Tuzla'dan tek çıkan varil değil

Cevahir ve Dünya deri şimdi de Birleşik Metal-İş'te örgütlenen Mito işçileri... Tuzla'da direniş sayısı 3'e çıktı

GÜNCEL
Perşembe, 27 Nisan 2006 (20 yıl 5 ay önce)

Mito

YANGINLAR İÇİNDEN ÇIKAN DİRENİŞ


Tuzla'nın Aydınlı Köyü'nde bulunan Mito Radiators fabrikasında 31 Mart Cuma günü başlayan direniş 1 aydır devam ediyor. Direniş Birleşik Metal-İş sendikasında örgütlenen işçilerden 40'ının işten atılması üzerine başladı.

Yana Yakıla Çalışma


136 işçinin çalıştığı Mito'da banyo havlupanı imal ediliyor. Radyotör üreten işçiler gaz basıncından ve kaynak salamasının alev almasından dolayı sürekli yanıyorlar. İlk işe başlayan işçiler, yarım gün eski işçileri çalışırken izledikten sonra hiç bir eğitim almadan ellerine hemen kaynak makinesi verilmesiyle işe başlıyorlar.

İşçiler işi, iş kazalarıyla yana yakıla öğrendiklerini, fabrikada hiç bir iş güvenliğinin, hatta ecza dolabının bile olmadığını anlatıyorlar. Bir işçinin yine bir yangında belden aşağısının yandığını anlatan işçiler, o yangında fabrikada bulunan bir sürü yangın söndürme tüpünden sadece 2'sinin dolu çıktığını aktarıyorlar.

Sabah 08:00 – 18:00, 21:00 – 07:00 düzeneğinde iki vardiya çalışılan fabrikada özellikle 40 yaş ve üstündeki kadın işçiler gece vardiyasında uyuyakaldıkları için hem kendilerini hem de karşılarında çalışan işçiyi yakıyorlar.

Asgari ücretle çalışan işçiler, 380 YTL'lik sefalet ücretlerini dahi 4 taksitle parça parça alıyorlar.

Çok yoğun bir şekilde zorunlu mesaiye bırakılan işçilerin mesai paraları da ödenmeyerek gasp ediliyordu.

İşçiler yemeklerin çok kötü olduğu fabrikada, tabldotların da pislik içinde olduğunu mutfakta ise farelerin cirit attığını anlatıyorlar.

Mito direniş işçi

Komiteli Örgütlenme


Mito'da 6-7 ay süren sendikal örgütlenme çalışması daha önce deri sektöründe sendikalı olarak çalışan bir işçi tarafından başlatıldı. Her bölümden birer kişinin seçildiği bir komite oluşturuldu. İşçiler komiteli çalışma sayesinde herkesin bir sorumluluk almasının avantajının ortaya çıktığı deneyimini paylaşıyorlar. Herkes kendi bölümünden sorumluydu. Ayrıca komite sayesinde bilgilere de daha rahat ulaşılabiliniyordu.

Fabrikada yetki başvurusu için Çalışma Bakanlığı'na kağıtlar 8 Mart'ta gitti. İşçiler örgütlülüğün duyulması ve sonrasında yaşananları şöyle anlatıyorlar:
Patron birşeyler hissediyordu ama ne olduğunu bilimiyordu. Örgütlüğün ortaya çıkması ise şöyle oldu: İçeride ana şirket ve iki taşeronun dışında kiralık işçiler de var. Bir temizlik şirketi var ödünç işçilikle işçi çalıştırıyor. Biz tek başımıza başaramayacağımızı düşününce ödünç işçilerden birisine söyledik örgütlendiğimizi. O arkadaş patron tarafından işten çıkartıldığı gün bizi ispiyon etti patrona. Daha sonra patron bir deneme yaptı. Maaş bordrolarını imzalatırken patron bir aslını işçiye vermek zorunda ama patron öyle bir şey yapmıyor. Vermediği için de bir arkadaşımız imzalamak istemiyor. O yüzden de çıkartıldı. Biz de neden çıkarttınız diye hesabını sorduk. 3 gün sonra ise 8 arkadaşımızı iş bıraktıklarını söyleyerek çıkarttı. 3 işçiyi ise onların yanında sebep dahi göstermeden çıkarttı. İlk çıkışlar o gün, 31 Mart Cuma günü başladı. 4 Nisan ve 10 Nisan tarihlerinde de 15'er arkadaşımızı parça parça çıkardı. İçerde şu an 60'a yakın üyemiz var. Bunların dışında yine ödünç işçiler var. Arkadaşlarımız bize destek olmak için mesailere kalmıyorlar.

