Öğrencime dokunma...

Hopa Duruşmasında yargılanan öğrencilere aydın, sanatçı, akademisyen, milletvekili ve öğrencilerden destek

GENÇLİK
Perşembe, 8 Aralık 2011 (14 yıl 5 ay önce)

KOMÜNARCA

Eğitim-Sen Ankara Üniversiteler Şubesi Cebeci Temsilciliği’nin çağrısı üzerine bir araya gelen Ankara Üniversitesi Cebeci kampüsü bileşenleri “Öğrencime dokunma, saçının teline bile!” şiarlı basın açıklamasını gerçekleştirdiler.



Üniversite bileşenleri, Cebeci kampüsü ana kapısında saat 13.30’da bir araya gelerek basın açıklamasını gerçekleştirdiler. Basın metninin okunmasının öncesinde tutuklu öğrencilerin derslerine giren akademisyenler, devletin yaftalaması ile suç delili sayılan “Yasadışı saç kestirme eylemini gerçekleştirdiler!”. Daha sonra kesilen saçlar zarflara konularak yarın özgürlüğüne kavuşmaları istenen tutsak öğrenci arkadaşlarımıza elden teslim edilmek üzere saklandı.

Akademisyenlerin saç kestirme eyleminden sonra Cebeci kampüsünün önüne BDP milletvekili Sırrı Süreyya ÖNDER gelerek yapılan eyleme destek verdi ve o da “illegal saç kestirme eylemine” katıldı.

Sırrı Süreyya ÖNDER yaptığı kısa açıklamada şu ifadelere yer verdi;

Biz yaşanılanları daha önce 12 Mart döneminde görmüştük. 12 Mart’ın mimarları şebeklikleri ile tarihe geçtiler ve rezil oldular. Onlarda boğazdan geçen vapurun imalı öttüğünü tespit ederek polis fezlekelerine ve mahkeme iddianamelerine geçip insanları yargılamışlardı. Onların rezillikleri sonrasında meydana çıktı. Şebeklikleri ile tarihe geçtiler. Şimdi aynı zihniyetin farklı ürünleri de aynı şebekliğe soyunarak rezaletleri ile tarihe geçmek için uğraşıyorlar.

Onları buradan son kez uyarıyorum, gelin bu şebekliğinizden vazgeçin. Yoksa bu tarih sizide rezaletiniz ve şebekliğiniz ile anacaktır. İnsanlık onuru için, bilimsel eğitim için, parasız eğitim için, özgürlük için mücadele eden gençlerimizin yanında olduğumuzu ve bundan sonrada olacağımızı bir kez daha ifade etmek isterim. Söz konusu insanlık  onuru olunca varsın giden iki tel saçımız öğrenci arkadaşlarımıza feda olsun.
diyerek sözlerine son verdi.

Sırrı Süreyya ÖNDER’in ardından Eğitim-Sen Ankara Üniversiteler Şubesi Cebeci Temsilciliği’nin hazırladığı basın açıklaması okundu. Okunan basın metninde şu ifadelere yer verildi;

BASINA, KAMUOYUNA, ÜNİVERSİTE MENSUPLARINA VE HALKIMIZA,

Yusufcan, Ozan, Soner ve diğerleri… Sonra onlara Çağdaş’lar, Cüneyt’ler katılıyor başka kampüslerden. Dile kolay, beş 100’e yakın öğrencimiz şu an çeşitli nedenlerle tutuklu bulunmakta, dersliklerinde, üniversitelerinde değil cezaevi koğuşlarında, tecrit hücrelerinde.

Onlarla bu kampüste, dersliklerde karşılıklı tartıştık, dersler işledik. Onlara bildiklerimizi öğretmeye çalıştık, onlardan çok şeyler öğrendik. Onlara umut vermeye çalıştık, umut etmeyi ise öğrendik. Onları çok sevdik, saçlarının bir tek teline zarar gelmesin istedik, onlara ödev verirken gözlerinin nurlarına kıyamadık kimi zaman.

