Perşembe, 27 Nisan 2006 (20 yıl 5 ay önce)
Söz Alınterinin Kurultayı'ndan 1 Mayıs'a uzanan çalışmalar hızla devam ediyor. Öncü işçiler kurultayın soluğunu sanayi havzalarına taşıyor, işçilerle buluşuyor:
1 Mayıs bildirilerimiz Doğu Sanayi'de
Sabah saat 7:00‘de
Doğu Sanayi'nin girişinde yine önlüklerimizle iki farklı girişe iki ayrı grup olarak konumlanıyoruz. Önceki günün yorgunluğunu atamamış mahmur gözlerle işçiler akmaya başlıyor. 1 Mayıs bildirilerimizi uzatıyoruz. İşçiler alıyor bildirileri, hızla merdivenleri iniyor ve bildiriler katlanıp cebe atılıyor. İşçilerle konuşmaya, 1 Mayıs'ı anlatmaya çalışıyoruz. Ama hızla gelip geçerlerken bir şeyleri anlatmak zor oluyor. Bir taraftan da işten çıkanlar gelmeye başlıyor. Genç işçiler çoğunlukta.
- Daha önce hiç 1 Mayıs'a gittiniz mi arkadaşlar?
Sorular yöneltmeye başlayınca duraksıyorlar. Cevap verenler ya da durup biraz düşünenler oluyor. Peş peşe sorular…
- İyi de bir gün olsun kendimiz için bir şey yapmayacak mıyız?
- Yılın 364 günü çalışıyorsun da bir gün olsun kendin için bir şeyler yapma ihtiyacı duymuyor musun?
Uyur uyanık halleri bir an olsun dağılıyor. Bildiriyi okumaya başlıyorlar.
-Doğru söylüyorsun valla.
-Yok abi nerde! Her gün işteyiz işte.
-Kölece çalışmaya kölece yaşamaya dur diyemez miyiz? Nedir bizi tutan, ne var söylemeyecek. Genç bir işçi,
-Köle geldik köle gidiyoruz işte! diyor.
-Köle olduğumuzu biliyoruz da bunu değiştirmek için ne yapıyoruz?
-Ben iki aydır burada çalışıyorum, ama yakında çıkacağım. Bu Pazar 18 saat çalıştık.
- Kaç kişi çalışıyorsunuz?
- 20 kişi.
- Diğerleri de aynı koşullarda mı çalışıyor?
- Hepimiz aynı koşullardayız.
- Peki hiç oturup konuştunuz mu işyerinizdeki sorunlar üzerine, bir şeyler yapalım dediniz mi?
- Desek ne olacak ki? Ne yapabilirsin? Burada bunu yapmak çok zor.
- Bir şeyler yapmak zor da bu koşullara katlanmak kolay mı?
Sorular ve aldığımız cevaplarla sohbetler geliştirmeyi başarıyoruz. İlk anda yaşanan tutuklukları atıyoruz. Özgüvenli, rahat tavrımız işçilerin çekimser tavrını dağıtıyor. Yüzler gülmeye başlıyor, göz teması artıyor. Artık hızlı hızlı geçmiyorlar. İşten çıkan bir grup genç işçiyle sohbet etmek için duvarın dibine geçiyoruz. İşyerlerini anlatıyorlar. 1 Mayıs'a hiç gitmemişler. 17-18 yaşlarındalar. Anlattıklarımızı ilgiyle dinliyorlar.
“Peki bu 1 Mayıs'a gidecek miyiz?” diye sorunca
“Nasıl gideceğiz, nerede oluyor bu?” diye soruyorlar.
-1 Mayıs öncesi buluşalım, varsa arkadaşlarınızı da çağırın.
Randevulaşıyoruz, yorgun argın ayrılıyorlar. Biraz önce bildiri verip ayak üstü konuştuğumuz bir işçi geri gelerek konuşmak istediğini söylüyor. Onunla da işyeri hakkında konuşuyoruz ve çalışmalarımızdan bahsediyoruz. 1 Mayıs'a çağırıyoruz. O gün çalıştığını söylüyor, ama sonrası için görüşme ayarlıyoruz. Bildirilerimiz bittikten sonra simit tezgahında duran, bir sene önce işten çıkmış olan ve şimdi emekli olmak için dışardan prim ödeyen işçiyle sohbet ediyoruz. Çalışmamızı nasıl bulduğunu soruyoruz.
-Dün de burada bildiri dağıtanlar vardı. Ama onlar dağıtıp gittiler. Siz işçilerle konuşuyorsunuz. Bu daha güzel oluyor, diyor. Bildirimizi alıyor.