Fabrikada Sendikalılara Taciz ve Baskı


Mito'da saat 15:00'deki çay paydosunda çalışan işçiler bahçeye çıktıklarında direnişçi işçiler de slogan atmaya başlıyor. Bu, paydoslarda da yapılıyor. İçerdeki işçiler ise, alkışlarla desteklerini ortaya koyuyorlar.

Muhabirimizin direniş yerinde bulunduğu 25 Nisan günü çay paydosunda yine slogan atan direnişçi işçiler içeride bir kadın işçinin taşeron firmaların yöneticileri tarafından sıkıştırılarak tehdit ve taciz edildiğini gördüler. Bunun üzerine fabrika kapasına dayanılarak hesap soruldu. Direnişçilerin kararlılığı karşısında taşeron başları tacizi inkar ettiler. İşçilerle baş edemeyeceklerini anlayınca da jandarma çağırma tehdidiyle içeriye kaçtılar.

İçeride örgütlülüğe karşı sistemli bir baskı yürütülüyor. Kadın işçilere hakaretler ediliyor, üzerlerine yürünüyor. Kadın işçiler tuvalete, soyunma odalarına kadar takip ediliyorlar. İşçilerin bölümlerini değiştirmeye çalışıyorlar. Baskılar genelde kadınlara yapılıyor. Erkek işçiler ise telkinlerle kandırılmaya çalışılıyor. İşçilerin evlerine gidilip “kazanamayacaksınız, vazgeçin” gibi söylemlerle umutsuzluk yaratılmaya çalışılıyor.

Mito'da bir direniş var; yana yakıla kölece çalıştırılmaya karşı bir direniş. İnsanca bir yaşamın incanca bir çalışmayla mümkün olduğunu anlayan işçilerin sürdürdüğü bir direniş.

Cevahir deri

CEVAHİR DERİ DİRENİŞİ 6. AYINDA SINIF DAYANIŞMASIYLA SÜRÜYOR


Tuzla Deri Sanayi Bölgesi'nde bulunan Cevahir Deri'de 24 Kasım 2005 tarihinde başlayan direniş 5. ayını bitirdi. Patronun paralı çetesi ve jandarma tarafından birçok defa baskı ve saldırıya uğrayan direniş sınıf dayanışmasını yükselterek sürüyor. Havzada çalışan Deri-İş üyesi işçiler fazla mesaileri kaldırdılar. İşçiler, Dünya ve Cevahir Deri direnişleri sonuçlanana kadar mesaiye kalmayacaklarını açıkladılar. Tüm işçiler saat 17:00'den sonra Cevahir Deri'nin önünde toplanarak fabrikadan çıkan grev kırıcıları ıslıklarla protesto ediyor.

Cevahir Deri'de direniş Deri-İş sendikasına üye oldukları için 8 işçinin atılması ve 20 işçinin de arkadaşlarını ve örgütlülüklerini sahiplenerek dışarı çıkmasıyla başladı.

Cevahir Deri patronu fabrikayı Bolu Gerede'den, orada çalıştırdığı 15-20 işçiyle birlikte Tuzla'ya taşıdı. Şu an Cevahir Deri'de o işçilerle birlikte bir de taşeron çalışıyor. İşe iki servis aracıyla gelen grev kırıcılar işbaşı ve paydos saatlerinde gelen jandarmanın koruması ve eskortluğunda fabrikaya girip çıkıyorlar.

