Cumartesi, 15 Ekim 2011 (15 yıl 1 hafta önce)
İran: Bir ‘Taşeron’ Cumhuriyeti ve Gelişmekte Olan Emek Hareketi
Son dönemlerde İran rejiminin gerek getirdiği yasal düzenlemeler gerek devrim muhafızları ve Bajij gibi askerî ve paramiliter güçleriyle ana saldırı hedeflerinden biri İran işçi hareketi.
Hani dendiği gibi, İşin şirazesi kaçtı. İran Devrim Muhafızları Komutanı General Mesud Cezayiri açıklama yapmış; Wall Street protestolarını “Amerikan baharı” olarak nitelendiren Cezayiri, “Şirketlerin kâr hırsını ve zengin ile fakir arasındaki farkı eleştiren protestolar Batının kapitalist sistemi yıkacak" demiş. Hani duyan da konuşan devrimci bir işçi partisi sözcüsü sanır.
Oysa Mesud Cezayiri’nin bu açıklamayı yaptığı esnada, İran’ın güneyindeki Mahsahr kentinde sefalet içindeki 6 bin 500 petrokimya işçisi grev yapıyordu (27 Eylül'de başlayan grev, 10 Ekim tarihli son habere göre devam ediyor). Grevin ana talebi güvencesiz ve sözleşmeli istihdamın ve taşeronluk sisteminin kaldırılması.
İran resmen bir “İslam Cumhuriyeti” olsa da, fiilen tam bir 'Taşeron Cumhuriyeti'ne dönüşmüş durumda. Başka -ve ironik- bir deyişle, rejimin “seküler” olduğu tek alan ekonomi. Neoliberal yeni kölelik/istihdam stratejilerini dünyada belki de en “nizami” şekilde ve sadakatla uygulayan ülkelerin başında İran geliyor. Öyle ki, İran işçilerinin nerdeyse bütününe yakın bir kesimi artık “geçiçi”, “sözleşmeli”, “güvencesiz” ve “geleceksiz” bir çalışmaya mahkûm. İran emek enformasyon kaynaklarının verilerine göre, İran işçilerinin yüzde 70’i sözleşmeli ve çok ağır koşullar altında; yüzde 80’i ise yoksulluk sınırının altında bir hayat sürüyor. 10’dan daha az işçi çalıştıran işçiler İş Mevzuatı’na tabi değil. Üstelik resmi ve yazılı sözleşme belgeleri yerine, “açığa imza”lı (“blank signature” denen) sözleşmeler yapılıyor; işçilere boş bir kâğıda imza attırılıyor ve bu imzalı boş kâğıt parçaları, işverenlerin artık köle sahibi olduğunu tescilleyen belgelere dönüşüyor.
İran Ahmedinejad rejimi, 2008’den bu yana yoğun ve olağanüstü boyutta bir özelleştirme ve kemer sıkma programı yürütmekte. Üstelik tüm toplumsal ve örgütlü muhalefet kanallarının tıkalı olması, bu neoliberal saldırganlığa daha da ivme kazandırıyor. O derece ki, daha krizin ilk senesinde rejim tüm kamu varlıklarının üçte birini özelleştirdi. Ekmekten pirinç ve benzine kadar temel tüm ürünlerde sübvansiyonlar kesiliyor. Rejim 2013 senesine kadar tüm sübvansiyonların kaldırılmasını hedeflemekte.
Son dönemlerde İran rejiminin gerek getirdiği yasal düzenlemeler gerek devrim muhafızları ve Bajij gibi askerî ve paramiliter güçleriyle ana saldırı hedeflerinden biri İran işçi hareketi. Sadece son birkaç sene içinde yüzlerce sendikacı ve işçi tutuklanarak hapse atıldı. Yakınlarda yapılan bir söyleşide İran’da sendikal faaliyet yürütmenin güçlüklerini anlatan İranlı emek aktivisti Amin’in sözleri durumu yeterince özetliyor: “Üç işçi bir araya gelip toplansa, hemen hücre hapsi ile cezalandırılıyorlar” . Fakat emek aktivisti Amin, medyaya sızmasa da ülke genelinde irili ufaklı birçok işçi protestosu ve greviyle İran işçi hareketinin gelişmekte olduğunu belirtiyor.
Mahsahr’daki petrokimya işçilerinin grevinden önce, bu sene içinde Tebriz kentinde de petrol işçileri bir grev gerçekleştirmişti. Mahsahr’daki grevde rejimin bazı işçileri tutukladığı bildirilmekte. Hiç kuşku yok ki İran rejimi, 1979’daki “İran Devrimi”nde Şah rejimini yıkan son hamlenin İran petrol işçilerinden geldiğini iyi biliyor ve hatırlıyor.
sol küre