmış bütün göstergeleri, bütün tahminleri alabora etmişti. Bu öyle bir seçimdi ki, gösterilerin gölgesinde kaldı. Çoğunluğunu işsiz gençlerin oluşturduğu seçmen kitlesi ağırlıklı olarak sandığa gitmedi. Seçmenlerin yüzde 50′ye yakının, -her iki seçmenden biri- sandığa gitmemesi, 580 bin kişinin boş oy kullanması, burjuva partileriyle sandıkta da hesaplaşmanın dışavurumuydu. Bu bir üst aşamaya sıçratılarak Katalan Parlamentosu milletvekilleri yeni kudurgan yasaları görüşmeye girerken, 2 bin kişi tarafından içeri girmeleri engellenmek istendi, tartaklandılar.
Öte yandan 13 özerk bölgeden 11′ini ırkçı Halk Partisi’nin alması Avrupa çapında yükselen kafatasçılığın ürkütücü boyutlarını, aynı zamanda içten içe biriken gericilik birikimini yansıtmaktadır. Bask bölgesinin bağımsızlığı için savaşan ETA destekçisi olduğu gerekçesiyle seçimlere girmesi engellenmek istenen Bildu Koalisyonu’nun Bask ve Navarra bölgelerinde büyük başarı elde etmesi, San Sebastian Belediye Başkanlığı’nı alması gibi sonuçlar bu kara tabloyu değiştirmiyor.
“Arap Baharı”nın etkisi
İspanya’daki seçimlerini,15 Mayıs’ta Madrit başta olmak üzere 150 kentte kurulan direniş çadırları ve bunun politik etkisinden bağımsız düşünmek olanaksız. Çünkü direniş çadırlarında öne çıkan konulardan biri de, seçimlerde burjuva partilerine oy verilmemesiydi. Her gün 20-25 bin kişinin toplandığı, geceyarısından sonra büyük bir kısmı evlerine dağılırken 3-5 bin kişinin kalmayı sürdürdüğü bu çadırlara Paris, Atina, Belçika ve İtalya’da yapılan gösterilerle destek verildi.
İspanya’da kurulan ve yerini yarın başka bir patlamaya bırakmak üzere kaldırılan direniş çadırlarının, “Arap devrimlerinden etkilendiği”, “Arap Baharı’nın Avrupa’yı sarabileceği” şeklindeki çıkarsamalar baskındır. Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde yaşananlardan yayılan sinerji düşünüldüğünde, eylem biçimlerinin birbirinden esinlenmesi, birbirini tetiklemesi kadar doğal bir şey olamaz. Nihayetinde İspanya da, eylemlerin teknoloji üzerinden örgütlenmesi, meydanları kitlesel olarak tutma, kendi kararlarını kendisi alan bir iç örgütlenmeye sahip olmasıyla, Mısır’ın Tahrir Meydanı, Yemen’de üniversite girişleri, Bahreyn ve Yunanistan’daki gösterilerle benzer yanlar taşıyor.
Bunlar ciddi etkenler olmakla birlikte, İspanya’daki patlama, asıl olarak geçtiğimiz yıllarda Avrupa ülkelerinde eğitim ve sosyal harcamaların kısılmasına karşı sokağa dökülen, devletle çatışan yüzbinlerin eylemlerinin sönüp gitmesinin ardından, bu dinamiğin daha uzun soluklu, hedefleri genişleyen, politik talepleri de olan yeni bir karaktere bürünmesidir.
Bu, çadır direnişçilerinin ileri sıçramasını engelleyen sınırlarla birlikte düşünülebilir. Direnişçiler içinde sistemin reforme edilmesini savunan bir kesim olduğu kadar, sistemin değişmesini isteyenler de bulunuyor. İktidardaki “Sosyalist” Parti’ye karşı çıkmayıp kendi seslerini duyması özlemi taşıyanlar, “Bizler insanız meta değil” diyerek kapitalizmin her şeyi metalaştırdığını dile getiren kapitalizm karşıtları, finans kapital ve bankaların iyi denetlenmesi gerektiğini talep edenler, bir bütün olarak sistemi sorgulayarak “Kapitalizm zenginler içindir, sosyalizm olsa iyi olurdu çünkü eşitlik olurdu” diyenler… Birkaç dilde yayınlanan manifesto, direnişin kozmopolit yapısını yansıtan bir içerikle dolu.
İstenmeyenin yerine ne koyulacağını bilememek

İspanya’da çadır protestoları ve seçimler sisteme derin öfkeyi, başka bir gelecek istem ve özlemini yansıtmaktadır. Sistemin sorgulanmasını, aynı zamanda yerine ne konulacağının bilinmemesi çelişkisini de… Onlar tarafından sosyalizm ufku bugün için görünmüyor; sosyalizm diyenlerde de, sosyalizmin ekonomik siyasal toplumsal bir sistem olmaktan çok, eşitlikçi olması öne çıkarılıyor.
Seçimleri dolayımsız etkileyen İspanya direniş deneyimi, “onbinlerin katıldığı bir direniş yaşandı ve bitti” düzlüğüne değerlendirilemez. Başka bir gelecek istem ve arayışlarını başka patlamalarda sürdürecek bir deneyim olması yönüyle İspanya, politik özne olarak hazırlıklı olma görevini önümüze bir kez daha koymaktadır.
[
Alınteri'nin Haziran 2011 tarihli sayısından alınmıştır]