Gerede'de işçiler sigortasız ve hatta yemek dahi verilmeden çalıştırılıyordu. İşçileri günlük yevmiye ile çalıştıran patron, iş öğlen biterse yarım yevmiye verip işçileri gönderiyordu. Cevahir Deri'nin direnişçi işçileri “Gerede'den gelen işçiler burada sigorta ve yemeği görünce amenna dediler” diye anlatıyorlar. Geredeli işçiler fabrikada kendilerine sendikalılık anlatılırken sıcak baksalar da iş pratiğe gelince direnişçilerin yanında yer almadılar. Bu durumun bir sebebini de patronun Gerede'de feodal bir ağalık forsuna sahip olması ve işçileri Gerede'de çalışan akrabalarını çalıştıkları işlerden attırmakla tehdit etmesi oluşturuyor.

Cevahir Deri işçileri 40-50 kişilik patron çetesinin, demir sopalar, kazma sapları ve kaleşnikoflu saldırısına uğramış, bu da yetmezmiş gibi kolluk güçleri olan jandarmalar da patron ve çetesinin korumalığını yapmıştı. İşçiler jandarmanın grev kırıcıları koruyarak görevine devam ettiğini bunun yanında sanayideki diğer patronların da baskılarını gördüklerini anlatıyorlar. İşçiler bir çok yerde olduğu gibi Tuzla deri sanayinde de patronların örgütlülüğe karşı mücadele etmek için ortak kasa oluşturduklarını belirtip, “Başarıya ulaşırsak sözleşmede, başka haklarda da üzerilerine gideceğimizin korukusunu duyuyorlar” diye ekliyorlar.

4. direnişini yaşayan Necati adlı işçiyle röportaj yaptık. O dördüncüsünü yaşıyor ve "Direniş bir okul oluyor, herkesin bir direniş yaşaması gerekiyor" diyor:


Direnişe karşı jandarma ve kontrgerilla saldırıları sizi nasıl etkiledi?
Saldırılara alışkınız. Dünkü bugünkü değil, her zamanki saldırılar bunlar. Sadece burada da değil Türkiye'nin her tarafında işçilere saldırı var. Eğer işçi birlik, beraberlik içinde olursa saldırılar vız gelir. Bunları o zaman aşarız.

Direniş şu anda iyi. Sanayi de Deri-İş üyesi işçiler fazla mesaileri kaldırdı. Tüm işçiler akşam 5'ten sonra buraya geliyor. Çıkan işçileri hep beraber protesto ediyoruz. Dünya ve Cevahir Deri sonuçlanana kadar mesaiye kalmayacaklarını açıkladılar. İleride gerekirse üretimi de durduracaklar.

Diğer direnişleri nasıl takip ediyorsunuz? Çorlu, Gönen...
Özellikle İleri Deri işçilerinin direnişi 1 yılı geçti. Onları da kutlamak gerekiyor. Oralar bizim burası gibi olamaz. Burada bir mücadele geçmişi var. İnsanlar direniş yaşaya yaşaya bazı şeyleri öğrendiler. Oralarda insanlar toprakla bağlarını da koparmadıkları için biraz daha rahatlar.

Hiç bir araya geliyor musunuz?
15 gün önce Dünya Deri'den direnişçi arkadaşlarla birlikte Çorlu'daki İleri Deri'ye gittik. Grevlerinin ilk günü işçileri gözaltına alıp pankartlarını indirmişlerdi. Çalışma Bakanlığı'ndan izin alınmış, yetki alınmış ona rağmen oradaki grev pankartını indiriyorlar, işçileri gözaltına alıyorlar. Türkiye'de böyle bir yasa var.

Sınıf dayanışması adına başka bir grevin pankartını asmak çok güzel bir şey... Neler hissettiniz?
Tabiki insan duygulanıyor. Sen haklı olarak gidiyorsun oraya haksız olarak gitmiyorsun ki.. İnsan tabiki haklı olduğu bir işi yapmaya çalışırken de gururlanıyor.