Ancak Hocamızı, Metinimizi, Metin Lokumcu’yu katledenler, öğrencilerimize de tüm vahşetleriyle saldırdılar, saldırmaya devam ediyorlar. Öğrencilerimiz kimyasal gazla boğulmak istendi, joplarla öldüresiye dövüldüler, kemikleri kırıldı, göz altına alındılar, işkence edildi onlara, o bizim kıyamadığımız, ışıl ışıl gözlü çocuklara. Sonra tutuklandılar, aylardır cezaevlerinde, tecrit koşullarında, insanlık onuru için mücadele etmeye, bizlerin umudu ve gururu olmaya devam ediyorlar.

Bizim saçlarının tek teline kıyamadığımız çocukların saçlarına bile tahammül edemediler. Saçlarını zorla kestirdiler. Cezaevindeki arkadaşlarına moral olsun diye saçlarını kesen dışarıdaki arkadaşlarını da tutukladılar. Onlara da türlü türlü eziyetleri, işkenceleri reva gördüler.

Bizler bu katilleri, bu işkencecileri tanıyoruz. Onların eline kan çok uzun zaman önce bulaştı. Onlar öğrencilerimizi, arkadaşlarımızı katlettiler, astılar, işkence tezgahlarından geçirdiler, kaybettiler. Ve biz onları unutmadık. Taylanları, Mahirleri, Denizleri, Hürcanları, İboları, Erdalları, Necdetleri, Erkutları, Metinleri de unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.

Öğrencilerimizin, dostlarımızın, hocalarımızın katilleri bu ülkede kahraman edildi, şerefli ilan edildi. İşte bugün iktidarda olanlar “vatan için kurşun atan da yiyen de şereflidir” diyenlerle aynı kişilerdir. Bugün iktidarda olanlar “bizim çocuklar” diyerek katillere sahip çıkanlarla aynı kişilerdir. Sadece isimleri, bedenleri, görüntüleri değişmiştir.

Öğrencilerimize zulmedenlerin, işkence edenlerin bazıları şimdi, bugün de buradalar. Onlar öğrencilerimizi fişlemeye şu anda bile devam ediyorlar. Ama bilin, öğrencilerimiz yalnız değil. Yıllardır hep yaptığımız gibi yüzünüze karşı “Öğrencime Dokunma” diye haykırıyoruz işte şimdi de. Ve terör dediğiniz buysa eğer, buyrun biz de burada bir terör suçu işliyoruz. Ve buyrun işte burada karşınızdayız.

Bu ülkede güya terörle mücadele edenlerin pek çoğu tüm meslek hayatları boyunca; bastıkları, aradıkları, tarumar ettikleri evlerde tek bir silah dahi bulamamıştır. Onların uzmanlık alanı, öğrencilerimizin, gençlerin, muhaliflerin, parti yöneticilerinin, sendikacıların, gazetecilerin, yazarların, akademisyenlerin evinden çuval çuval dergi ve kitabı paketleyip savcılığın önüne delil diye bırakmaktır. Bugün ileri demokrasi diye bize yutturmaya çalıştıkları işte bu manzaradır. Ancak bizler ne yılgınız, ne umutsuz. Gecenin en karanlık zamanlarındayız sadece. Bir daha asla diyebileceğimiz günler yakındır. Gün gelecek onların taciz eden, fişleyen gözlerindeki o karanlığı bu ülkeden de bu dünyadan da kovacağız.

İşte iktidar fermanını açıklamıştır: Bu ülkede “eşit - parasız eğitim”i savunmak suç, anadilde eğitimi talep edilemez bile, puşi takmak tutuklanma sebebi… Emekten, halktan, bilimden, demokrasiden, özgürlükten, aydınlıktan yana olmak vatan hainliği. Nazım Usta’nın dediği gibi, vatan hainliği buysa evet hepimiz vatan hainiyiz!..

Doğayı savunmayı aklınızın ucuna getirmeyin diyor devlet. Bir de Metin Lokumcu’nun katledildiği Hopa olaylarını, polis saldırısını, devlet terörünü protesto etmek de suçların katmerlisi; bunlardan en az birisini yapmışsanız muhtemel terör örgütü üyelerinden birisiniz. Merak ediyoruz, burada şu anda olup da bir terör örgütüne üye olmayan var mıdır? Çünkü bunların terörle mücadele dedikleri şey, aydınlıkla, bilimle, hakikatle, vicdanla, özgürlükle, demokrasiyle, insan onuruyla mücadeledir. İşte budur, AKP’nin ileri demokrasisi.

(...)

