Salı, 6 Aralık 2011 (14 yıl 10 ay önce)
KOMÜNARCA
Dün ara verdiğimiz “Tutuklu Öğrenciler Serbest Bırakılsın!” çalışmalarımıza hazırladığımız duvar gazetelerini Ankara Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Siyasal Bilimler Fakültesi, İletişim Fakültesi ve Eğitim Fakültesi'ne yaygın bir şekilde yerleştirerek devam ettik.
Afişlemenin bitmesiyle birlikte tutuklu arkadaşlarımızdan Ali Haydar YILDIZ, Ugurcan SOYBENLİ, Yusufcan YILDIRIM, Didem Ezgi SERAP, Rıdvan AKBAŞ’ın ilk duruşmalarının görüleceği Ankara Adliyesi önüne gittik. Burada “Tutuklu Öğrenciler Serbest Bırakılsın!” kampanyasını birlikte ördüğümüz ve içinde bizim de (DPG) yer aldığımız DÖB-DGH-EHP Gençliği-EG-SGD ve YDG ile ortak bir basın açıklaması düzenledik.
Okunan basın metninde şu ifadelere yer verildi;
Basına ve Kamuoyuna
12 Eylül faşist darbesini bile geride bırakan gözaltı ve tutuklama saldırısıyla karşı karşıyayız. Gün geçmiyor ki öğrencilerden, sendikacısına, işçisine emekçisine dönük tutuklama saldırısı olmasın. Hatta egemenler o kadar tahammülsüz ki kendi yasalarını dahi çiğneyerek, ayaklar altına alarak toplumun geneline dönük saldırılarda bulunuyor. Bunun en son örneğini avukatlara dönük tutuklama saldırısında gördük. Böylece egemenler kendi iktidarları tehlikeye girdiğinde geçerli olan tek hukukun, egemenliğin devamı için her şeyi yapmak demek olduğunu gösteriyor.
Bugün hukuk, adalet ya da yasalar tek bir şeyde bütünleşmiştir: Sömürücülerin egemenliği ve devamı, işçi ve emekçileri iliklerine kadar sömürmek, gençliğin geleceğini yok etmek ve Kürt ulusunu teslim almak, emperyalizme sonsuz hizmet… İşte bu nedenle sömürücülerin egemenliğine yönelen en ufak itirazlara dahi tahammül edilemiyor ve buna karşı gelenler ise sömürücülerin egemenliğini dayandırdığı araçlardan bir olan zindanlara atılıyor. Onu çöküşün eşiğine getiren ekonomik ve politik krizdir. Fakat bu saldırılar başarılı olamadı olamayacak.
Bizler bugün 23 Ocak 2011’de asılsız iddialarla tutuklanan arkadaşlarımızın yanında olmak ve bu saldırıların gençliğin devrim mücadelesini engelleyemeyeceğini haykırmak için toplandık. Arkadaşlarımız; Ali Haydar Yıldız, Yusufcan Yıldırım, Uğurcan Soybelli, Rıdvan Akbaş ve daha sonrasında gözaltına alınan Didem Ezgi Serap 23 Ocak Pazar günü çıkarıldıkları nöbetçi mahkemede tutuklandılar. Gerekçe ise sağ görüşlü öğrencilere saldırı planlama iddiasıydı. Parkta yürürken gözaltına alınan arkadaşlarımız, o dönem egemenlerin kalemşörlerinin bile dalga geçtiği “dört örgüte üye olmak” suçlamasına dahi uğramışlardı. Gençliğin kararlı ve cesur mücadelesi karşısında yerinde duramayan egemenler gençliğe korku salmak amacıyla bu tür saldırıları örgütledi.
Her ne kadar o dönem basında çıkan “terör örgütleri birleşti, Ankara’yı kana bulayacaklardı, üniversiteleri karıştıracaklardı” gibi iddialarla öğrenci gençliğin mücadelesini engellemeye ve toplum karşısında kendi haksız konumunu haklı çıkarmaya çalışırken bunda başarılı olamamıştır. Çünkü gençliğin mücadelesi haklıdır ve sadece bu topraklarda da değil tüm dünyada yükselmekte ve işçi ve emekçilerin desteğini almaktadır.
Gerek eğitim alanında verilen mücadelelerde, gerekse işçi ve emekçilerin verdiği mücadeleye olan desteği ile Kürt ulusunun özgürlük mücadelesine vermiş olduğu destekle devrimci demokrat yurtsever öğrenciler toplumunın gönlünde kazandığı yeri böyle ucuz saldırı ve iddialarla kaybetmez. Çünkü işçilerin, emekçilerin ve gençliğin ortak sorunu bu sömürücü sistemdir.
Öğrenci gençliğe dönük saldırılar sadece bununla sınırlı değil. 4 Mayıs günü ev ve yurtlar basılarak gözaltına alınan Özgür Alkan ve Bahadır Söylemez çıkarıldıkları mahkemede tutuklandılar. Gerekçe ise 12 Eylül faşist darbe döneminde idam edilen üç komünist işçi olan Seyit Konuk, Necati Vardar, İbrahim Ethem Coşkun ve 30 Mart 1971’de Kızıldere’de katledilenler için asılan pankartlar. 12 Eylülle yüzleşeceğiz diyenlerin ikiyüzlülüğü burada çok açık görülüyor. 7 Mayıs'tan bu yana tutuklu bulunan arkadaşlarımız 25 yıl ceza talebiyle yargılanıyor.
