Farklı ülkelerden Almanya’ya göçetmiş mülteciler sığınma başvurusunda bulunduklarında kamplara yerleştiriliyorlar.
de bu kamplardan biri. Etrafı tel örgülerle çevrili bu kampta koşullar insani olmaktan uzak. Kamp koşullarının düzeltilmesini isteyen mülteciler 8 Kasım’da bir gösteri düzenlediler. Protesto gösterisine katılan kampzedelerden
’nun e-maille göndermiş olduğu aktarımı kısaltarak yayınlıyoruz.
Merhaba,
Kusura bakmayın internete ancak bugün girme imkanı yakaladım. Bu kampta en önemli sorunlardan biri iletişimden yoksun olmaktır. İnternet ve diğer basın yayın araçlarını kullanma şansımız bulunmuyor. İnternete ancak “sitting”le giriyordum fakat son olarak yüklediğim 15 euroluk kontör interneti açmadı. Bu nedenle uzun bir süre internete giremedim. Dil bilen bir arkadaş vardı burada, onun sayesinde telefon ettik şirkete, yeniden kontör yükledik ve problemli de olsa internete girebildim.
8 Kasım 2011 Salı günü gerçekleştirdiğimiz eyleme aşağı yukarı 80 kişi katıldı. Aslında öncesinden etkili bir çalışma yapılamadı, benim geç bir zamanda haberim oldu. Eğer öncesinden organizeli bir çalışma yapılsaydı katılım daha fazla olabilirdi.
Son gece küçük bir çocuktan aldığım kalemle, yastık kılıfına beş dilde “özgürlük” yazdım, bir elime pankartı bir elime de “İşçi Birliği” gazetesini alıp yürüdüm. Almanca sloganlar yazılı birkaç adet de büyük pankart vardı. Önce megafon eşliğinde sloganlar atarak kamptaki hücreleri gezdik, bazı insanlar bu dolaşım sırasında katıldı yürüyüşe. Sloganlar atarak tüm kampı dolaştık. Daha sonra kampın çıkış kapısına doğru yürüdük. Üç aydır Almanya’dayım, bundan önceki diğer üç ayım Yunanistan’ın gayri insani koşullarındaki karakollarında geçti oradan ancak açlık grevi yaparak çıkabildim. 15 yılım da Türkiye’deki hapishanelerde geçti, uzun yıllar izolasyon ortamında yaşadım; dolayısıyla Almancayı bilmiyorum. Attığımız sloganlardan aklımda kalan biri şöyleydi: ‘Das lager muss weg!..’

Kampın dışına kadar yürüdük, tel örgülerle kaplı olan kampın dışında bir basın toplantısı yaptık. Televizyon ve basından gelenler vardı. Almanca bilen arkadaşlar birkaç konuşma yaptılar. Konuşmalar genel olarak yemeklerin kötü olduğu, çalışma olanaklarının olmadığı üzerineydi.
Öncesinden etkili bir çalışma yürütülmediği için iş durdurma eylemine herkes katılmadı. Birkaç kişi uyarmamıza rağmen yaprakları süpürmeyi sürdürdü. Nedenini sorduğumuzda “Bizim haberimiz yoktu” dediler.
Bugün göçmenlerin yaşadığı en önemli sorun izolasyon sorunudur. Burada dünyayla bağlantı kurma şansımız bulunmuyor. İnternet imkanı sunulmadığı için basın yayın araçlarını ve gazete kitap gibi materyalleri okuyamıyoruz. Politik bir insan için bu bitkisel hayat demektir. Özellikle Yunanistan karakolunda bu durumu çok yaşadım. Dünyanın değişik coğrafyalarında yaşanan direnişlerden haberim olmadı. Politik olarak gerilediğimi hissettim.
Dil bilmemek başlı başına bir izolasyondur. Dil bilmemek bizi tamamıyla tecrit ediyor. Birçok insanımız benzer sorunlar yaşıyor.
Bir dönem sosyalizmin etkisini sınırlı bir alanda tutmak için Avrupa devletleri “sosyal devlet” dedikleri bir program uyguladılar. Kendi işçi sınıfı ve ezilen halklarının ayaklanmaması için onlara bazı haklar vermek zorunda kaldılar. Belli bir mücadele sonucunda bu haklar kazınılmıştı. Ancak sosyalizm denemelerinde yaşanan geriye düşüş sonrasında, emperyalist kapitalist sistem yeniden rayına oturdu ve gerçek yüzünü göstermeye başladı. Çeşitli etnik sorunları kaşıyarak bölgesel savaşları körükledi.
Şimdi de dünya haklarına barış ve özgürlük adıyla yutturulmaya çalışılan Avrupa Birliği’nin geleceği tartışılır oldu. Emperyalist kapitalist sistem krizlerinden kurtulamıyor. Yaşanan devrevi krizler işçi ve ezilen emekçi halkların daha fazla sömürülmesine, onların kazanılmış haklarının ellerinden alınmasına yol açıyor. Arap coğrafyasında ve ardından Avrupa çapında yaşanan direnişler bir karşı hareketin de gelişmekte olduğunu müjdeliyor. Ancak işçi ve emekçi dünya halkları olarak önümüzün çok açık olduğunu söyleyemeyiz.
Almanya’da göçmenlerin örgütlü olmadığını gözlemledim. Hareket küçük gruplar halinde ve çok dağınık bir vaziyette bulunuyor. Artık tüm dünya çapında nasıl etekili ve sonuç alıcı hareketler geliştirilebileceği üzerine düşünmek ve harekete geçmek gerekir. Aksi taktirde yoksul halkları Bramsche gibi kamplardaki yaşama mahkum edecekler. Çünkü biz işçi ve emekçi halklar “fazla nüfus-artık nüfus” olarak görülüyoruz. Artık nüfus olarak tanımladıkları insanları denetim ve gözetim altında tutmak istiyorlar. Şimdilik onlara ölmeyecekleri kadar besin veriyorlar ama kriz derinleştikçe bunları da ellerinden alacaklardır. Göçmenlerin ve diğer yoksul halkların tüm yaşamları denetim ve gözetim altında tutulacak. Bundan kurtulmanın tek yolu örgütlenmek ve mücadele etmektir.
Taleplerimiz
1-Çalışma izni verilmiyor. Normalinde 1 yılını doldurduğunda çalışma müsadesi olduğu halde çalışma izni verilmiyor. Verildiğinde de 1 Euro’luk joblar veriliyor.
2. İzolasyon ve tecrit koşullarının kaldırılmalı,
3. Yemeklerin hep aynı olması,
4. Şehre uzak olması,
5. Uzun yılar insanların bu kampta bekletilmesi. 7 yıldır bekliyenler var. Evlere yerleştirmiyorlar.
6. Kampın yaşam koşullarının kötü olamasından dolayı kapatılma talebimizde de var. Kamp 2. Dünya Savaşı’nda Hollanda’lı askerlerin kaldığı bir yer.
Şimdilik bu kadar yazıyorum ve herkese selamlarımı iletiyorum. Hoşçakalın…
Turgay ULU