Bizler öğrencilerimizle,  insan onuruna yaraşır, insanca bir dünya; tahrip edilmeyen bir doğa; özgür, bağımsız ve demokratik, eşitlik temelinde inşa edilmiş bir ülke için kafa kafaya verip düşünce üretiyor, hakikatin ve geleceğin peşine düşüyoruz. Onlar ise öğrencilerimizin ve aslında hepimizin geleceğini asılsız suçlamalarla; kesilmiş saçlar, traş makineleri, dergiler, kitaplar, film afişleri, çizgi film CD’lerinden oluşan sözde delillerle ellerinden almak, teslim almak istiyor. Bizler öğrencilerimizi saçlarının bir teline bile kıyamazken onlar öğrencilerimiz üzerinden, onurlu bir gelecek umudunu yok etmek üzere var güçlerini seferber ediyorlar.

Peki, tüm bunlar ne için? Kendisine yönelen her türlü muhalefete yaşam hakkı bile tanımayan AKP iktidarı, bu ülkede köklü bir geçmişe sahip olan öğrenci muhalefetine karşı açıkça savaş açmıştır. Bu savaşın araçlarını ise, zamanında ülkemize okyanus ötesinden gelip kontr gerillayı, işkencecileri ve katilleri eğitenlerden ayrıca ceberrut devlet terörü geleneğinden edindiler.

Biliyoruz ki, bu tutuklama dalgası ile AKP asıl dışarıdakileri kuşatmakta, tüm bir ülkeyi bir hapishaneye, bir toplama kampına çevirmeye çalışmaktadır. İki gün önce 6 Aralık’ta ve bugün çeşitli duruşmalar aynı kötü senaryo ile aynı asılsız suçlamalarla görüldü, görülüyor.

Yarın ise, Hopa Davası'nın duruşması var. Ancak bilinmelidir ki yarınki duruşmada yargılanacak olan öğrencilerimiz olmayacak. Bu ülkenin geleceği yargılanacak. Ve biz üniversite çalışanları, hocaları, öğretim elemanları olarak yarın, 9 Aralık’ta saat 09:00’dan duruşma sonuçlanıncaya değin Ankara Adliyesi önünde olacağız. Tüm halkımızı da Ankara Adliyesi’ne çağırıyoruz. Gelin bizler de, Adliye Sarayı’nın önünde bu iktidarın adaletini, ileri demokrasisini yargılayalım.

Sayın basın mensupları,

Biraz sonra buradaki hocalarımız, öğretim elemanları, buraya eylemimize desteğe gelen sanatçı, yazar, dostlarımız saçlarını kestirecekler. Bu bir terör suçu madem biz de birazdan bu suçu işleyeceğiz. Sonra saçlarımızdan birkaç teli, mektup zarflarımıza koyacağız. Sonra mektuplarımızla beraber saç tellerimizi öğrencilerimize ileteceğiz. Ancak biz bu mektubu cezaevine göndermek istemiyoruz. Tüm kamuoyuna ilan ediyoruz: Biz yarın öğrencilerimizi, arkadaşlarımızı, dersliklerde, amfilerde, kampüslerinde, üniversitelerinde görmek istiyoruz. Onların burada olmadığı bir üç dört aya daha tahammülümüz yok. Onlar ceza evinde olduğu sürece, buralar, bu kampüs, bu binalar bir üniversite değil; bir tımarhane, bir açık hava cezaevidir.

Biz mektuplarımızı onların sırasına koymak, öğrencilerimize sarılmak, hasretimizi gidermek, onları gözlerinden öpmek istiyoruz. Onların özgür kalıp bize tekrar umudu ve geleceği anlatmalarını, öğretmelerini istiyoruz.

Okunan basın metninin ardından “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!”, “Öğrencime dokunma, saçının teline bile!” sloganları eşliğinde alkışlarla eylem sonra erdirildi. Eylem sonrasında bütün duyarlı kamuoyuna 9 Aralık saat 09.00’da Ankara Adliyesinde görülecek Hopa duruşmasına çağrı yapıldı.
 
Devrimci Proleter Gençlik olarak bizlerde bütün DPG aktivistlerini ve duyarlı devrimci-demokrat-yurtsever kamuoyunu yarın görülecek olan Hopa Duruşmasına çağırıyoruz.

Devrimci Proleter  Gençlik/Ankara