Cevahir Deri'yi yaşadığın diğer direnişlerle nasıl kıyaslıyorsun?
Sanayi de bundan 5-6 sene önce üye sayımız fazlaydı. Tabi o zaman iş de fazlaydı. Mesela kürkçüler 12 ay devamlı çalışıyordu. Şimdi 6 ay çalışıp 6 ay yatıyorlar. Hem insanların ekonomik durumu hem de üye sayısı azalıyor. Yani gücün azalıyor. Bu işler de güce bakıyor. Ama eski işler devam etseydi burada en az 3-4 bin üye olurdu o zaman daha güçlü olurduk.

Direnişin arkadaşlarını değiştirdiğini gözlemleyebildin mi?
Bir insan direnişe çıktığı zaman neyin ne olduğunu, haklılığı haksızlığı, yasaların ne derece yerine getirilip getirilmediğini çıplak gözle görebiliyor. Mesela yasalarda bir işçiyi sendikalı olduğu için işten çıkarmanın 1 ila 3 yıl arasında cezası var deniliyor. Ama bu uygulanmıyor. Biz sendikalı olduğumuz için işden atıldık işveren bir ceza gördümü: Yok. Değişen çok insan oldu tabi... Anlamayan zaten anlamıyor, direnişe çıksa da anlamıyor, içinde hainlik varsa ama direnişte yasaların nasıl uygulandığını filan yaşayarak görünce insanlar ister istemez değişiyor. O bakımdan direniş bir okul gibi iyi oluyor. Her insanın çıkması da gerekiyor. Herkesin başına direniş gelmesi gerekiyor. Bazı şeyleri çıplak gözle görünce insanın daha çok kafası yatıyor.

Dünya deri

DÜNYA DERİ İŞÇİLERİ KÖLELİĞE KARŞI DİRENİYOR


Dünya Deri işçilerinin direnişi 85. gününde devam ediyor. İşçiler direnişlerini 83. gün patronun üretimi kaydırdığı ve yine Tuzla Organize Deri Sanayi Bölgesi içinde bulunan Öz Deri'nin önüne taşıdılar.

Tuzla deri sanayinin en çok iş yapan üç fabrikasından biri olan Dünya Deri işçileri sendikal örgütlülüklerini Deri-İş sendikasında örgütlenerek sağladılar. İşlerin yoğun olduğu bir dönemde sendikal çalışmayı öğrenen Dünya Deri patronu sendikayı kabul etmek zorunda kaldı. İşçilerin sendikalı çalışmaları yaklaşık 8 ay kadar sürdü. Patron sezon sonunda iş yoğunluğunun düştüğü ilk anda sendikal örgütlülüğü dağıtmak amacıyla fabrikayı kapattı. Bu durum üzerine işçiler fabrika önünde direnişe geçtiler.

İşçiler “Direniş patronun iki kelimesi ile başladı: 'Fabrikamı kapatıyorum'. İşim bitti diyerek bize bir şey danışmadan hadi güle güle dedi. Biz de böyle olmaz dedik ve direnişe geçtik” diye özetliyorlar yaşananları. “Hiç bir hak vermedi mi?” diye sorma gafletimizi ise “Biz hakkın peşinde değil işimizin peşindeyiz. Zaten yatırdıkları para da eksik” diye yanıtlıyorlar.

Patron Dünya Deri'deki makineleri Öz Deri adlı fabrikaya taşıyıp burada üretime geçince işçiler de kendi deyimleriyle “Boş depoyu beklemektense bu fabrika önüne gelmeye” karar verirler ve direniş geçtiğimiz Pazartesi günü Öz Deri'nin önüne taşınır.

