Yunanistan, İspanya, Portekiz, İngiltere'de grevler... Avrupa proletaryası bambaşka bir döneme girebilir...
YAŞANACAK DÜNYA
Avrupa emperyalizmi ve mali sermayesi zor durumda bulunan Yunanistan’ın ardından Portekiz ve İrlanda da "çöp" olarak ilan edildi. Yani bu ülkelerin çıkardıkları tahviller artık değersiz kategorisinde görülüyor. Bu ülkelere yatırım yapılamıyor, iflasın eşiğindeler. Şimdilerde bunlara İspanya ve İtalya’nın eklenmesi ihtimali ortaya çıktı.
Yunanistan’a İMF’nin de desteğiyle 110 milyar Euroluk bir kredi verilmesi karara bağlanmıştı. Bunu 85 milyar Euro ile İrlanda izledi. Son olarak ise 78 milyarlık kredi paketiyle Portekiz gündeme geldi. İrlanda’nın bütçe açığı rekor düzeye çıkarak GSYİH’sinin %32,5’ine yaklaşırken, onu %10,5 ile Yunanistan ve %9,1 ile Portekiz izliyor. AB ortalaması ise %6,4 ile en kötü dönemini yaşıyor. Maastrich Antlaşması bu oranı sözde %3 ile sınırlıyordu. En iyi durumdaki Almanya bile %3,3 ile olması gereken düzeyi aşmış durumda. Maastrich anlaşmasına göre %60’ı geçmemesi gereken dış borcun GSYH’ye oranının bu yıl Yunanistan’da %158, Portekiz’de %102, İrlanda’da ise %112 olarak gerçekleşeceği söyleniyor.
Bu devletlerin içine yuvarlandıkları mali krizinden sözümona kurtulmaları için uluslararası mali sermayenin açtığı "yardim paketleri" nin gerçekte ne anlama geldiği ve proletaryaya yönelik ağır saldırıları içeren yönünün olduğu biliniyor. Enfllasyonun yükselişine karşın dondurulan ücretler, fırlayan işsizlik oranları, özelleştirmeler, budanan sosyal haklar, kısılan eğitim sağlık vb. harcamaları, esnek çalışma koşullarının yaygınlaştırılması…
Portekiz hükümetinin uyguladığı sosyal yıkım saldırısı 15 Temmuz‘da protesto edildi. Portekiz’in başkenti Lizbon’da ağırlaştırılan vergi yüküne karşı binlerce kişi eylemdeydi. İşçiler parlamento binasına yürüdü. Portekiz burjuvazisi, 3 yıllık saldırı paketi ni uygulamaya çalışıyor. Avrupa işçi sınıfı hareketinin olası bir hızlı yükselişi açısından güç kazanan maddi zemin karşısında Avrupa mali sermayesi, Yunanistan, İrlanda ve Portekiz’in toplamından daha büyük bir ekonomiye sahip olan İspanya’nın da borçlarını ödeyememe sarmalına bütünüyle girmesi ihtimalinin büyüttüğü korkuyla yatıp kalkıyor. Üstelik buna bir de İtalya eklenmiş durumda! 1.9 trilyon Euroluk devlet borcu olan İtalya borçlarını ödeyememe tehlikesiyle karşı karşıya. "Kemer sıkma" ekonomi-politikalarını devreye soktu bile. İtalya’nın devlet tahvilleri 1.6 trilyon dolara ulaşmış durumda. Bu tahvilleri ellerinde bulunduran başta Fransız bankaları olmak üzere diğer ülke bankalarının borç-alacak zincirinin birçok noktadan kopmasına yol açabilecek bir risk oluşturmaktadır bu.
Bilindigi gibi AB borç krizinin hiç değilse baş ağrıtmayacak derecede ötelenmesi için 440 milyar euroluk “kaynak” ayırmaya karar vermişti. Bu miktar tek başına İtalya’nın çıkardığı ve sattığı devlet tahvillerinin toplam yekününün çok altında kalıyor. Avrupalı bankaların ellerinde bulunan İtalyan ve İspanyol tahvil miktarı 552 milyar Euro. Avrupa Merkez Bankası borç batağındaki ülkelerin tahvillerini satın almayı şimdilik sürdürdüğü için, geçici bir süre problem erteleniyor. Bu durumun daha ne kadar sürdürülebileceği ise esas olarak kuşkusuz, keskinleşme potansiyelleri çoğalan sınıf mücadelesine bağlı olacak.
Halihazirda iflasın eşigine gelmiş ülkelerin ardından İtalya ve İspanya’nın içine girdiği süreç, diğer emperyalist kutuptaki ABD’nin biriken borçlarını çeviremez pozisyona düşebileceğinin kokusunu alan uluslararası kredi kuruluşlarının ABD’nin kredi notunu düşürmesi gibi gelişmelerle birleşince işin renginin daha da değişebileceği açıktır. Şimdiden ABD devlet tahvilleri hızla değer kaybetti. Bunun ABD tahvillerine yatırım yapan Çin’i ve Japonya’yı etkilemeyeceği düşünülemez.
Söz konusu olanın salt bir "para bunalımı" olmadığı, kapitalizmin yapısal kriziyle bağlantılı genel kriz özelliği göstermesi çoktan açığa çıkmıştı. Temelinde aşırı üretim ve aşırı sermaye birikimi vardır. Örneğin otomotiv gibi önemli sektörlerdeki üretimin hacmi 2008 mali krizi öncesi düzeye ulaşamadan bugün bu alandaki satışlarda düşüş yaşanmaktadır. 2008′den bu yana herhangi bir yeni makine-sistemini devreye sokmadan daha az işgücüyle üretim hacmi eski seviyesinde tutulmaya çalışılmış fakat bu bile başarılamamıştır.
Bir dönem kapandı!
Evet bir dönemin kapandığını söyleyebiliriz. Peki başta Avrupa proletaryası olmak üzere uluslararası proleter hareket gerçekten de yeni bir dönemi açabilecek mi?
Proletaryayı uzun yıllardır cendereye almış olan reformizmin ve onun temel direklerinden biri olarak sendikal bürokrasinin maddi dayanağı "sosyal devlet" çoktandır çöktüğü gibi cenazesi de kaldırılmak üzeredir. Yapısal krizini Yunanistan, Portekiz, İrlanda, İspanya gibi devletlere sosyal-ekonomik yıkım paketlerinin uygulanmasını dayatmakla yetinmeyip, merkezdeki ülkelerde de işçi sınıfını tarihsel olarak çok daha gerilere götürecek ekonomik-sosyal saldırıları arttırarak aşmayı planlayan emperyalistlerin bu çabaları, sınıf mücadelesinin yeni bir zeminde cereyan edeceği koşulları oluşturmaya doğru gidecektir.
Yunanistan’da hükümeti sallayan grevler genel grevler ve bitmek bilmeyen kitlesel gösteriler… İspanyada patlayan işçilerin ve gençlerin büyük kitle hareketlilikleri… İngiltere’de uzun yillardan sonra gerçekleştirilen kitlesel genel grev… Portekiz işçi sınıfının kıpırdanışları…
Tüm bunlar, başta sendikal bürokrasinin reformist etkisi olmak üzere Avrupa proletaryasının militan sınıf hareketinin gelişmesinin önündeki engelleri bir bir kaldıracak yeni koşullarla birleştiği oranda bambaşka bir döneme gerçekten girilebilecektir!