-Ben her zaman burada duruyorum, bir sonraki gelişinizde oturup konuşuruz, diyor.
Gebze’de Bildiri Dağıtımı
24 Nisan sabahı saat 6.30'da Gebze’de
Akse Sapağı ve
İnönü Mahallesi’nde 1 Mayıs’a yönelik olan Alınteri bildirilerimizi işçilere ulaştırdık. 6 işçi olarak çıktığımız dağıtımda ikişerli gruplar olarak ayrıldık. Birlik, mücadele, dayanışma gününde taleplerimizi haykırmak için bütün işçileri 1 Mayıs alanlarına çağırdık. Erken bir saat olmasından dolayı durak çok kalabalık değildi. Biz de durakta bulunan işçilerle sohbet etme olanağı buluyoruz.
Tuzla Cevahir Deri’de çalışan bir kadın işçiyle tanışıyoruz. 1 Mayıs’a geleceğini söylüyor. Neden çalıştığını, orada direniş olduğunu, çalışmaması gerektiğini söylüyoruz.
“Ben taşeron işçisiyim, benim gibi 80 işçi var çalışan” diyor. Biz de karşılığında
“Onların kazanması sizin çalışmamanıza, iş bırakmanıza bağlı” diyoruz. “Onlar bu direnişi kazanamayacak” diyerek inançsızlığını dile getiriyor.
“Üstelik benim çocuklarım var, eve ekmek götürmem gerekir” bahanesine sarılıyor. “Direnişte olanların da çocukları var, onların da evlerine ekmek götürmesi gerekiyor” diyoruz, bir kaç şey daha konuştuktan sonra 1 Mayıs’ta görüşmek üzere sohbeti bitiriyoruz.
Dağıtım sürerken servislere biniyoruz, sesli ajitasyon yapıyoruz. Fabrika işçilerini 1 Mayıs alanına çağırıyoruz. Çeşitli tepkilerle karşılaşıyoruz. Bunların kimisi olumlu kimisi olumsuz tepkiler. Bazıları onlara yansıttığımız moral ve motivasyondan kaynaklı 1 Mayıs’ı kendi içlerinde tartışmaya başlıyorlar, 1 Mayıs’a gelmenin öneminden bahsediyorlar. Kimi zaman da son dönemde sistemli bir şekilde Kürt halkına karşı yaratılan şovenist kampanyanın etkisi altında
“Sizler ortalığı karıştırıyorsunuz, siz terör örgütü müsünüz, siz PKK ile birlikte yürüyeceksiniz, siz vatanı bölmeye mi çalışıyorsunuz” gibi tepkilerle karşılaşıyoruz. Biz de bunun böyle olmadığını, taleplerimiz ve ihtiyaçlarımız için çaba gösterdiğimizi, dünyadaki bütün işçi ve emekçilerin kardeş olduğunu,
işçilerin birlik, halkların kardeş olması gerektiğini vurguluyoruz. O sabah 500′ü aşkın bildirimizi dağıtıyoruz. Dağıtım bittikten sonra hepimiz vardiyalarımıza yetişmek için kendi servis duraklarımıza doğru yürüyoruz. Bugün mesaimiz biraz erken başlasa da güzel bir mesai oldu. Kendimiz için, hayallerimiz ve geleceğimiz için çalışmanın daha güzel olduğunu düşünerek servislerimize biniyoruz.
Bildirilerimizle Kıraç’tayız
Daha önce 1 Mayıs afişlerimizle donattığımız Kıraç’a, 1 Mayıs çalışmamızın sonraki adımı olan bildirilerimizle gidiyoruz bu kez.
Çok geniş bir alana yayılmış yüzlerce fabrikanın bulunduğu, bir yandan metal sektöründe teknoloji-yoğun üretim biçimlerinin, diğer taraftan farklı sektörlerin emek-yoğun üretiminin iç içe bulunduğu bir işçi havzası burası.
Peş peşe sıralanmış büyük fabrika binalarının ve yanında yöresinde park halinde uzayıp giden işçi servisleri, genel olarak el değmemiş, sınıf çalışması yürütülmemiş bir bölge olmasına rağmen karşılaştığımız işçilerin gözlerinden okunan merak ve ilgi sınıf çalışması yürüten her işçiyi daha ilk anda heyecanlandıracaktır.