Bir başka örnek ise geçtiğimiz aylarda Hopa’da bir eylemde polisin kullandığı biber gazı ile öldürülen Metin Lokumcu için yapılan eylemden ötürü tutuklanan12 üniversite öğrencisidir. Peki, sonuç nedir? Benzer sebeplerden “Terör örgütü üyesi olmak” ya da “terör örgütü propagandası yapmaktan” ötürü 500 öğrenci zindanlarda tutuklu bulunuyor. Bu, öğrenci gençliğe dönük saldırıların boyutunu gösteriyor. Binlercesi ise soruşturmalar sonucunda okuldan uzaklaştırılıyor ve eğitim hakları engellenmiş oluyor. Bunların yanında ise binlerce devrimci, demokrat, yurtsever zindanlarda bulunuyor. Sadece son dönemde KCK adıyla yapılan operasyonlarda binlercesi tutuklandı.
Zindanlar ve tutsaklık sorunu gençliğin ve emekçilerin sorunudur. Çünkü devrimci demokrat ve yurtseverleri zindanlara atarak egemenler; işçi ve emekçilerin, Kürt ulusunun ve gençliğin mücadelesini öncüsüz bırakmaya ve bitirmeye çalışmaktadır. Devrimci tutsaklar devrim mücadelemizin onurudur. Devrimci tutsakların özgürlüğü devrim mücadelesinin zaferine bağlıdır. Bu nedenle devrimci tutsaklar özgürleşene kadar mücadelemiz sürecek.
Zindanın karanlığı güneşin doğuşunu asla engelleyemez. Egemenlerin işçi, emekçi, öğrenci, sendikacı, profesör, gazeteci ve avukat demeden gözaltı ve tutuklamalarda bulunması, içinde bulunduğu çöküşün ifadesidir. Ama bu saldırılar; işçi ve emekçilerin, Kürt ulusunun ve gençliğin mücadelesini engelleyemez. Ne demokratikleşme aldatmacası ne de faşizmin azgınca saldırıları biz devrimci, demokrat ve yurtsever gençliğin sömürüye, faşizme ve emperyalizme karşı mücadelemizi engelleyemeyecek.
Basın açıklamasının ardından topluca ilk duruşmanın görüleceği
11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne geçildi. Yaşanan gecikmenin ardından saat 14:00’te başlaması gereken duruşma saat 15:00’te başladı. Duruşma salonu tutsak arkadaşların aileleri, dostları, yoldaşları tarafından doldurulmuştu.
Genel itibariyle tutuklu arkadaşlarımız üzerlerine atılan hiçbir suçlamayı kabul etmediler. İddianameye delil olarak konulan şeylerin tamamen yasal materyaller olduğunu ifade ettiler. İddianameye delil olarak giren
Deniz GEZMİŞ ve arkadaşlarının anmasına çağrı bildirisinin suç olmadığını, Deniz GEZMİŞ adına İstanbul’da park açıldığını hatta Deniz GEZMİŞ’in bu parka heykelinin dikildiğini ifade etti.
Tutsak arkadaşların avukatları da İddia makamının tamamen artniyetli hareket ettiğini ve iddianamenin polis fezlekesinden hiçbir farkının bulunmadığını ifade ettiler. Bu ülkede sol görüşlü olmanın zor olduğundan, aynı materyalleri bulunduran, üzerlerinde bıçak, satır taşıyan, hatta mafyavari işlere burnunu sokan sağ görüşlü kişilerin hiçbir suçlamaya maruz kalmadığını hatta hak ettikleri cezadan binde birini almadıklarını ancak bu durum sol görüşlü öğrenciler söz konusu olduğunda ve delil olarak sunulan materyallerin tamamının yasal olmasına rağmen kat kat fazla cezaya maruz kaldıklarını ifade ettiler.
Çağdaş Hukukçular Derneği mensubu bir avukat 80 döneminde ki
DGM’ler neyse bu dönemde de Özel Yetkili Mahkemeler'in aynı işlevi gördüğünün ve Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması gerektiğinin altını çizdi.
Mahkeme heyetinin karar vermek için duruşmaya ara vermesi ile birlikte salonu boşaltırken tutuklu arkadaşlarımıza seslenerek karanfiller fırlattık. Salondan çıkış sürecinde de gür bir şekilde alkışlayarak onlara desteklerimizi ifade ettik. Bizim bu desteğimizden dolayı kuduran Özel Yetkili Mahkeme’nin İddia makamını temsil eden savcı cübbesini çıkartarak koltuğunun üzerine fırlattı.
Aradan 10 dakika geçtikten sonra karar açıklandığında ve ilk haber bize geldiğinde 5 arkadaşımızın da serbest bırakıldığını öğrendik. Ancak aradan birkaç dakika geçtikten sonra avukatlardan ikinci bir telefon geldi ve sevincimiz buruk kaldı.
Tutuklu arkadaşlarımızdan; Ali Haydar Yıldız, Yusufcan Yıldırım ve Rıdvan Akbaş serbest bırakıldılar ancak iki yurtsever arkadaşımız Didem Ezgi Serap ve Uğurcan SOYBENLİ’NİN tutukluluk durumlarının devam ettirilmesine karar verildi.
Bütün tutsak arkadaşlarımızı özgürlüklerine kavuşturana kadar mücadelemizi devam ettireceğiz.
Devrimci Proleter Gençlik /
ANKARA