Dünya Deri işçilerinin en büyük sorunu kölece çalışma koşulları. Aşağıda okuyacağınız anlatımlarda bunu çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyorlar. Ve sendikalı oldukları zaman insan olduklarını anladıklarını söylüyorlar:


Bayağı bir arkadaş bekliyor direniş yerinde. Bu birlikteliği nasıl sağladınız?
Bülent:
Valla yalan söylemiyelim birlik kendiliğinden birden bire sağlandı. Bundan 1-2 sene önceki fabrika ile şu an arasında dağlar kadar fark var. 1-2 sene önce millet patronlardan çekindiği, işten kovulma korkusu duyduğu için bir biriyle konuşmuyordu dahi. Bir erkek işçi bir kadın işçinin yanına gelemiyordu.
Abdurrahman: Sendikalı olup örgütlenince insan olduğumuzu bildik. Önceden içeride köle gibi davranılıyordu bize. Hayvan gibi şuraya götür buraya götür, o kadar. Sendikalı olduk en azından bir insan olduğumuzu bildik, işçi sınıfına girdik, işçi olduğumuzu anladık. Yani ondan adam sendikayı kaldıramadı, hazmedemedi.

Diğer direnişleri takip ediyor musunuz?
Bülent:
Evet. Çorlu'da var Gönen'de var. Aydınlı merkezde Mito direnişimiz var. Takip ediyoruz bunları..
Abdurrahman: Çorlu'ya gittik, Gönen'e gittik. Gönen'de sendika temsilciliğimize gece saldırmışlar, herşeyi kırıp dökmüşlerdi. Oraya gidip basın açıklamasına katıldık. Çorlu'da İleri Deri direnişi var. Orada greve geçildi. Grev pankartını asarken işçi arkadaşlarımız saldırıya uğradı. Onu da hem kınamak için gittik hem bir de basın açıklaması yaptık. Oraya da grev pankartımızı astık geri geldik.

Bundan sonra nasıl gidecek direniş?
Abdurrahman: Bundan sonra direne direne kazanacağız başka çaremiz yok. Baş sloganımız bu: “Zafer Direnen Emekçinin Olacak”.

Erol: Biz burada bir köle düzeninde çalışıyorduk daha önce. Sendikalı olduk sendikalı olduktan sonra bir seneye yakın insanca çalıştık. Sezon bitince adam bizi dışarı attı. Biz işimizi geri istiyoruz.

Bugün sence işçilerin yaşadığı en büyük sorun ne?
Erol: Bizim en büyük sorunumuz jandarmayla. Sermaye salıyor jandarmayı üzerimize. Bir de sermayenin işçiyi köle düzeninde çalıştırması.

Kadınlar açısından fabrikada çalışmanın zorlukları neler?
Nursel:
Zorluk bir şey yok. Normal çalışıyoruz. Erkekler ne yapıyorsa biz de aynısını yapıyoruz. Hatta daha da ağır işleri yapıyoruz.

Direnişte kadın olmanın zorlukları var mı?
Nursel:
Tabi ki var ama benim için hiç önemi yok. Ben her zaman arkadaşlarımla birlikteyim ve sonuna kadar da gideceğiz. Bunlar bizi böyle dışarı attı. Şubat'ın 6'sından beri dışardayız. Onlar içeride rahat rahat oturamayacak. İçeride çalışanlar var biz de burada dışarda bekliyoruz. Ne kadar olsa da zorluklarını çekiyoruz. Zor.. Eve gidiyoruz çoluk çocuğumuz, eşimiz yemek hazırlıyoruz. Buraya gel bekle. İçerdekiler de rahat rahat çalışıyor hiçbir şey olmamış gibi..

Evde hiç sorun yaşadın mı?
Nursel:
Hayır. Ben buradan çıkayım başka bir fabrikaya gireyim, sendikasız olsun elimden geldiği kadar sendikalı yapabilmek için uğraşırım yani. Sendikalı çalışmak çok iyi, çok güzel. Her hakkını alıyorsun. Sana insan gibi davranılıyor. Patronlar olsun, ustalar olsun hiç olmazsa insan gibi davranıyorlar. Sendikalı olduktan sonra insan olduğumuzu anladık. Demek ki patronlar hakkımızı yiyerekten, çalaraktan, üstümüzden geçinerekten bu zamana kadar böyle gelmişler. Biz de hakkımızı aradığımız, sendikalı olduğumuz için dışarıdayız.

Son olarak herkesten destek beklediğimizi söylemek istiyorum.