Bildiri dağıtımı için beklediğimiz fabrika
Korozo. Yan yana dört üretim binası ve bir depodan oluşan kağıt, ambalaj ve matbaa üzerine üretim yapılan,
800 işçinin çalıştığı bir fabrika burası.
Üzerinde
“Kölece Çalışmaya, Kölece Yaşamaya Hayır” kampanya sloganımızın yazılı olduğu önlüklerimiz ve bildirilerimizle akşam 19:00'daki vardiya değişiminden önce oradayız. Saatin dolmasını beklerken yol kenarındaki büfeye birer çay içmek için oturuyoruz. Derken büfeci ile tanışıyoruz ve içerde bulunan servis şoförleri ile tanışıp sohbet ediyoruz. Çoğu Kürt illerinden gelmiş olan bu emekçilerle kısa ve sıcak sohbetlerimizde fabrikayla ilgili bilgi ediniyoruz.
“İşiniz bitince yine gelin sıcak çaylarınız benden“ diyor büfeci dostumuz biz çıkarken.
İkişer kişilik, iki gruba ayrılıp vardiyadan çıkanlar ve yeni gelenlerin oluşturduğu kalabalığa dalıyoruz. Uzatılan ilk bildiriyle karşılaştığımız sıcak ilgi biraz da şaşırtıyor bizi. Neredeyse herkes ilgi ve gönüllükle alıyor bildirilerimizi. Turnikelerden içeri girenler açıp okuyorlar bildirileri, yeni çıkanlar alıp servise binince okumaya başlıyorlar. Ayak üstü sohbetlerimizde rahat bir diyalog kuruyoruz. Herkes bir şeyler anlatmak istiyor, uzayan mesai saatleri ve yatırılmayan sigortalar başta gelen sorunları. Bu arada yanımıza bir işçi yaklaşıyor, bildiriyi alırken fabrikada yaşananları anlatıyor:
“İçerisi kıpır, kıpır. Herkes çok huzursuz. Ben gece vardiyasındayım sürekli. Sigorta da yok, üstelik 14 saat çalışıyoruz. Bugün işten çıkmayı düşünüyorum.” Dedikten sonra
“1 Mayıs'a da gelmek istiyorum. Nerede olacak?” diye soruyor.
Uzayan mesai saatleri ve yatırılmayan sigortalar başta gelen sorunlar. İş değiştirme yaygın bir eğilim. “Peki başka bir yerde daha mı iyi olacak!” sorumuza verilen yanıtlar hep aynı.
- Aslında çok bir şey değişmeyecek. Ama buradan bıktık.
İşçilerin birlikte hareket edebildikleri ve örgütlü oldukları zaman ancak kendilerini güvende hissedebileceklerini belirtiyoruz. Kimisi “Evet bunları konuşmak gerekiyor. Şimdi zaman yok ama ne zaman diyorsanız, istediğiniz yerde bir araya gelip konuşalım.” diyor. Telefon numarasını alıyoruz.
Fabrikanın önündeki bu hareketlilikten rahatsız olan özel güvenlik yanımızda bitiveriyor.
“Bunları burada dağıtamazsınız. Burayı hemen terk edin. Yoksa şimdi jandarmaya haber veririz.” Bu tehditleri büyük bir kayıtsızlıkla karşılayıp işimize devam edince birden kalabalıklaşıyorlar. Ve zor kullanmaya kalkıyorlar. İşçiler olup biteni merakla izlerken, bildiri almaya da devam ediyorlar. Bunun üzerine herkesin duyabileceği bir sesle
"Biz burada işçilerin çıkardığı bildirileri işçilere dağıtıyoruz. Buna karışamazsınız. İşçiler fazla mesailerle, düşük ücretle çalışırken kimse onların güvenliğini düşünmüyor. Ama kendi talepleriyle ilgili bildiriler dağıtılırken jandarmayı çağırmakla tehdit ediyorsunuz. Biz bildirilerimizi dağıtmaya devam edeceğiz! Kimi isterseniz çağırın!" diyoruz.
Bunun üzerine bildiler kapışılıyor adeta. İşçiler özel güvenlikçilere tepkilerini göstermek istercesine alıyorlar bildirileri. Bazı servis şoförleri bildirileri toplu alıp servisteki işçilere veriyorlar. Güvenlikçilere de çekip gitmek kalıyor. Servisler ayrılıncaya kadar 600 bildiri dağıtıyoruz. Ardından büfeye uğrayıp keyif çaylarımızı içiyoruz. Ekip olarak sergilediğimiz performanstan memnun herkes. Büfeci dostumuzla vedalaşıp ayrılıyoruz.